Cörmanii Bölüm 1
Posted by Zımbılik | Posted in Sergüzeşt | Posted on 14:27
Daha önce bahsini ettiğim Almanya gezisini sonunda tamamladım ve pazartesi akşamı 9.30 sularında güzel ülkemize giriş yaptım. Aslında gezi sayılmazdı. Sonuçta çalışmaya gittim oraya ve yoğun bir şekilde de çalıştım. Bu macerayı üçe ayırıyorum. Başlangıç, gelişme&bitiş ve küçük notlar şeklinde. Şimdi gelin size Başlangıç’ı anlatayım:
Uçağımız sabahın köründe olduğu için gece uyumamaya karar verdim. Sabaha doğru valizi hazırlayıp saat 4 civarlarında yola çıktım. İçimde bir mutlulukla, sokakta kimsenin olmamasının da verdiği gazla şarkı söyleye söyleye metrobüs durağına gittim. Evimin oradaki park bu saatte bomboştu. Hava da ahmakıslatan dediğimiz şekilde yağmurluydu. Park cidden çok güzel gözüküyordu. Bir fotoğrafını çekmeden geçemedim.
Havaalanında Özgür Abi’lerle buluştuk ve valizlerimizi kontrole verdik. Sabahın ilk ışıklarına doğru iyice uyku bastırmaya başladı tabii. Uçağa bindiğim gibi kafayı vurdum. Havalandığımızı bile hayal meyal hatırlıyorum. Bir ara kahvaltı verilirken uyandım. Tam o sırada uyandığımı gören hostes sağ olsun hemen uzattı bana da bir tepsi. Onu yedikten sonra tekrar uyumuşum. İnişe geçtiğimizin anonsu ile uyandım. Duesseldorf’a inişten sonra pasaport kontrolünü halledip tur otobüslerine yöneldik. Az uyumuş olsam da gözlerim fıldır fıldır bu yeni ülkeyi izliyordu. Etrafta pek bir şey olduğu söylenemezdi tabii. Çoğunlukla bitki örtüsü gördüm diyebilirim. Sonunda otele vardık. Daha sonradan öğreneceğimiz bir diğer gerçek de otelin yeriydi. Otelin şehrin dışında olduğunu biliyordum ama hep ne kadar küçük bir şehir olduğu söylendiği için bu kadar uzak olacağını düşünmemiştim. Köln’e yaklaşık 20km uzaktaydı. Otelin bulunduğu yer Monheim am Rhein isimli Köln’ün bir banliyösüymüş. 
Çevredeki müstakil evlerden de anlaşılabiliyordu zaten. Ayrıca bu müstakil evlerin çatılarını nedense çok sevdiğimi de belirtmeliyim. Her gün tur otobüsüyle gidip geldiğimiz için sorun değildi elbette ama Köln’ü gezmek isteyen bendeniz durumdan şikâyetçi olmadım desem yalan olur. Otele valizlerimizi koyduktan sonra hemen fuar alanına doğru yola çıktık. İlk sefer olduğu için tur otobüsü biraz geze geze gitti. Leverkusen’de Bayer’den geçtik. Evet, bildiğiniz Aspirin yapan firma Bayer. Bayer Leverkusen’in Bayer’i. Burada sevgili Almanlar, çoğu memlekette olan teknoparklar gibi koskoca bir ChemPark yapmışlar. Aklınıza gelebilecek birçok ilaç firması ve kimya firması(aklına kimya firması gelene saygılar) vardı. O kadar büyüktü ki sadece Bayer’in fabrikasının uzunluğu sanırım iki kilometreymiş, eğer rehberin söylediği doğruysa. Köln’e yaklaştığımızda sanırım bir Almanya klasiği olan Türk mahallesini gördük. Sonunda fuar alanına geldik. 
Devasa kapıdan içeri girip, gene devasa salonlar arasından geçerek standımızı bulduk. Standı yapan firma hatalı yaptığı için ilk 5 saate yakın zamanı düzeltilmesini bekleyerek geçirdik. Bu sırada karşımızdaki kardeş firmamıza yardım ettik. Tabii bu gecikme nedeniyle işimiz de baya geç bitti. Öğlen iki gibi gittiğimiz fuarda çalışmaya yedi gibi başlayıp iki gibi bitirdik. Pazar günü sabah 12’den beri sadece uçakta iki saat uyumuş olan bendenizin halini varın siz düşünün. Gecenin bir vakti çıktık ve iki taksi çevirdik. Ama otelimiz çok uzak olduğu için adam yerini bilmiyordu. GPS’e yazacaktı ama biz de otelin bulunduğu sokağın ismini bilmiyorduk. Adama otelin broşürünü verdik. Oteli arayıp gerekli bilgileri aldı ve sonunda yola çıktık. Otele vardığımızda duşa girecek bile halim yoktu. Bu yüzden direk kafayı vurup yattım. Sanırım kafam yastığa değdiği anda uykuya daldım. Zaten hepi topu beş buçuk saat uyacaktım. Sabah zar zor kalkıp, uykulu uykulu duşa attım kendimi. Üstümüzü başımızı giyinip kahvaltıya indik. On dakika içerisinde hızlıca kahvaltıyı yapıp, otobüsteki yerimizi aldık. Uykuya doyamamış olan bendeniz tabii ki hemen kafayı vurdum uyudum tekrar. Fuar alanının önüne gelince açtım gözümü. Ve sonunda başlamıştı fuar. Trafik yüzünden geç bile kalmıştık yarım saat. Akşama kadar yoğun ve yorucu bir tempoyla çalıştım. Kardeş firmamız tercüman tutmadığı için ilk gün bir o standa bir bu standa koşup durdum. 
Akşam çıkışta tekrar otobüse bindim ve yine direk uyudum. Otelde akşam yemeği olmadığı için, yakınlardaki marketlerin ve restorantların bulunduğu küçük meydana geldik. Amerika’daki Towne Hall’lara benzettiğim bu yerde bir sürü Türk dükkânı vardı. Dönercinin birine oturup o saçma hindi ve et karışımı dönerden yedik muhabbet eşliğinde. Yorgunluktan bitap düşmüş kafilemiz yemek faslını atlatıp direk odalara çekildi ve uykuya bıraktı kendisini. İkinci gün, yeterince olmasa da, uyumuş olmanın verdiği göreceli dinçlikle tekrar aynı kahvaltı, otobüs, fuar rutinini uyguladım. Zaten bugünden itibaren bizim kafile otobüse adım attığım gibi uyuduğum için benimle dalga geçmeye başladı. Bir sonraki gün Hüseyin Abi “Uğur senin yatağı bozmamışlar” falan diyordu. Daha sonraki günlerde hepsi bana benzeyip yol boyunca uyudular gerçi orası ayrı. İkinci günün ilk günden farkı karşı komşumuzun Köln’de yaşayan bir Türk kızını tercüman olarak tutmuş olmasıydı. Karşı tarafın ziyaretçileriyle yoğunluk olmadıkça ilgilenmiyordum böylece. Gün sonunda ise büyük firmaların stantlarında verdikleri partilerden birine denk geldik. Beleş biralarımızı kaptık ve tekrar otelin yolunu tuttuk. Gene uyudum tabii ben. Evet, beş günlük fuar boyunca her otobüs yolculuğunda uyudum. Üçüncü gün bizimkileri satıp Köln’ü gezmeye niyetlendim. Ama ziyaretçilerden birisi bizden fiyat teklifi isteyince, gece bunun çalışmasını yapacağımız için o planım da suya düştü. En sonunda dördüncü gün, Cuma günü kafaya koydum, Köln’ü gezecektim.

Comments (0)
Yorum Gönder