Bir Hoşçakal
Posted by Zımbılik | Posted in Çoban Fikir Salatası | Posted on 00:04
Ölüm garip bir şey. Her seferinde unutulan, ama fırsatını bulduğu anda tokadı suratınıza yapıştıran. Alışılabilen bir kavram ama zaman alıyor galiba. Alışmaya başlamışım sanırım ben. Bu hafta başında Babanem vefat edince keşfettim ben de. Haberi aldıktan sonra babama destek olmak amacıyla Elazığ’a gittim iki günlüğüne. Benim annem hala yaşadığı için, anne kaybının nasıl bir şey olduğunu bilemiyorum. Havaalanında bizi karşılamaya gelen babamın ruh halini görünce biraz anlar gibi oldum. Babanem 90 yaşını devirmiş ve zaten sağlık sorunları yaşayan biriydi. Tüm bunlara rağmen yine de kabullenemiyor ve bir gün öleceğine hazırlanamıyor sanırım insan.
Bu küçük yolculuk birçok şey öğretti bana. Cenaze evi olarak birçok misafiri ağırladık başsağlığı dilekleri için gelen. Bu sırada fark ettim ki, inanç’ın ortaya çıkışlarından biri de insanın ölümle başa çıkmaya çalışması/isteği(Bu nedenle sanırım ölümden sonra kavramı yaratıldı). Bu ölümden en fazla etkilenmiş babama ve amcama bakıyordum. Yakın akrabalara bakıyordum. İnsanların ölüm hakkındaki çaresizliği yüzlerinden okunuyordu. Tek yapabildikleri dua edip, ölen kişiyi daha iyi bir yere gönderdiklerine inanmak. Başka şansları yok çünkü. Çok sevdikleri bir insan artık YOK. Ellerinden hiçbir şey gelmiyor. Normalde pek inançlı gözükmeyen babamı bile her seferinde dua ederken görmeyi garipsemedim dersem yalan olur. İnancı olmayan bir insan olarak, Babanemin ölümüne dua etmek yerine yaşamını anmayı tercih ettim. Evin önünde otururken onun “hey yavrum hey” dercesine el sallayışını hayal ettim. Ölüm çok kasvetli.
Sadece ölümle ilgili değildi öğrendiklerim. Samimiyeti tekrar öğrendim. İnsanlarda sıcaklık, içtenlik görebilmeyi ve bunlardan mutlu olmayı tekrar öğrendim. Ağın’daki akrabalarımız hem cenaze evi olduğumuzdan hem de benim de geldiğimi öğrendiklerinden her seferinde bizi ziyaret ediyorlardı. Minik mahallemizde çoğu kişi bir şekilde akrabamızdı zaten. Ama ben de çocukluğumun büyüklerini; eski kasa mercedesi olan Rahmi amcayı, guzulu Fatma halayı, Emekli öğretmen Ali Amcayı, Mustafa amca ve kızı Arzu ablayı görmekten o kadar mutlu oldum ki. Bazılarını sekiz, bazılarını daha uzun süredir görmediğim insanlardı. Hepsi de o kadar sıcak karşılayıp, o kadar sevgi gösterdiler ki, uzun süredir insanlarda göremediğim için içimi karartan, yokluğunu çektiğim o samimiyeti görmekten o kadar mutluydum ki. Dönüş biletimi erken aldığıma pişman oldum. Arkadaşım bir gün daha idare ederdi benim yerime işi. Edemese bile bir gün gelmesem dünyalar yıkılmazdı da.
Yıllardır beni bu resimdeki yazı ile andıklarını da öğrenmiş oldum. Bunu yazdığım tarihi hatırlamıyorum maalesef. İlkokulun sonları gibiydi sanki. Bu dedim kendi kendime benim bıraktığım bir iz. Her ne kadar çok yakında yolu değiştirecekleri için kaybolacak olsa da, yıllarca bu iz ile anıldım ben. Ve o zaman karar verdim. Eğer ileride bir çocuğum olursa, bıraktığı izleri, ya da o izlerin bir kanıtı saklayacağım. Büyüyüp kocaman olduğunda göstereceğim ve “Ardında bu ayak izlerini bıraktın” diyeceğim.
Hoşça kal babane. Senin istediğin veya tercih ettiğin gibi bir torun olmadıysam, üzgünüm. Seni hep yatağandaki evimizin içinde bir şamanı andırırcasına kafanda bir sürü örtü ile otururken hayal edeceğim. Tıpkı şu fotoda olduğu gibi;



Comments (0)
Yorum Gönder