Kultur Shock

Posted by Zımbılik | Posted in , | Posted on 23:32

BtG için yazdığım Kultur Shock konseri yazısı: farklı bir şey ekleme gereği duymadım son resimler dışında.

Bu yazı ertelenemez. Bugün, bu gece, bu saatte, sabaha karşı 2.30 sularında henüz tazeyken o müziğin üzerimdeki ruhu yazılmalı. Başka türlü bu konserin ruhunu aktaramam çünkü. Evet albüm incelemelerinde sizlere defalarca önerdiğim şeyi gerçekleştirdim sonunda. Kultur Shock bu gece İstanbul’daydı. Ghetto’da. Ben de oradaydım. Benim gibi onlarca insan da.

Dürüst olmak gerekirse endişeliydim. Konser mekânına gittiğimde benimle beraber sadece bir kişinin olduğunu görünce çok endişelendim. Neyse ki yüzümü kara çıkartmadı İstanbul dinleyicisi ve gecenin ilerleyen saatlerinde doldukça doldu mekân. Çok olmasa da yine hatırı sayılır bir kalabalık vardı diyebilirim. Mekân doldukça bir başka kaygı başladı bende. Konsere gelen kitleye şöyle bir göz gezdirdim ve çoğunluğu nedense gözüme Kultur Shock’la uzaktan yakından alakası olmayacak insanlar gibi geliyorlardı. Sonra düşündüm ve aptallığıma yandım. Asıl Kultur Shock ruhu bu değil miydi zaten? Birbirinden tamamen farklı insanların oluşturduğu bir grubun dinleyici kitlesini niye bir kalıba sokmaya çalışıyordum ki? Metal dinleyicisinden, benim gibi “normal” insanlara, eskici twistçisinden, kızıyla beraber dinlemeye gelen anne babaya herkes Ghetto’daydı bu gece. Herkesin ortak amacı vardı.

Konser sonunda az da olsa kendisine lanetler okuyacağımı bilmeden, DJ’in eski, hareketli müzikleri eşliğinde konseri bekliyorduk. Konser saati biletlerde ve etkinlik takviminde 22.30 gözüküyordu ama 9.30da grup daha yeni ses denetimini bitirmişti. Sonradan öğrendim ki güzel İstanbul’un trafiğinde harcamışlar saatlerini. Çok da umurumdaydı sanki konserin 1 saat geç başlaması. Neredeyse iki yıldır gelsinler diye bekliyordum. Sonunda Revolution Song Intro çalmaya başladı ve grup teker teker yerini aldı sahnede. Derken bir anda King for Today’e girdiler. O bitti mi bitmedi mi derken Mujo Kuje, derken God is Busy… Deliler gibi zıplıyor, deliler gibi bağırıyordum. O youtube videolarında gördüğüm enerjiyi düşündüm. O videolardan aldığım his bunun yanında hiçbir şeydi. Etrafıma baktım benim gibi deliler gibi zıplayan insanlar, bağırıp çağıranlar vardı ama kabul ediyorum ki sanırım bunlar sadece bu kişilerle sınırlıydı. Arka taraflarda durum nasıldı bilmiyordum, pek de umurumda değildi açıkçası. Ben aklımı kaybetmişçesine eğleniyordum. Takatim kalmayacak gibi olduğunda tekrar sahneye odaklanıyordum ve anlayamadığım bir şekilde yeniden doluyordum ve yarın yokmuşçasına oynamaya başlıyordum. Attığım göbeğin, hıplamaların(hoplama ve zıplamadan üretilmiş bir kelime) haddi hesabı kalmadı. Bu hıplamalar sırasında etrafımdaki kişilerin ayaklarını da ezmeden geçemedim. Yanımdaki hanımefendinin ayağına iki defa konmuş olmama rağmen herhangi bir kinaye belirtisi olmadan, anlayışlı bir şekilde “Önemli değil” demesi de sevindiriciydi benim açımdan.

God is Busy sonrasında County Mohammed, Don’t Shoot, Duga, Poor Man’s Tango, Tamni Vilajet, Istanbul, Sheitan, Duna, Nadjia ile devam ettiler ve Hashishi ile bitirdiler. İtiraf etmem gerekirse ne zaman hangi şarkıyı çaldıklarını ilk üç ve son şarkı dışında hatırlamıyorum. Konser sonunda sahneden şarkı listesini çaldığım için bunları yazabiliyorum. Hashishi’yi haklı çıkarırcasına kendimden geçmiştim siz düşünün. Hashishi sonrasında sahneden inip tezahüratlarımızla tekrar sahneye çıktılar ve benim en sevdiğim şarkıları olan Zumbul’u çaldılar. Bu hüzünlü ve beni az kalsın ağlatacak şarkıdan sonra, “sizi biraz hüzünlendirdik, gelin biraz da göbek attıralım” dercesine Mastika’ya girdiler. İşte o an, konser başlamadan önceki kitle kaygımın ne kadar yersiz olduğunu tekrar gördüm. İnsanlar elindeki rakı bardağını bile bırakmadan, kendilerini kaptırmış göbek atıyorlardı. Bu Kultur Shock ruhuydu işte. Sarajevo ile birlikte hep beraber hıplaya hıplaya bitirdik konseri. Gino “elimizden geldiğince devam edeceğiz” demişti sahneye tekrar döndüklerinde. Öyle de olacakmış aslında. Geri döneceklermiş ama DJ kendini kaptırıp müzik açınca çıkamamışlar. İşte bu yüzdündendir kendisine az da olsa lanet okumam.

Konser bitiminde sahnenin oralarda kendime gelmeye çalışıyordum. Kulis yolunda bekleyen davulcu Chris’i gördüm. Yakınlarda koruma olmadığını ve birkaç dinleyicinin o taraflara gittiğini görünce hemen sinsice yaklaştım ve kendisiyle bir fotoğraf çekildim. Ayrıca bir davulcu olarak hatıra olması için baget istedim. Hemen geliyorum deyip kulise gitti. Derken Paris indi sahneden kemanı ve bir ton eşyasıyla birlikte. Onunla da bir fotoğraf çektirdim. Kapının orada Gino’yu gördüm. Hayranlarıyla fotoğraf çektiriyordu. Ben de bir tane çekildim. Derken Chris çalmaktan bertaraf olmuş kırık bageti getirdi. Tüm grubun samimiyetine ve güler yüzlülüğüne hayran kaldım. Tam dışarı çıkarken basçı Guy’ı gördüm. Yanına gidip muhteşem gösteri için teşekkür ettim, fotoğraf çektirdim. Sonrasında Sasho ve Guy ile muhabbete bir süre devam ettim. Ve sonunda eve doğru yola çıktım. Yüzümde gene o aptal, gitmeyen gülümseme vardı.

Beş saatlik uyku, 9 saatlik çalışmanın ardından, bu muhteşem iki saat… Kollarım ve ayaklarım tutmuyor, sesim kısık olabilir. Belki de hasta olacağım yarın. Ama hiçbiri umurumda değil. Bu iki saat boyunca, King for Today’de dediği gibi “yarın yok, sadece bugün var” düsturunda kendimden geçtim. Aynı düstur yüzünden bu yazı yarın değil bugün, sabaha karşı yazılıyor. Çünkü onlar yarın yokmuşçasına çalıyorlar ve siz de yarın yokmuşçasına eğleniyorsunuz.

Güzeller güzeli Paris

Photobucket

Ginolar Gino'su

Photobucket

Havalı Guy

Photobucket

Comments (0)