Kısa Saç ve Pornografi

Posted by Zımbılik | Posted in , | Posted on 19:19

Kısa saçlı hayatı hala garipsemekle meşgulüm. Aslında çok rahatladığımı söyleyebilirim. Özellikle şimdiki gibi sıcak havalarda kısa saç ne güzelmiş ya. Duş alırken de, çıktıktan sonra da kısa saçın rahatlığını tekrar hatırladım. Yakıştığını da söylüyorlar kısa saçın. Gerçi kimisi iyi diyor kimisi “o kadar da kötü değil ya” gibi cevaplar verebiliyor. Kişisel zevkler sanırım. Ben beğendim ama. Zaten facebooktan takip edenler gördüler de son halimi. Uzun saçlıyken bu gözlüğü taktığımda tam bir İspanyol pezevengine benzerken, kısa saçlıyken nerenin pezevengi olduğumu henüz bulamadım.

Photobucket

Neyse efendim ne diyordum. Kısa saç. Hala alışamadım evet. Hala uzun saçlıyken yaptığım, tik haline gelmiş olduklarını yeni fark ettiğim hareketleri yapıyorum. Mesela hala sanki saçım uzunmuşçasına yatağa yatarken saçımı arkaya atıyormuş gibi yapıyorum. Alışmak zor.

Temmuz ayını bekleme ayı ilan ettim. Sonuna kadar beklemek durumundayım çünkü. Yüksek Lisans’a başvuruyu yaptım. Mülakatı da atlattık her ne kadar beni gıcık etmiş olsalar da. Aldığım dedikodulara göre kabul de edilmişim. Ama resmi olarak açıklanmasını beklemek durumundayım. Gerçi dedikodulardaki kabul edilen öğrenci kadrosunu düşündükçe “lan vaz mı geçsem? Bunlar çekilir mi?” diye sorular soruyorum kendime. Kabul edilirsek şenlik ortamı olacak sınıf anlayacağınız. Kpss’ye de girdik. O da aynı hafta açıklanacak. Çalışmamış biri olarak ümitli de değilim zaten. İyi bir puan gelirse sürpriz olur tamamen. Godot’u beklercesine bekleme içerisindeyim anlayacağınız.

Şimdi gelelim başlıktaki dikkat çekici kelimeye ve açıklamasına. Pornografiyi sevdiğimi her fırsatta dile getiririm. Hatta porno kurumsallaşmayı başarmış porno sektörünün de savunucularındanım. Elbette kabul edilemez yönleri de var ki zaten ben onlardan bahsetmiyorum. Elbette uzun yıllar haşır neşir olduğum bir sektör olduğundan neyi beğendiğimi neyi beğenmediğimi çok iyi biliyorum. Doğallıktan yana olduğum için, çağdaş porno filmlerdeki kocaman silikon göğüslü, kıçına kadar makyaja boğulmuş kadınlarla dolu filmlerden haz etmiyorum. Bu doğallık arayışı yüzünden biraz eskilere gittim o yüzden. Vintage denen filmleri daha çok seviyorum. Kadınlar doğal vücutlara sahip, ve eğer yüze bakarsanız da güzellik bakımından, günümüz kadın porno yıldızlarından çok güzeller. Tabii bu tür eski filmlerin de dezavantajları var ve bunlara burada değinmek istemiyorum. Yapılan sevişme eylemi de daha doğal gözüküyor. Dara O’Briarin’in oyununda da günümüz pornoları hakkında güzel bir espri vardı; “Günümüzdeki porno filmlerinde insanlar nedense çok sinirli gözüküyorlar uu I don’t even like you, uu baby, I hate you. “ Zaten filmlerde adama odaklanmıyorum heteroseksüel bir erkek olarak ama kadınların da farklı olduğunu söyleyemem. Ben de kendisine sonuna kadar katılıyor ve kaçınıyorum böyle filmlerden. Geçenlerde sevdiğim bir sitede film ararken(filesonic üyeliği sağolsun) denk geldiğim mucizeden bahsetmek istiyorum. The Art of Blowjob diye geçen bir seriydi. Güzel mi güzel bir kızıl, blowjob eylemi gerçekleştiriyordu tüm seride. Ama filmlerin çekimi, ve kadının doğallığı gözlerimi yaşarttı resmen. Kimmiş bu diye Google’a sordum ve kendimi The Beautiful Porn diye bir yerde buldum. Cennet gibi bir yer burası benim için. O aptal, yapay porno filmlerini izlemek yerine burada üretilmiş, daha doğal filmleri izleyebilirim artık. Tek kötü yanı, torrent gibi yerlerde bulamıyorum filmleri. Ücretsiz izlemek hayali, gerçekten de hayal anlayacağınız. Ama ekonomimi düzelttiğim an bir aylık üyeliği alıyorum arkadaş. O derece sevdim. Bu da benden size bir kıyak olsun. Gerçekten de pornografinin en güzel halini keşfettim sonunda.

Son olarak eski oyunlara değinmek istiyorum. Arkadaş biz küçükken ne sabırlı insanlarmışız yahu. Alice:Madness Returns’ü yükledim. Ama oyuna başlamadan önce OGZ’deki incelemede verilen öğüde uyup önce 2000 yılında çıkmış olan ilk oyunu oynayayım dedim. Sinir krizleri geçiyorum valla. Atlamanması gereken platformlar minnacık ve kontroller kaypak olduğu için aynı taşın üzerine 10 kere atlamak sinir bozucu bir hale bürünüyor. Bir de zor lan bu oyun. Son bölümlerde durmadan düşman çıkıyor karşıma ve bunlar öyle bir iki vuruşta ölen cinsten değil. E elinde kullandığın silahın da büyü sınırı var. Birine yetse ötekine yetmiyor. Ölenden düşen kristal ile dolsa da o kristalin yanına gitmek de bir zulüm. Sonunda sinirlendim god mode açtım. Sözün özü, eski oyunlar (özellikle de American Mcgee’s Alice) bir zor. Bu oyunu oynamamın sebebi de Yüksek Lisans mülakatı aslında. Orada bana “oyunlarda gerçeğin subvert edildiği bir durum var mı yoksa gene bildiğimiz muhabbetler devam mı ediyor?” diye bir soru sormuştu Özden Hoca. İlk başta kitlensem de Nezir Hoca’nın yardımıyla savuşturdum soruyu. Sonra Oyungezer’i okurken, “e bundan daha güzel subversion(alt üst etme demek) var mı yahu” dedim. 35 bölümlü bir oyun olduğundan bitirmesi de tahmin ettiğimden uzun sürüyor. Nerede o eski oyunlar aziz ve azizelerim?

Comments (0)