<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782</id><updated>2011-11-23T04:04:03.690+02:00</updated><category term='Hikâye'/><category term='(art) of the Muses'/><category term='Çoban Fikir Salatası'/><category term='Know Thyself'/><category term='Alıntı'/><category term='(Ç)Alıntı'/><category term='Defter'/><category term='Sergüzeşt'/><category term='Çoban Fikir'/><title type='text'>Live Deliberately</title><subtitle type='html'>Yaramaz Çocuğun Kabuğu'na hoşgeldiniz.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>101</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-6508298998815648739</id><published>2011-10-23T21:55:00.000+03:00</published><updated>2011-10-23T21:56:35.670+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Utanıyorum</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://vedadataram.deviantart.com/art/Disgust-203992933?q=boost%3Apopular%20disgust&amp;amp;qo=44"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-HiSc8pOASbM/TqRh-XXXO0I/AAAAAAAAAFQ/mTqnPovMoDk/s320/disgust_by_vedadataram-d3dg9yd.jpg" width="231" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tiksiniyorum. Ülkemin insanlarından, ahlakından tiksiniyorum. İçinde yaşadığım zaman dilimini dehşetle izliyorum. Deliriyorum. Batı'nın ahlakını yeren politikacılar ve milyonlarca şakşakcılarının, 28 tane adamın 13 yaşında kıza tecavüz etmesine ses çıkartmayışını, üstüne adalet kurumunun kız farkındaydı diyerek olayı meşrulaştırmasını duydukça deliriyorum. HES projeleriyle binlerce akarsuyu yeşil kağıt parçaları üretmek için yok ettiklerini,buna engel olmaya kalkışan yöre halklarını teker teker içeri tıktıklarını duydukça deliriyorum. Bir çiftin&amp;nbsp;birbirine&amp;nbsp;sevgisinin göstergesi olan sarılmak ve öpüşmeyi çekemeyip hasetle bakanları, sevgiye dayanamayanları görünce kusmak istiyorum ama üzülüyorum da sevgisiz kaldıkları için.&amp;nbsp;Teröristler tarafından öldürülen askerleri için ağlayan fakat kendi ülkesinin mavi önlüklü teröristleri tarafından dövülen/öldürülen insanları için kılını kıpırdatmayan insanları gördükçe deliriyorum. Bir etnik grubun bir kısmına olan hıncını hepsine mal edip katliam çığırtkanlığı yapanları gördükçe dehşete düşüyorum(ki ecdadı katliam yapmadı düşüncesini ölesiye savunan bir milletin aynı damarının ermenilere, çerkezlere, alevilere ve daha nicesine tutmadığını nasıl söyleyebilirsiniz bana). Tüm Türkiye tutuklu milletvekillerini konuşurken gündemi Aziz Yıldırım'ın tutuklanması ile değiştiren, ötv zammı ile ortalık çalkalanırken bir anda ortaya şehit haberlerini düşüren, en ufak bir eleştiriyi kaldıramayıp gözdağı veren, onlarca askerini kaybetmiş bir milletin gözü yaşlıyken fırsatınu bulup Deniz Feneri skandalının başrolündeki kişilerin malvarlıklarındaki ihtiyadi tedbir kararını kaldıran, dayak yemiş bir kadına "kadın mıdır? kız mıdır?" diyecek kadar aşağılık diktatöre sahip insanları baş olarak kendisine seçtiğini görünce tiksintimi katlanıyor. Ve en son yaşanan Van'daki doğal afete "Beter olsunlar!" diyebilecek kadar cüretkarca vahşi, akıldan ve insanlığı bırak hayvanlıktan yoksun olanları gördükçe yaşamak istemiyorum. Ve en çok neden tiksiniyorum biliyior musun insanoğlu? Uyumandan ve düşünme yetini kaybetmiş olmandan tiksiniyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak ediyorum, insanoğlu evrimi süresince, ya da ilk farkındalığını kazandığında, içlerinde diğerlerinin türdaşlarından utanmasını sağlayacak davranışlar sergileyenler var mıydı? Merak ediyorum, şu anki tiksintim insanoğlunun varlığı süresince hep var mıydı, yoksa yaşadığımız dönemin suçu mu bu duyguyu had safhaya çıkması? Kaçacak yer arıyorum ama ya ulaşamayacağım bir noktadalar, ya da belki de yoklar. Yaşıyoruz diyoruz. Yaşamıyoruz. Ölmüyoruz da. Çürüyoruz. Yaşayan çürükleriz biz. Doğal değiliz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-6508298998815648739?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/6508298998815648739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=6508298998815648739&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6508298998815648739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6508298998815648739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/10/utanyorum.html' title='Utanıyorum'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-HiSc8pOASbM/TqRh-XXXO0I/AAAAAAAAAFQ/mTqnPovMoDk/s72-c/disgust_by_vedadataram-d3dg9yd.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5536051729861868286</id><published>2011-09-24T19:43:00.000+03:00</published><updated>2011-09-24T19:43:36.317+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Yeni yayın</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Gene bir boşvermişlik havası. Vazgeç(e)meyeceğim bir huysanırım. “Uzun süredir buraya bir şeyler yazmadım” demekten de bıktım. AslındaMuğla ziyaretimden döndükten sonra orada geçirdiğim zamanı yazacaktım fakatburayı “şu oldu, bu oldu” günlüğüne çevirdiğimi düşünmeye başladım vevazgeçtim. Onun yerine bundan sonra biraz daha aklıma gelen düşüncelere, dahadoğrusu canımın istediği her şeye yer vermeye çalışacağım. “Şuraya gittim bunuhemen yazmalıyım.” düşüncesine en azından bir süre ara vereceğim ve gerçektende “yazmalıyım” dediğim şeyleri yazacağım. Aslında bunları yazma düşüncemi deanlamıyorum ki. “Elimde bir kanıt bulunsun” mantığında yazıyorum bunlarınçoğunu ama düşünüyorum ki zaten kayda değer şeyleri insan unutmuyor. Niyeyazmayı sürdürüyorum ki bunları? Belki zamanla unutulabilecek küçük detaylariçin yazılabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Uzun zamandır durmadan aklıma hikâyeler geliyor. Yazmakistiyorum ama elle tutulacak şeyler olmuyor. Genelde bir sahne geliyor gözümünönüne. Capcanlı. Ama o sahnenin öncesi ve sonrasını kurgulayamıyor ya dadüşüncenin üzerinden zaman geçiyor unutuyorum. Aslında düşündüğüm her konu içintedirgin de oluyorum. “Simpsons did it first!” misali “Orwell, Le Guin,Cervantes etc. did it first” kaygım oluyor hep. Ama Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’ininönsözünde kendi yazdıklarını okuduktan sonra bir şeyi fark ettim. Birçok yazaraklına gelen her şeyi direk saf haliyle yazıya döküyorlar. Calvino kendiağzıyla söylüyordu bir yığın dolusu nottan kitap çıkarttığını. Benim amacımkitap çıkartmak değil elbette ama hikâye anlatmak istiyorum. Artık yanımdasüpersonik androidli telefonum var. Akıllı telefonu kullanmak lazım. Notlarımıdirek ona alabilirsem ve bunu alışkanlık haline getirirsem ortaya bir şeylerçıkarabilirim sanırım. Şimdi hatırladım da zamanında gene buraya bir yerebundan sonra yanımda not defteri taşıyacağımı yazmıştım. Birkaç gün taşıyıpkenara koymuştum(aslında o not defterinin içinde bir şeyler karalanmıştı. Çıkarıpyazsam mı ki?!). Aynı akıbeti telefonuma yapamayacağımdan, umudum nispeten dahafazla.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu arada audiobook olayını alışkanlık haline getirmek istiyorum.Telefonumda ücretsiz binlerce audiobook bulabileceğim bir program var. Keşkeülkemizde de yaygın olsa sesli kitaplar. Siftahımı Alice in Wonderland ileyapıyorum. Telefondan hem okuyup hem dinliyorum. Cidden harika bir şey. Akıllıtelefonları seviyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Blogger’ın arayüzü de değişmiş bu arada her Google servisi gibi. Sadeleşmiş ama ilk başta yabancı geldi. Alışmak zaman alır diyordum ki baktım alışmışım bile. Google iyisin güzelsin de Plus'ı beceremedin sanki.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Deniz naber lan?! Gidek 5 liraya mariyaçi içek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5536051729861868286?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5536051729861868286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5536051729861868286&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5536051729861868286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5536051729861868286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/09/yeni-yayn.html' title='Yeni yayın'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-6799134256603271890</id><published>2011-08-21T19:40:00.005+03:00</published><updated>2011-08-21T19:44:00.885+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Why I sing the blues?*</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Heyhat! Hey hayat! Hayaat beni neden yoruyorsun? Aslında yormuyorsun lan hayat. Öyle kendi halinde takılıyorsun. Ben de sana takılıp gidiyorum. Sana takılıp hayatımı yaşıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; Bu aralar güzel geçiyor günlerim. Yorucu olsalar da bir sıkıntım falan olduğu söylenemez ulu Göt’e çok şükür. Hele ki önümüzdeki 2 haftalık Muğla tatilini düşününce bir rahatlıyorum. Sonrası gene bir muamma ama ne yapalım.  &lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;											 &lt;/span&gt;Blues söyler geçerim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Önümüzdeki haftadan itibaren haftaiçi sabah derslerim bitiyor. Tabii böylelikle de gelirimin %70i de gidiyor. Ne gıcık şey şu para. Varlığı bir dert yokluğu yara demişler ya. Valığını doğru düzgün görünce anlayacağız dert mi, değil mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tam zamanlı olarak Özgür Abilerin yanında işe başlıyorum bayram dönüşü. Bundan sonra mesleğim üniversitelere diş laboratuvarları kurmak olacak. Akademisyenlik hayalimi ertelediğimizi söylemiştim iki yazı öncesinde. Aslında ücreti göze alıp, borç yiğidin kamçısıdır diyerek Kadir Has Üniversitesi’ne başvuracaktım ama mülakat ve sınavın yapıldığı tarihlerde Antalya’da iş ile ilgili bir kongreye katılmam gerektiğinden kaçırıyorum. Bahar döneminde açarlarsa program başvurmayı düşünüyorum. &lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;										&lt;/span&gt;Olmazsa Blues söyler geçerim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Aslında daha önce belirttiğim gibi yüksek lisans olmazsa Aralık’ta askere gitmeyi düşünüyordum. Askerliği sırf iş bulurken karşıma çıkmasın diye yapacaktım. Daha sonra Özgür Abilerle çalışmaya başlayınca iş bulma endişesi kalmadığı için rafa kaldırabilirdim. Özgür Abi’ye sordum, “Ne zaman gideyim askere?” diye. Onun işlerinin yoğun olmadığı bir zamana getirip en az yük ile aradan çıkarmayı düşünüyordum. Önce “seneye ağustosta git” dedi. Sonra Nisan’a çekti. Sonrasında Aralık’a çekti nisan celbinin açılmayabileceğini düşünerek. En son sorduğumda ise “gitme boşver yüksek lisansa girersin seneye” dedi. Canıma minnet olarak kabul ettim. &lt;span&gt;                                                            &lt;/span&gt;Şimdi &lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;										&lt;/span&gt;Blues söylüyor geçiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hayatıma güzel mi güzel bir hanımefendi girdi geçtiğimiz haftalarda. Kendi kristoluğumdan mütevellit (kristoluğumu rostoluk diye düzeltmeye çalışma sayın WORD!) çok komik bir tanışma hikâyemiz var aslında. Ama sen bana bir ara hatırlat, anlatayım ben sana okuyucu. İnsanın gözlerine baktığında güven veren bir sevgilisi olması güzel bir şeymiş. Bana “&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;not everyone is here that fucked up and cold”&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=m4XQMEMQE94"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;*&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;şarkı sözünü hatırlatıyor her seferinde. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: georgia; line-height: 18px; font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt;										&lt;/span&gt;Blues söylüyorum ama geçmiyorum. &lt;a href="http://youtu.be/vnlwxS-36AU"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;*&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-6799134256603271890?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/6799134256603271890/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=6799134256603271890&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6799134256603271890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6799134256603271890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/08/why-i-sing-blues.html' title='Why I sing the blues?*'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-158369780420151647</id><published>2011-08-01T00:39:00.002+03:00</published><updated>2011-08-01T00:42:08.346+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntı'/><title type='text'>Look Up! Look Up!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 8px; -webkit-border-vertical-spacing: 8px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;I'm sorry but I don't want to be an Emperor, that's not my business. I don't want to rule or conquer anyone. I should like to help everyone if possible, Jew, gentile, black man, white. We all want to help one another, human beings are like that. We all want to live by each other's happiness, not by each other's misery. We don't want to hate and despise one another. In this world there is room for everyone and the earth is rich and can provide for everyone.&lt;p&gt;The way of life can be free and beautiful. But we have lost the way.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Greed has poisoned men's souls, has barricaded the world with hate;&lt;br /&gt;has goose-stepped us into misery and bloodshed.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;We have developed speed but we have shut ourselves in:&lt;br /&gt;machinery that gives abundance has left us in want.&lt;br /&gt;Our knowledge has made us cynical,&lt;br /&gt;our cleverness hard and unkind.&lt;br /&gt;We think too much and feel too little:&lt;br /&gt;More than machinery we need humanity;&lt;br /&gt;More than cleverness we need kindness and gentleness.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Without these qualities, life will be violent and all will be lost.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;The aeroplane and the radio have brought us closer together. The very nature of these inventions cries out for the goodness in men, cries out for universal brotherhood for the unity of us all. Even now my voice is reaching millions throughout the world, millions of despairing men, women and little children, victims of a system that makes men torture and imprison innocent people. To those who can hear me I say "Do not despair".&lt;/p&gt;&lt;p&gt;The misery that is now upon us is but the passing of greed, the bitterness of men who fear the way of human progress: the hate of men will pass and dictators die and the power they took from the people, will return to the people and so long as men die [now] liberty will never perish. . .&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Soldiers: don't give yourselves to brutes, men who despise you and enslave you, who regiment your lives, tell you what to do, what to think and what to feel, who drill you, diet you, treat you as cattle, as cannon fodder.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Don't give yourselves to these unnatural men, machine men, with machine minds and machine hearts. You are not machines. You are not cattle. You are men. You have the love of humanity in your hearts. You don't hate, only the unloved hate. Only the unloved and the unnatural. Soldiers: don't fight for slavery, fight for liberty.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;In the seventeenth chapter of Saint Luke it is written:&lt;br /&gt;"The kingdom of God is within man"&lt;br /&gt;Not one man, nor a group of men, but in all men; in you, the people.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;You the people have the power, the power to create machines, the power to create happiness. You the people have the power to make life free and beautiful, to make this life a wonderful adventure. Then in the name of democracy let's use that power, let us all unite. Let us fight for a new world, a decent world that will give men a chance to work, that will give you the future and old age and security. By the promise of these things, brutes have risen to power, but they lie. They do not fulfil their promise, they never will. Dictators free themselves but they enslave the people. Now let us fight to fulfil that promise. Let us fight to free the world, to do away with national barriers, do away with greed, with hate and intolerance. Let us fight for a world of reason, a world where science and progress will lead to all men's happiness.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Soldiers! In the name of democracy, let us all unite!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;. . .&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Look up! Look up! The clouds are lifting, the sun is breaking through. We are coming out of the darkness into the light. We are coming into a new world. A kind new world where men will rise above their hate and brutality.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;The soul of man has been given wings, and at last he is beginning to fly. He is flying into the rainbow, into the light of hope, into the future, that glorious future that belongs to you, to me and to all of us. Look up. Look up.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Charlie Chaplin'in &lt;i&gt;The Great Dictator&lt;/i&gt; filmindeki &lt;a href="http://youtu.be/NXsoakk3GRk"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;konuşması. &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-158369780420151647?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/158369780420151647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=158369780420151647&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/158369780420151647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/158369780420151647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/08/look-up-look-up.html' title='Look Up! Look Up!'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-725844970836403407</id><published>2011-07-30T00:35:00.002+03:00</published><updated>2011-08-01T00:42:52.297+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Yazık</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Sonunda kendime bir yol çizme vakti geldi. Başlangıcı da yaptım bugün. 1 ay boyunca bizi boşu boşuna bekleten okulum bugün açıkladı nihayet y.lisans başvuru sonuçlarını. Kabul edilmemişim. Ümitliydim alınacağıma dair. Mülakatım çok güzel geçmişti. Hem içeride en çok kalan kişi bendim hem de herkesten hazırlıklı gitmiştim. Yaptığım çalışma bizim dinozorlarımıza çok yeni, eğreti ve boş geldiği için dünyada yapılan çalışmalardan bir iki örnek getirmiştim. Hatta Cenk Hoca’ya Facebooktan attığım mesajda da şöyle bir ibare geçmişti &lt;i&gt;“bu arada en uzun seni tuttular içeride hatırlarsan. ama belli olmaz bu işler” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Aslında bu mülakattan bir hafta sonra Miray isminde bir öğrenci gidip Aşkın ismili okutmana sormuş sonuçları. O da içinde benim de ismimin bulunduğu beş kişilik bir kadro saymış. Biraz zaman geçtikten sonra bir diğer dedikodu çalındı kulağıma onda da bir önceki beş kişilik kadrodan beni çıkarıp yerime Özden Hoca’nın yeğeninin alındığıydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Sitemkarım biraz. Derslerde olsun, kendine çizdiği dünya görüşüyle olsun torpil yapacağını beklemediğim bir insandı Özden Hoca. Ama sanırım herkes fırsatını bulduğu anda eleştirdiği kişilere dönüşüyor. Kural yine bozulmuyor. Ha evet, bu kişi Özden Hoca’nın yeğeni olsa bile bu bölüme girmeyi benden daha çok hak ediyorsa, hiçbir itirazım olmaz. Ama sadece Özden’i yeğeni olduğu için girdiyse yazıklar olsun. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;Daha önceleri de yazmıştım aslında akademinin de her yer gibi nasıl pislik bir yer olduğunu sanırım. Bu sene onayladım diyebilirim. Akademi kıç yalama ve ego savaşlarının yapıldı bir alan. Ego savaşlarını artık ölmek üzere olan prof.umuz ve onun hükümranlığını incelediğimde rahatça görebiliyordum. Kıç yalama ise Cenk Hoca tarafından şu sözlerle onaylandı. &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“ama belli olmaz bu işler - olmadı bunun önümüzdeki senesi de var dedim hep soranlara ama işin trick'i bölümden/hocalardan uzak kalmamak (hoca derken kendimi kastemiyorum). gözden ırak gönülden ırak misali...&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;” &lt;/i&gt;, &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“özden hn.'ın kıçından ayrılmayacaksın... hem hertürlü tavsiye hem okuma listesi vs. akademik guidance için birebirdir kendisi.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;” &lt;/i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Yani ben bu bölüme girebilmek için sadece kıç yalayacağım.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Akademik kariyer istiyorsam kıç yalayacağım. Maalesef bunu da ben yapamam. Özden Hocayla aram hep iyiydi okul boyunca mesela. Ama ben hiçbirini kıçını yalayayım beni y.lisansa alsın diye yapmadım. Sadece onu sevdiğimden yapıyordum. Hatta ilk başlarda İstanbul üniversitesi’ne başvurma planım bile yoktu. Ha sonuç gene İstanbul üniversitesinin yokluğu oldu orası ayrı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Kapitalist dünyada idealistlik cebindeki paranın miktarı ile doğru orantılıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Diye bir laf duymuştum bir arkadaşımdan. Ben de artık yönümü kapitalist düzenin yakıtı das kapital’e yöneltiyorum. Sema Hoca 30 yaşından sonra okula başlayıp akademiye girebildiyse, ben neden yapamayayım. Tekrar deneyeceğim şansımı. Ama bu sefer cebimde idealizmime yetecek yakıt olacak. En azından umudum bu yönde. Haydi bakalım yeni hayat, başla.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; color: rgb(51, 51, 51); "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-725844970836403407?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/725844970836403407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=725844970836403407&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/725844970836403407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/725844970836403407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/07/yazk.html' title='Yazık'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-7636493355820897052</id><published>2011-07-24T00:04:00.001+03:00</published><updated>2011-07-24T16:46:39.546+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><title type='text'>Bir Hoşçakal</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ölüm garip bir şey. Her seferinde unutulan, ama fırsatını bulduğu anda tokadı suratınıza yapıştıran. Alışılabilen bir kavram ama zaman alıyor galiba. Alışmaya başlamışım sanırım ben. Bu hafta başında Babanem vefat edince keşfettim ben de. Haberi aldıktan sonra babama destek olmak amacıyla Elazığ’a gittim iki günlüğüne. Benim annem hala yaşadığı için, anne kaybının nasıl bir şey olduğunu bilemiyorum. Havaalanında bizi karşılamaya gelen babamın ruh halini görünce biraz anlar gibi oldum. Babanem 90 yaşını devirmiş ve zaten sağlık sorunları yaşayan biriydi. Tüm bunlara rağmen yine de kabullenemiyor ve bir gün öleceğine hazırlanamıyor sanırım insan. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu küçük yolculuk birçok şey öğretti bana. Cenaze evi olarak birçok misafiri ağırladık başsağlığı dilekleri için gelen. Bu sırada fark ettim ki, &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;inanç&lt;/i&gt;’ın ortaya çıkışlarından biri de insanın ölümle başa çıkmaya çalışması/isteği(Bu nedenle sanırım &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;ölümden sonra&lt;/i&gt; kavramı yaratıldı). Bu ölümden en fazla etkilenmiş babama ve amcama bakıyordum. Yakın akrabalara bakıyordum. İnsanların ölüm hakkındaki çaresizliği yüzlerinden okunuyordu. Tek yapabildikleri dua edip, ölen kişiyi daha iyi bir yere gönderdiklerine inanmak. Başka şansları yok çünkü. Çok sevdikleri bir insan artık YOK. Ellerinden hiçbir şey gelmiyor. Normalde pek inançlı gözükmeyen babamı bile her seferinde dua ederken görmeyi garipsemedim dersem yalan olur. İnancı olmayan bir insan olarak, Babanemin ölümüne dua etmek yerine yaşamını anmayı tercih ettim. Evin önünde otururken onun “hey yavrum hey” dercesine el sallayışını hayal ettim. Ölüm çok kasvetli. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sadece ölümle ilgili değildi öğrendiklerim. Samimiyeti tekrar öğrendim. İnsanlarda sıcaklık, içtenlik görebilmeyi&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;ve bunlardan mutlu olmayı tekrar öğrendim. Ağın’daki akrabalarımız hem cenaze evi olduğumuzdan hem de benim de geldiğimi öğrendiklerinden her seferinde bizi ziyaret ediyorlardı. Minik mahallemizde çoğu kişi bir şekilde akrabamızdı zaten. Ama ben de çocukluğumun büyüklerini; eski kasa mercedesi olan Rahmi amcayı, guzulu Fatma halayı, Emekli öğretmen Ali Amcayı, Mustafa amca ve kızı Arzu ablayı görmekten o kadar mutlu oldum ki. Bazılarını sekiz, bazılarını daha uzun süredir görmediğim insanlardı. Hepsi de o kadar sıcak karşılayıp, o kadar sevgi gösterdiler ki, uzun süredir insanlarda göremediğim için içimi karartan, yokluğunu çektiğim o samimiyeti görmekten o kadar mutluydum ki. Dönüş biletimi erken aldığıma pişman oldum. Arkadaşım bir gün daha idare ederdi benim yerime işi. Edemese bile bir gün gelmesem dünyalar yıkılmazdı da. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=uur.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/uur.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yıllardır beni bu resimdeki yazı ile andıklarını da öğrenmiş oldum. Bunu yazdığım tarihi hatırlamıyorum maalesef. İlkokulun sonları gibiydi sanki. Bu dedim kendi kendime benim bıraktığım bir iz. Her ne kadar çok yakında yolu değiştirecekleri için kaybolacak olsa da, yıllarca bu iz ile anıldım ben. Ve o zaman karar verdim. Eğer ileride bir çocuğum olursa, bıraktığı izleri, ya da o izlerin bir kanıtı saklayacağım. Büyüyüp kocaman olduğunda göstereceğim ve “Ardında bu ayak izlerini bıraktın” diyeceğim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hoşça kal babane. Senin istediğin veya tercih ettiğin gibi bir torun olmadıysam, üzgünüm. Seni hep yatağandaki evimizin içinde bir şamanı andırırcasına kafanda bir sürü örtü ile otururken hayal edeceğim. Tıpkı şu fotoda olduğu gibi;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN1899.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN1899.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-7636493355820897052?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/7636493355820897052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=7636493355820897052&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7636493355820897052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7636493355820897052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/07/bir-hoscakal.html' title='Bir Hoşçakal'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1879939555331357072</id><published>2011-07-16T19:19:00.001+03:00</published><updated>2011-07-16T19:19:31.462+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Kısa Saç ve Pornografi</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Kısa saçlı hayatı hala garipsemekle meşgulüm. Aslında çok rahatladığımı söyleyebilirim. Özellikle şimdiki gibi sıcak havalarda kısa saç ne güzelmiş ya. Duş alırken de, çıktıktan sonra da kısa saçın rahatlığını tekrar hatırladım. Yakıştığını da söylüyorlar kısa saçın. Gerçi kimisi iyi diyor kimisi “o kadar da kötü değil ya” gibi cevaplar verebiliyor. Kişisel zevkler sanırım. Ben beğendim ama. Zaten facebooktan takip edenler gördüler de son halimi. Uzun saçlıyken bu gözlüğü taktığımda tam bir İspanyol pezevengine benzerken, kısa saçlıyken nerenin pezevengi olduğumu henüz bulamadım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=asdf.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/asdf.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Neyse efendim ne diyordum. Kısa saç. Hala alışamadım evet. Hala uzun saçlıyken yaptığım, tik haline gelmiş olduklarını yeni fark ettiğim hareketleri yapıyorum. Mesela hala sanki saçım uzunmuşçasına yatağa yatarken saçımı arkaya atıyormuş gibi yapıyorum. Alışmak zor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Temmuz ayını bekleme ayı ilan ettim. Sonuna kadar beklemek durumundayım çünkü. Yüksek Lisans’a başvuruyu yaptım. Mülakatı da atlattık her ne kadar beni gıcık etmiş olsalar da. Aldığım dedikodulara göre kabul de edilmişim. Ama resmi olarak açıklanmasını beklemek durumundayım. Gerçi dedikodulardaki kabul edilen öğrenci kadrosunu düşündükçe “lan vaz mı geçsem? Bunlar çekilir mi?” diye sorular soruyorum kendime. Kabul edilirsek şenlik ortamı olacak sınıf anlayacağınız. Kpss’ye de girdik. O da aynı hafta açıklanacak. Çalışmamış biri olarak ümitli de değilim zaten. İyi bir puan gelirse sürpriz olur tamamen. Godot’u beklercesine bekleme içerisindeyim anlayacağınız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Şimdi gelelim başlıktaki dikkat çekici kelimeye ve açıklamasına. Pornografiyi sevdiğimi her fırsatta dile getiririm. Hatta porno kurumsallaşmayı başarmış porno sektörünün de savunucularındanım. Elbette kabul edilemez yönleri de var ki zaten ben onlardan bahsetmiyorum. Elbette uzun yıllar haşır neşir olduğum bir sektör olduğundan neyi beğendiğimi neyi beğenmediğimi çok iyi biliyorum. Doğallıktan yana olduğum için, çağdaş porno filmlerdeki kocaman silikon göğüslü, kıçına kadar makyaja boğulmuş kadınlarla dolu filmlerden haz etmiyorum. Bu doğallık arayışı yüzünden biraz eskilere gittim o yüzden. Vintage denen filmleri daha çok seviyorum. Kadınlar doğal vücutlara sahip, ve eğer yüze bakarsanız da güzellik bakımından, günümüz kadın porno yıldızlarından çok güzeller. Tabii bu tür eski filmlerin de dezavantajları var ve bunlara burada değinmek istemiyorum. Yapılan sevişme eylemi de daha doğal gözüküyor. Dara O’Briarin’in oyununda da günümüz pornoları hakkında güzel bir espri vardı; “Günümüzdeki porno filmlerinde insanlar nedense çok sinirli gözüküyorlar &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;uu I don’t even like you, uu baby, I hate you&lt;/i&gt;. “ Zaten filmlerde adama odaklanmıyorum heteroseksüel bir erkek olarak ama kadınların da farklı olduğunu söyleyemem. Ben de kendisine sonuna kadar katılıyor ve kaçınıyorum böyle filmlerden. Geçenlerde sevdiğim bir sitede film ararken(filesonic üyeliği sağolsun) denk geldiğim mucizeden bahsetmek istiyorum. The Art of Blowjob diye geçen bir seriydi. Güzel mi güzel bir kızıl, blowjob eylemi gerçekleştiriyordu tüm seride. Ama filmlerin çekimi, ve kadının doğallığı gözlerimi yaşarttı resmen. Kimmiş bu diye Google’a sordum ve kendimi &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://thebeautifulporn.com/"&gt;The Beautiful Porn&lt;/a&gt; diye bir yerde buldum. Cennet gibi bir yer burası benim için. O aptal, yapay porno filmlerini izlemek yerine burada üretilmiş, daha doğal filmleri izleyebilirim artık. Tek kötü yanı, torrent gibi yerlerde bulamıyorum filmleri. Ücretsiz izlemek hayali, gerçekten de hayal anlayacağınız. Ama ekonomimi düzelttiğim an bir aylık üyeliği alıyorum arkadaş. O derece sevdim. Bu da benden size bir kıyak olsun. Gerçekten de pornografinin en güzel halini keşfettim sonunda.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Son olarak eski oyunlara değinmek istiyorum. Arkadaş biz küçükken ne sabırlı insanlarmışız yahu. Alice:Madness Returns’ü yükledim. Ama oyuna başlamadan önce OGZ’deki incelemede verilen öğüde uyup önce 2000 yılında çıkmış olan ilk oyunu oynayayım dedim. Sinir krizleri geçiyorum valla. Atlamanması gereken platformlar minnacık ve kontroller kaypak olduğu için aynı taşın üzerine 10 kere atlamak sinir bozucu bir hale bürünüyor. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Bir de zor lan bu oyun. Son bölümlerde durmadan düşman çıkıyor karşıma ve bunlar öyle bir iki vuruşta ölen cinsten değil. E elinde kullandığın silahın da büyü sınırı var. Birine yetse ötekine yetmiyor. Ölenden düşen kristal ile dolsa da o kristalin yanına gitmek de bir zulüm. Sonunda sinirlendim god mode açtım. Sözün özü, eski oyunlar (özellikle de American Mcgee’s Alice) bir zor. Bu oyunu oynamamın sebebi de Yüksek Lisans mülakatı aslında. Orada bana “oyunlarda gerçeğin subvert edildiği bir durum var mı yoksa gene bildiğimiz muhabbetler devam mı ediyor?” diye bir soru sormuştu Özden Hoca. İlk başta kitlensem de Nezir Hoca’nın yardımıyla savuşturdum soruyu. Sonra Oyungezer’i okurken, “e bundan daha güzel subversion(alt üst etme demek) var mı yahu” dedim. 35 bölümlü bir oyun olduğundan bitirmesi de tahmin ettiğimden uzun sürüyor. Nerede o eski oyunlar aziz ve azizelerim? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1879939555331357072?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1879939555331357072/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1879939555331357072&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1879939555331357072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1879939555331357072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/07/ksa-sac-ve-pornografi.html' title='Kısa Saç ve Pornografi'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8549688552609762174</id><published>2011-07-03T01:26:00.006+03:00</published><updated>2011-07-03T01:39:06.026+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>No More Mr.Rejoice</title><content type='html'>Sonunda dediğimi yaptım ve bugün gittim saçlarımı kestirdim. Aslında daha önce dediğim gibi bir kaç arkadaşı toplayıp kendim kesmeyi planlıyordum. Ama bizde ananenin durumu Alev'in de erkek arkadaşının mezuniyet törenleri silsilesi çıkınca yattı o plan. Ben de gidip direk kestireyim bari dedim. Deniz'i de aradım ama ulaşamadım gelsin eşlik etsin bana diye. Neyse efendim. Gittim berbere, dedim kesiyoruz ama ilk darbeyi ben vuracağım. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=sa1.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/sa1.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Verdi bana makası. Önden bir tutam saçı tuttum ve kestim. Berber de sağolsun fotoğrafımı çekti bu sırada. &lt;div&gt;İşin ilginç yanı keserken hiç tereddüt etmedim. Makası aldım. Yeri belirledim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=sa2.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/sa2.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Ve &lt;i&gt;*kırt*. &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=2005.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/2005.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alışmak biraz zaman alacak. Elimi hala saçımı düzeltmek için kafama götürüyorum falan. Öne eğildiğimde saçım öne gelecek sanıyorum. Öne eğmiş kafamı kaldırırken de saçımı arkaya atarcasına kafa hareketi yapıyorum falan. Ayrıca ilk defa kendimi abime benzettim saç kesilince. İnsanların neden bizi benzettiklerini şimdi anladım. Bu fikrimi de eve geldiğimde evdekilerin tepkileri ile de onayladım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8549688552609762174?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8549688552609762174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8549688552609762174&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8549688552609762174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8549688552609762174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/07/no-more-mrrejoice.html' title='No More Mr.Rejoice'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-6057903599009894994</id><published>2011-06-28T00:48:00.002+03:00</published><updated>2011-06-28T00:52:04.216+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Ask directions where to go</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;*Fiyuuu fiyuuuu*&lt;/i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Islık çalıyorum. İki şarkı var dilimde. İkisi de birbirinden ıslıklı. Biri bu, &lt;iframe width="560" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/JrdEMERq8MA" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Biri bu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F1770367"&gt; &lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt; &lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F1770367" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;span&gt;&lt;a href="http://soundcloud.com/dj-dain/dont-worry-im-yours-mashup"&gt;Don't Worry, I'm Yours [Remastered] (Jason Mraz vs. Bobby McFerrin vs. Israel Kamakawiwo'ole)&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/dj-dain"&gt;DJ Dain&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Birinde hayata güzel tarafından bakmaya çalışıyorum, birinde endişelenmemeye ve mutlu olmaya. İkisinde de şapşalca gülümsüyorum. Niye mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Birincisi, Iron Maiden’ı canlı izledim. Arada Alice Cooper’ı da kaynattım. Şöyle bir bakıyorum da artık “ah şunu da izlesem ölmeden önce”dediğim bir grup kalmadı. Deep Purple diyebilirim belki. Ama hani onları izlemeden de ölebilirim diyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Garip bir havalar içerisindeyim. Yarın büyük gün. Tüm hayatımın çizgisini belirleyecek bir gün. Yüksek lisans mülakatı var. Uzun süredir aklım zaten çok karışıktı. Yarın çözümlenecek. Neden mi karışık? Özet geçeyim. 25 yaşındayım. Henüz düzenli bir gelirim yok diyebilirim. Yapmak istediğim meslek belli, ama yapıp yapamayacağımı öğrenmek bile yüksek risk barındırıyor. Şöyle ki; Üniversitelerde eğitimci olmak için elbet yüksek lisans ve doktorayı tamamlamam gerekiyor. Bunları tamamladıktan sonrasında ise devlet babamızın kadro açıp beni almasını beklemeliyim. Ya da özel bir üniversitede çalışabilirim. Ama şunu unutmamalıyım ki, şu an yirmi beş yaşındayım. Bütün bunları tamamladığımda otuz yaşına merdiveni dayamış, askerliğini henüz tamamlamamış biri olacağım. Ülkem koşulları düşünüldüğünde eğitimimi tamamlandığımda iş bulamama olasılığım ortadan hallice. 30 yaşına gelmiş, askerliğini tamamlamamış bir adamı da kim işe alır siz söyleyin. Devlette öğretmenlik yapmak için KPSS’ye hazırlanayım dedim, ama onu da yüzüme gözüme bulaştırdım. Üstüne bir de danıştayın formasyonlarımızı iptal etmesi ile daha bir güzel oldu her şey. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Elimde iki seçenek var, ya kumar oynayıp hayallerinin peşinden koşan adam olacağım, ya da hayallerinin peşinden koşmayı erteleyip, belki de vazgeçip farklı bir yön çizeceğim hayatıma. Bunların hepsi yarın belli olacak. Bir haftadır uzun uzun düşünüyorum. Her an yüksek lisanstan da vazgeçebilirim. Ama yarın zaten belli olacak. O zaman gerçek kumar vakti gelecek işte.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;You roll the dice, you pay the price…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yarın bir çizgi çizeceğim hayatıma, bakalım ne yöne gidecek bu çizgi. Şarkıda dediği gibi, Time grabs you by the hand, ask directions where to go...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;*Fiyuuu fiyuuuu*&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-6057903599009894994?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/6057903599009894994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=6057903599009894994&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6057903599009894994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6057903599009894994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/06/ask-directions-where-to-go.html' title='Ask directions where to go'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/JrdEMERq8MA/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-888770525430617756</id><published>2011-06-10T01:37:00.001+03:00</published><updated>2011-06-10T01:37:37.260+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Son Zamanlarda 2</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Özet geçeyim mi piçler? Geçmeyeceğim. Oturun okuyun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Evet, son zamanlarda hayatımdan kesitler sunayım sizlere. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kardeşim gibi çok sevdiğim Sevinç evlendi geçen hafta Pazar günü. Ve nedense ben çok mutluydum düğün boyunca ve düğünü takip eden günlerde. Ailemden insanlar evlendiğinde, düğün sonrası olan o şapşal huzur vardı içimde. Son yıllarda çok görüşemesek de 6 yılın sonunda kardeşim olarak kabul etmişim onu şimdi fark ettim. Eminim o da aynı düşünceler içerisindedir. Düğünde de bu mutluluğum durmadan oynayışıma yansıdı zaten. Tüm aksiliklere, görüşememelere rağmen dostluğun kaldığı yerden devam etmesi değil mi zaten dostluğu gerçek yapan? Değil mi Deniz? Değil mi Aslı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Geçen yazıda daha çok dışarı çıkmam gerektiğini yazmıştım ama bu zaman zarfında dışarı çıktım denilemez. Alev’in doğum günü için karaoke bar sefamızı saymazsam tabii. Hakikaten ya ne eğlendik o gün. O videolar internete bir düşse var ya ne güleriz. Bir ara Kungfu ve Flamenko’yu karıştıran bir dans yaptık diyeyim siz anlayın. Arkadaşlarımı cidden seviyorum ben ya. Şanslıyım da hepsine sahip olduğum için. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Onun dışında işimle ilgili garip gelişmeler oluyor. İki buçuk aydır haftanın dört günü ders işlediğim sınıfımı bu Salı bitirdim. Çok eğlenceli, kafa dengi bir sınıf olduğu için de kendilerini özleyeceğim gibi geliyor. Son gün de zaten ders yapmak yerine bastım imzayı “yürüyün kutlamaya gidiyoruz” dedim. Arka taraftaki mini barlar sokağına oturduk, geç vakte kadar hem içtik hem muhabbet ettik. Şu an çalıştığım yerden de çalışma koşullarımdan da çok memnunum aslında. Her ne kadar sahibine kıl olsam da, mekân olarak güzel bir yer. Ama son iki aydır ödeme aksatması yaptıkları için bırakmayı düşünebilirim. Tüm yazı İstanbul’da geçireceğim kesinleşti gibi bir şey de oldu. Bir akrabamız etüd merkezi devraldı. İngilizceye de beni çağırdı. Hatır için tamam dedim ben de. Elbette ekonomik getirisi de olacak bu işin. Gene az çalışacağım. Günde bir saat mesela. Belki artar da. Ben gene üç beş yarı zamanlı işten tam zamanlı iş çıkaracağım gibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İş mevzusu biraz daha karışık aslında. İstanbul üniversitesi’ne kendi bölümüme yüksek lisans başvurusunda bulundum. Bu ayın sonunda ya da Temmuz başında belli olacak. Ben de hayatımı buna göre şekillendireceğim. İÜ dışında bir de Ege Üni’ye başvurma şansım var. Ama iş durumundan Ege imkânsız gözüküyor.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;26 yaşına geldikten sonra hala aileden aylık para istemek kabul edebileceğim bir şey değil. Buradaki özel üniversiteler de not ortalamasına bakmakla beraber %100 burs vermedikleri için saf dışı kaldılar. Zaten devlete ödemem gereken 10K Türk lirası borç var yakında ödemeleri başlayacak olan. Bir de 8K’ya yakın parayı yüksek lisansa veremem. Eğer yüksek lisansa kabul edilmezsem hayalimi erteleyip, iyi geliri olan bir iş bulmam gerekiyor. Bu da askerliğime bakıyor. O nedenle önümüzdeki Eylül’den sonra asker yolcusu olabilirim. Iron Maiden sonrası saçları da keseceğimden pek yabancılık da çekmeyebilirim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Tüm bunların dışında Ananemin ameliyat olması gerektiği çıktı bugün ortaya. Diz eklemine platin takılması gerekiyormuş. Zaten ayağının ağrısıyla uğraşıyordu bir haftadır. Bugün ameliyat olması gerektiği kesinleşti. Hastanede doktor ağrının yerini tespit etmek için parmağıyla sertçe bastırdığında çok canı acıdı. Ananemi ilk defa bu kadar acı çekerken görmüştüm. Cidden çok moralim bozuldu. İnsanın çok sevdiği birini acı çekerken görmesi zor bir şey. Ama kendisinin maşallahı var yine eve gelene kadar, eve gelince konuşa konuşa güle güle moralimizi yerine getirdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;KPSS mi? Yalan oldu diyebilirim. Hem çalışmayı bıraktım gibi bir durum var hem de sağ olsun Mehmet’le her konuştuğumuzda beni soğutmayı başarıyor. Gireceğim yine de. Sallarız tutar falan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Son olarak geceleri davul çalabileceğim bir ev istiyorum. Çok mu şey istiyorum?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-888770525430617756?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/888770525430617756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=888770525430617756&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/888770525430617756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/888770525430617756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/06/son-zamanlarda-2.html' title='Son Zamanlarda 2'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-4285180412977006364</id><published>2011-05-19T03:36:00.000+03:00</published><updated>2011-05-19T03:37:04.429+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Son Zamanlarda</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Gene uzun bir süre oldu bu sanal kâğıdı karalamayalı. Uzun süredir yazayım deyip de yan galip yatmama kurban gidiyor mekânım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Neler mi oluyor bende? Pek bir şey olduğu söylenemez. Ya da oluyor da ben hak ettikleri değeri veremiyorum. Bilmiyorum. Buraya bakanlar görmüşlerdir gene bir ismi değişikliğine gittim. Amerikan Yazar Henry David Thoreau’nun 1854’te yazdığı Walden eserinin ilk cümlesinde geçer bu söz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“&lt;/i&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;I went to the woods because I wished to live deliberately, to front only the essential facts of life, and see if I could not learn what it had to teach, and not, when I came to die, discover that I had not lived.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;(Ormana gittim çünkü farkında yaşamak istiyordum…)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Üniversitenin ilk yıllarında ilk okuduğumdan beri aklımdan hiç çıkmamıştır bu cümle. Benim gibi insanın doğaya hükmetmeye çalışmak yerine onunla bir uyum içerisinde yaşaması gerektiğini düşünen biri için Amerikan Romanticism yazarları hep ilgi çekici olmuştu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Buranın isim değişikliği gibi bende de değişiklikler var artık. Son zamanlarda çok sık bir “sende bir gariplik var, bir değişiksin!” cümlesi ile karşılaşıyorum. Aslında değişmedim. Ya da değiştim. Değişiyorum. Hayatımda öyle canımı sıkan pek bir şey yok. Aksine gayet de mutluyum. Garip grubumla konserler vermeye falan başladık. Bu hafta sonu ilk konser yolculuğumuzu yapacağız hatta. Eskişehir’e. Çalıştığım yerden memnunum şirket sahibine kıl olsam da. Öğrencilerimden memnunum. Önümde farklı iş teklifleri ve seçenekleri olsa da şu anki kaypak, rahat çalışma şartlarım onları düşünmemi engelliyor. Yazın daha rahat karar vereceğim sanırım. KPSS çalışıyorum az çok. Ama diğer KPSS’ye hazırlananları görünce çalıştıklarımın çoğunun sınav için yeterli olmayacağını görüyorum. Ama yine de memnumum bu çalışmamdan. Devlette öğretmen olmasam da aldığım yan sanayi formasyonda öğrenemedim birçok şeyi öğrendim gelişim, öğretim konularına dair. Sanırım benim için asıl önemli olan yazın başvuracağım yüksek lisanslar. KPSS yerine onlara hazırlansam daha iyi olacak sanırım. Her neyse. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Ne diyorduk? Değişiyorum. Değişime de ayak uyduruyorum. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Kendi çapımda yaşıyorum. Hani yaşadığım şeyleri yazayım diyorum ama ne yazacağımı bulamıyorum. Diyorum ya hak ettikleri değeri veremiyorum belki de. Ama merak etmeyin, ben o yaşadıklarım sırasında kıymetlerini biliyorum. Biraz fazla anı yaşıyorum galiba. Ama alın size bir dedikodu vereyim. Uzun zaman sonra bir kızdan çok hoşlandım. Ama bedevilik ya, kızın bir ay sonra Türkiye’den gitmesi gerektiği ve dön(e)meme olasılığı olduğunu öğrendim. Okulu ile ilgili problemleri aşabilirse gittikten bir hafta sonra geri dönecekmiş. Bir garip ihtimaller denizinde yüzüyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu aralar çok fazla evde oturduğumu fark ettim. Evden çıktığımda da rahatladığımı, hele ki güzel bir hava var ise. Havalar da hazır düzelmişken biraz gezmeye mi başlasam ben ne yapsam. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;18 Haziran Iron Maiden konserinden sonra saçlarımı emekliye ayırmaya karar verdim. Zaten son bir yıldır eski sağlığı kalmamıştı. Çok merak ediyorum kısa saçlı halimi. Hatırlayamıyorum çünkü nasıldım diye. Bunalıma falan girmem inşkristo. Saçımı da kendim kesmeyi planlıyorum ama bakalım. En azından ilk makası ben vuracağım. Aslında şöyle yakın arkadaşları toplayıp ayin şeklinde kessem güzel olur hani. Neyse… Şimdilik bu kadar. Bir ara alkollü halimle, her zamanki varoluşçu sorularımla, gene garip yazılar yazarım buraya. O zamana kadar, iyi bakın kendinize. Zımbılik…out.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-4285180412977006364?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/4285180412977006364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=4285180412977006364&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/4285180412977006364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/4285180412977006364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/05/son-zamanlarda.html' title='Son Zamanlarda'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1620652761708317782</id><published>2011-04-10T23:32:00.005+03:00</published><updated>2011-04-10T23:45:14.742+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='(art) of the Muses'/><title type='text'>Kultur Shock</title><content type='html'>&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; line-height: 21px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;BtG için yazdığım Kultur Shock konseri yazısı: farklı bir şey ekleme gereği duymadım son resimler dışında. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; line-height: 21px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu yazı ertelenemez. Bugün, bu gece, bu saatte, sabaha karşı 2.30 sularında henüz tazeyken o müziğin üzerimdeki ruhu yazılmalı. Başka türlü bu konserin ruhunu aktaramam çünkü. Evet albüm incelemelerinde sizlere defalarca önerdiğim şeyi gerçekleştirdim sonunda. Kultur Shock bu gece İstanbul’daydı. Ghetto’da. Ben de oradaydım. Benim gibi onlarca insan da.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; line-height: 21px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Dürüst olmak gerekirse endişeliydim. Konser mekânına gittiğimde benimle beraber sadece bir kişinin olduğunu görünce çok endişelendim. Neyse ki yüzümü kara çıkartmadı İstanbul dinleyicisi ve gecenin ilerleyen saatlerinde doldukça doldu mekân. Çok olmasa da yine hatırı sayılır bir kalabalık vardı diyebilirim. Mekân doldukça bir başka kaygı başladı bende. Konsere gelen kitleye şöyle bir göz gezdirdim ve çoğunluğu nedense gözüme Kultur Shock’la uzaktan yakından alakası olmayacak insanlar gibi geliyorlardı. Sonra düşündüm ve aptallığıma yandım. Asıl Kultur Shock ruhu bu değil miydi zaten? Birbirinden tamamen farklı insanların oluşturduğu bir grubun dinleyici kitlesini niye bir kalıba sokmaya çalışıyordum ki? Metal dinleyicisinden, benim gibi “normal” insanlara, eskici twistçisinden, kızıyla beraber dinlemeye gelen anne babaya herkes Ghetto’daydı bu gece. Herkesin ortak amacı vardı. &lt;a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/DSCN3756.jpg" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; text-decoration: none; "&gt;&lt;img class="alignright" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/DSCN3756-300x224.jpg" alt="" width="210" height="157" style="margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 5px; margin-left: 0px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; border-top-width: 1px; border-right-width: 1px; border-bottom-width: 1px; border-left-width: 1px; border-style: initial; border-color: initial; float: right; border-top-style: solid; border-right-style: solid; border-bottom-style: solid; border-left-style: solid; border-top-color: rgb(204, 204, 204); border-right-color: rgb(204, 204, 204); border-bottom-color: rgb(204, 204, 204); border-left-color: rgb(204, 204, 204); " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; line-height: 21px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Konser sonunda az da olsa kendisine lanetler okuyacağımı bilmeden, DJ’in eski, hareketli müzikleri eşliğinde konseri bekliyorduk. Konser saati biletlerde ve etkinlik takviminde 22.30 gözüküyordu ama 9.30da grup daha yeni ses denetimini bitirmişti. Sonradan öğrendim ki güzel İstanbul’un trafiğinde harcamışlar saatlerini. Çok da umurumdaydı sanki konserin 1 saat geç başlaması. Neredeyse iki yıldır gelsinler diye bekliyordum. Sonunda Revolution Song Intro çalmaya başladı ve grup teker teker yerini aldı sahnede. Derken bir anda King for Today’e girdiler. O bitti mi bitmedi mi derken Mujo Kuje, derken God is Busy… Deliler gibi zıplıyor, deliler gibi bağırıyordum. O youtube videolarında gördüğüm enerjiyi düşündüm. O videolardan aldığım his bunun yanında hiçbir şeydi. Etrafıma baktım benim gibi &lt;a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/DSCN3766.jpg" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; text-decoration: none; "&gt;&lt;img class="alignleft" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/DSCN3766-300x224.jpg" alt="" width="210" height="157" style="margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 5px; margin-left: 0px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; border-top-width: 1px; border-right-width: 1px; border-bottom-width: 1px; border-left-width: 1px; border-style: initial; border-color: initial; float: left; border-top-style: solid; border-right-style: solid; border-bottom-style: solid; border-left-style: solid; border-top-color: rgb(204, 204, 204); border-right-color: rgb(204, 204, 204); border-bottom-color: rgb(204, 204, 204); border-left-color: rgb(204, 204, 204); " /&gt;&lt;/a&gt;deliler gibi zıplayan insanlar, bağırıp çağıranlar vardı ama kabul ediyorum ki sanırım bunlar sadece bu kişilerle sınırlıydı. Arka taraflarda durum nasıldı bilmiyordum, pek de umurumda değildi açıkçası. Ben aklımı kaybetmişçesine eğleniyordum. Takatim kalmayacak gibi olduğunda tekrar sahneye odaklanıyordum ve anlayamadığım bir şekilde yeniden doluyordum ve yarın yokmuşçasına oynamaya başlıyordum. Attığım göbeğin, hıplamaların(hoplama ve zıplamadan üretilmiş bir kelime) haddi hesabı kalmadı. Bu hıplamalar sırasında etrafımdaki kişilerin ayaklarını da ezmeden geçemedim. Yanımdaki hanımefendinin ayağına iki defa konmuş olmama rağmen herhangi bir kinaye belirtisi olmadan, anlayışlı bir şekilde “Önemli değil” demesi de sevindiriciydi benim açımdan.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; text-align: left; line-height: 21px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;God is Busy sonrasında County Mohammed, Don’t Shoot, Duga, Poor Man’s Tango, Tamni Vilajet, Istanbul, Sheitan, Duna, Nadjia ile devam ettiler ve Hashishi ile bitirdiler. İtiraf etmem gerekirse ne zaman hangi şarkıyı çaldıklarını ilk üç &lt;a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/DSCN3777.jpg" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; text-decoration: none; "&gt;&lt;img class="alignright" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/DSCN3777-300x224.jpg" alt="" width="210" height="157" style="margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 5px; margin-left: 0px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; border-top-width: 1px; border-right-width: 1px; border-bottom-width: 1px; border-left-width: 1px; border-style: initial; border-color: initial; float: right; border-top-style: solid; border-right-style: solid; border-bottom-style: solid; border-left-style: solid; border-top-color: rgb(204, 204, 204); border-right-color: rgb(204, 204, 204); border-bottom-color: rgb(204, 204, 204); border-left-color: rgb(204, 204, 204); " /&gt;&lt;/a&gt;ve son şarkı dışında hatırlamıyorum. Konser sonunda sahneden şarkı listesini çaldığım için bunları yazabiliyorum. Hashishi’yi haklı çıkarırcasına kendimden geçmiştim siz düşünün. Hashishi sonrasında sahneden  inip  tezahüratlarımızla tekrar sahneye çıktılar ve benim en sevdiğim şarkıları olan Zumbul’u çaldılar. Bu hüzünlü ve beni az kalsın ağlatacak şarkıdan sonra, “sizi biraz hüzünlendirdik, gelin biraz da göbek attıralım” dercesine Mastika’ya girdiler. İşte o an, konser başlamadan önceki kitle kaygımın ne kadar yersiz olduğunu tekrar gördüm. İnsanlar elindeki rakı bardağını bile bırakmadan, kendilerini kaptırmış göbek atıyorlardı. Bu Kultur Shock ruhuydu işte. Sarajevo ile birlikte hep beraber hıplaya hıplaya bitirdik konseri. Gino “elimizden geldiğince devam edeceğiz” demişti sahneye tekrar döndüklerinde. Öyle de olacakmış aslında. Geri döneceklermiş ama DJ kendini kaptırıp müzik açınca çıkamamışlar. İşte bu yüzdündendir kendisine az da olsa lanet okumam. &lt;a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/DSCN3777.jpg" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; text-decoration: none; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; line-height: 21px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/DSCN3782.jpg" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; text-decoration: none; "&gt;&lt;img class="alignleft" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/DSCN3782-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" style="margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 5px; margin-left: 0px; padding-top: 2px; padding-right: 2px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; border-top-width: 1px; border-right-width: 1px; border-bottom-width: 1px; border-left-width: 1px; border-style: initial; border-color: initial; float: left; border-top-style: solid; border-right-style: solid; border-bottom-style: solid; border-left-style: solid; border-top-color: rgb(204, 204, 204); border-right-color: rgb(204, 204, 204); border-bottom-color: rgb(204, 204, 204); border-left-color: rgb(204, 204, 204); " /&gt;&lt;/a&gt;Konser bitiminde sahnenin oralarda kendime gelmeye çalışıyordum. Kulis yolunda bekleyen davulcu Chris’i gördüm. Yakınlarda koruma olmadığını ve birkaç dinleyicinin o taraflara gittiğini görünce hemen sinsice yaklaştım ve kendisiyle bir fotoğraf çekildim. Ayrıca bir davulcu olarak hatıra olması için baget istedim. Hemen geliyorum deyip kulise gitti. Derken Paris indi sahneden kemanı ve bir ton eşyasıyla birlikte. Onunla da bir fotoğraf çektirdim. Kapının orada Gino’yu gördüm. Hayranlarıyla fotoğraf çektiriyordu. Ben de bir tane çekildim. Derken Chris çalmaktan bertaraf olmuş kırık bageti getirdi. Tüm grubun samimiyetine ve güler yüzlülüğüne hayran kaldım. Tam dışarı çıkarken basçı Guy’ı gördüm. Yanına gidip muhteşem gösteri için teşekkür ettim, fotoğraf çektirdim. Sonrasında Sasho ve Guy ile muhabbete bir süre devam ettim. Ve sonunda eve doğru yola çıktım. Yüzümde gene o aptal, gitmeyen gülümseme vardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; line-height: 21px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Beş saatlik uyku, 9 saatlik çalışmanın ardından, bu muhteşem iki saat… Kollarım ve ayaklarım tutmuyor, sesim kısık olabilir. Belki de hasta olacağım yarın. Ama hiçbiri umurumda değil. Bu iki saat boyunca, King for Today’de dediği gibi “yarın yok, sadece bugün var” düsturunda kendimden geçtim. Aynı düstur yüzünden bu yazı yarın değil bugün, sabaha karşı yazılıyor. Çünkü onlar yarın yokmuşçasına çalıyorlar ve siz de yarın yokmuşçasına eğleniyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; line-height: 21px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Güzeller güzeli Paris&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 21px; "&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3784.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3784.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;Ginolar Gino'su&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 21px; "&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3783.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3783.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;Havalı Guy&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 21px; "&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3788.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3788.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1620652761708317782?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1620652761708317782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1620652761708317782&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1620652761708317782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1620652761708317782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/04/kultur-shock.html' title='Kultur Shock'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-960056656661352902</id><published>2011-03-31T00:29:00.001+03:00</published><updated>2011-03-31T00:40:41.042+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Cörmanii Bölüm 2</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Cuma günü olduğunda sonunda gezme fırsatı bulacağımdan ötürü havamdaydım diyebilirim. Böyle bir hareketli, bir neşeliydim. Sırf gezmek için bizimkilerin Amsterdam kaçamağını da reddetmiştim. Geri gidememişler onlar da. Gün içerisinde de italyan bir firmanın standında tanıştığım, yanılmıyorsam ismi Maria gibi bir şey olan genç kadından detaylı bir şekilde yol tarifi ve gezilecek yerler tavsiyesi aldım. Akşam olduğunda standı toplamaya başladığımızda Özgür Abi’ye ben kaçıyorum deyip hızlı adımlarla fuar alanından çıktım. Çıkışın karşısındaki tren/metro/tram istasyonundan tramvaya bindim. Neumarkt’te ineceğimi öğrenmiştim ama ne kadar uzakta olduğunu bilmediğim için sorayım dedim. Tram’da oturmak için dörtlü koltuklara yöneldim ve fark ettim ki orada oturan üç kız Türk’tü. Laflarını kesip sorularımı sordum. Aynı durakta ineceğimizi söylediler. Neumarkt durağında inip Dome’a gitmek için bir başka tramvaya binebileceğimi söylediler. Ama toplu taşıma ile şehir gezilmez deyip, teşekkürümü de edip yürümeye başladım. Neumarkt meydanından Köln’ün İstiklal’i olarak tasvir edebileceğim sokağa geçtim. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3683.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3683.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Arkadaşıma telefon alacağım için bir iki telefoncuya girdim. En sonunda büyük bir alışveriş merkezine benzeyen(Boyner/YKM benzeri) bir yerde Saturn buldum. Oradan telefonu alıp hızlı adımlarla Dome’a yöneldim. Yolu bilmiyordum ama “bu taraftaydı” diyerek bir sokağa girdim. Kafamı kaldırdığımda Dome’un kulelerini görünce doğru yola girmiş olduğumu anladım. Meşhur Dome hakikaten muazzam bir yapı. İşlemeleri, büyüklüğü ile beni hayran bıraktı kendine. İçeri girdim. Şansıma toplu ayin vardı. Biraz onları izledim. Birkaç fotoğraf çektim. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3698.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3698.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Daha sonra dışarı çıkıp birkaç resim de dışarıdan çektim. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3707.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3707.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Almanya gezisi öncesi Arzu ile googlemaps’ten baktığımız ve oranın meşhur birasının servis edildiği barları aramaya koyuldum. Ama bir türlü bulunduğum konumu googlemaps’te gördüğüm görüntüye göre belirleyemiyordum. Sonrasında “aman ne uğraşacağım ben nehir kenarına ve Heumarkt’a(Old City) gideyim” dedim ve rastgele nehire doğru yöneldim. Derken kendimi bir başka meydanda buldum. Farkında olmadan googlemaps’te baktığımız yere gelmişim. Karnım aç olsa da şu birayı bir deneyeyim dedim. Gaffel Kölsch denen bu bira rakı bardağının biraz büyüğünde servis ediliyor ve “su gibi bira” deyimini fazlasıyla hak ediyor. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3721.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3721.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Karnım açlıktan guruldamaya başlamıştı artık. Alman yemeği yiyebileceğim bir yer aramaya başladım. Geldiğimizden beri Türk yemekleri yiyorduk bir şekilde ve ben bu durumdan pek bir şikâyetçiydim. Karı kız peşinde deli danalar gibi koşan adamların, domuz yememek için kırk takla atmalarına çok gıcık oluyorum. Dini konulara fazla bulaşmadan yazıyı tamamlamam daha sağlıklı olacak tabii. Neyse, Mekân arayışım Rhein nehrinin kıyısına kadar sürdü. Etrafa bir bakayım, sonra seçeyim diyordum. Sonunda Einstein isimli bara takılmış aklıma uyup Heumarkt meydanına geri çıktım. Bu sefer de orada yemek servisi yapılmadığını öğrendim. Tekrar başka bir yer ararken artık ortadaki yeri seçmeye karar verdim. Oturduğum mekânda garsonlardan biri acayip Türk’e benziyordu. Daha sonra benim masamla ilgilenen garson kadının da Türk olduğunu, hatta bütün mekânın Türk’lerin olduğunu öğrendim. Hatta ismi de Memo’s Treff imiş, ben fark etmemişim. Garsonun Türk olması işime de yaradı. Hemen yemek tavsiyesi istedim. Beş gündür peynirli sandviç ve dönerle beslenen bünyeye sebzeli biftekli pan baya güzel geldi. Yemeğin yanında gene Gaffel Kölsch içtim. Hesabı istedikten sonra isminin Sonay olduğunu öğrendiğim garsona Monheim’a gideceğimi ve tren istasyonuna nasıl gideceğimi sordum. Tren garı Dome’un yanındaydı, bu nedenle bulması kolaydı ama sağ olsun kendisi bineceğim treni hangi peronda beklemem gerektiğine kadar anlattı. Yanıma iki üç hatıra aldıktan sonra yola koyuldum. Tren garına vardığımda bir şeyi fark ettim ki ben Monheim için nerede ineceğimi bilmiyordum. Hemen etrafa sormaya başladım. Ama Monheim’ı bilen kişi bile bulmakta zorlandım. O derece şehirden kopuk bir yerde kalıyormuşuz yani. En sonunda oteli aramak aklıma geldi. Neyse ki kıç cebimden de otelin kartı çıktı. Hemen aradım ve ineceğim durağı öğrendim. Trenim gelince bir koltuğa attım kendimi. Karşıma da ağır metalci bir elaman oturdu. Şarabını açtı ve tırnaklarına siyah oje sürmeye başladı. İşte o vakit “bu adam buları bizim trenlerimizde yapsa ne oldurdu acaba?” diye düşündüm. Herhalde linç ederlerdi. Sonrasında bir arkadaşı bindi trene. Onunda elinde bira vardı. Şerefe deyip hem içip hem sohbet ettiler. Sonunda durağıma geldim ve trenden indim. Tren istasyonunun yanındaki taksi durağından bir başka Türk taksiciyle muhabbet ede ede otele geldim. Böylelikle Köln’de yaptığım küçük geziyi de tamamlamış oldum. Bu yazının notlarını alan, geçen haftaki Yaramaz Çocuk ayrıca pringles, bira ve müzik eşliğinde bu yazıyı yaptığını belirtmemi istemiş. Özet halini yazdı o, ben biraz daha genişlettim şimdi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Fuarın son günü de ilk günü gibi çok yorucuydu. Eşyaları toplamamız gece ikiye kadar sürdü. Gene 3.30 civarında yatan bizler, ertesi gün üç gibi uyandık. Akşama doğru toplanıp Köln’e geçtik. Kardeş firmanın Türk rehberi ile buluşup oradaki meşhur bir Türk lokantasında yemek yedik. Sonrasında oradan Heumarkt’a kadar yürüdük. Çok uzak olmasa da bir türlü dinlenememiş bünyelerimizi biraz zorladı bu yürüyüş. Arada birkaç resim de çekilmeyi ihmal etmedik. &lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=IMG_1403.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/IMG_1403.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=IMG_1415.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/IMG_1415.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Bunu Fotoşoklayayım ben bir ara&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-size:11.0pt;line-height:115%;font-family:&amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-ascii-theme-font:minor-latin;mso-fareast-font-family:Calibri;mso-fareast-theme-font: minor-latin;mso-hansi-theme-font:minor-latin;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-US; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Bir sonraki gün ise geri dönüş vaktiydi artık. Eşyaları hazırlayıp Duesseldorf hava alanına doğru yola çıktık. Türkiye saatiyle 9.30 sıralarında yurda inmiş olduk. Bir maceranın daha sonuna geldik böylelikle. Bakalım yenilerini de ekleyebilecek miyiz?&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-960056656661352902?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/960056656661352902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=960056656661352902&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/960056656661352902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/960056656661352902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/03/cormanii-bolum-2.html' title='Cörmanii Bölüm 2'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3305126859241566466</id><published>2011-03-30T14:27:00.003+03:00</published><updated>2011-03-30T14:29:00.149+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Cörmanii Bölüm 1</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Daha önce bahsini ettiğim Almanya gezisini sonunda tamamladım ve pazartesi akşamı 9.30 sularında güzel ülkemize giriş yaptım. Aslında gezi sayılmazdı. Sonuçta çalışmaya gittim oraya ve yoğun bir şekilde de çalıştım. Bu macerayı üçe ayırıyorum. Başlangıç, gelişme&amp;amp;bitiş ve küçük notlar şeklinde. Şimdi gelin size Başlangıç’ı anlatayım:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Uçağımız sabahın köründe olduğu için gece uyumamaya karar verdim. Sabaha doğru valizi hazırlayıp saat 4 civarlarında yola çıktım. İçimde bir mutlulukla, sokakta kimsenin olmamasının da verdiği gazla şarkı söyleye söyleye metrobüs durağına gittim. Evimin oradaki park bu saatte bomboştu. Hava da ahmakıslatan dediğimiz şekilde yağmurluydu. Park cidden çok güzel gözüküyordu. Bir fotoğrafını çekmeden geçemedim. &lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=park.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/park.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Havaalanında Özgür Abi’lerle buluştuk ve valizlerimizi kontrole verdik. Sabahın ilk ışıklarına doğru iyice uyku bastırmaya başladı tabii. Uçağa bindiğim gibi kafayı vurdum. Havalandığımızı bile hayal meyal hatırlıyorum. Bir ara kahvaltı verilirken uyandım. Tam o sırada uyandığımı gören hostes sağ olsun hemen uzattı bana da bir tepsi. Onu yedikten sonra tekrar uyumuşum. İnişe geçtiğimizin anonsu ile uyandım. Duesseldorf’a inişten sonra pasaport kontrolünü halledip tur otobüslerine yöneldik. Az uyumuş olsam da gözlerim fıldır fıldır bu yeni ülkeyi izliyordu. Etrafta pek bir şey olduğu söylenemezdi tabii. Çoğunlukla bitki örtüsü gördüm diyebilirim. Sonunda otele vardık. Daha sonradan öğreneceğimiz bir diğer gerçek de otelin yeriydi. Otelin şehrin dışında olduğunu biliyordum ama hep ne kadar küçük bir şehir olduğu söylendiği için bu kadar uzak olacağını düşünmemiştim.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Köln’e yaklaşık 20km uzaktaydı. Otelin bulunduğu yer Monheim am Rhein isimli Köln’ün bir banliyösüymüş. &lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3678.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3678.jpg" border="0" alt="c&amp;amp;ouml;rmani1" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Çevredeki müstakil evlerden de anlaşılabiliyordu zaten. Ayrıca bu müstakil evlerin çatılarını nedense çok sevdiğimi de belirtmeliyim. Her gün tur otobüsüyle gidip geldiğimiz için sorun değildi elbette ama Köln’ü gezmek isteyen bendeniz durumdan şikâyetçi olmadım desem yalan olur. Otele valizlerimizi koyduktan sonra hemen fuar alanına doğru yola çıktık. İlk sefer olduğu için tur otobüsü biraz geze geze gitti. Leverkusen’de Bayer’den geçtik. Evet, bildiğiniz Aspirin yapan firma Bayer. Bayer Leverkusen’in Bayer’i. Burada sevgili Almanlar, çoğu memlekette olan teknoparklar gibi koskoca bir ChemPark yapmışlar. Aklınıza gelebilecek birçok ilaç firması ve kimya firması(aklına kimya firması gelene saygılar) vardı. O kadar büyüktü ki sadece Bayer’in fabrikasının uzunluğu sanırım iki kilometreymiş, eğer rehberin söylediği doğruysa. Köln’e yaklaştığımızda sanırım bir Almanya klasiği olan Türk mahallesini gördük. Sonunda fuar alanına geldik. &lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3679.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3679.jpg" border="0" alt="c&amp;amp;ouml;rmani2" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Devasa kapıdan içeri girip, gene devasa salonlar arasından geçerek standımızı bulduk. Standı yapan firma hatalı yaptığı için ilk 5 saate yakın zamanı düzeltilmesini bekleyerek geçirdik. Bu sırada karşımızdaki kardeş firmamıza yardım ettik. Tabii bu gecikme nedeniyle işimiz de baya geç bitti. Öğlen iki gibi gittiğimiz fuarda çalışmaya yedi gibi başlayıp iki gibi bitirdik. Pazar günü sabah 12’den beri sadece uçakta iki saat uyumuş olan bendenizin halini varın siz düşünün. Gecenin bir vakti çıktık ve iki taksi çevirdik. Ama otelimiz çok uzak olduğu için adam yerini bilmiyordu. GPS’e yazacaktı ama biz de otelin bulunduğu sokağın ismini bilmiyorduk. Adama otelin broşürünü verdik. Oteli arayıp gerekli bilgileri aldı ve sonunda yola çıktık. Otele vardığımızda duşa girecek bile halim yoktu. Bu yüzden direk kafayı vurup yattım. Sanırım kafam yastığa değdiği anda uykuya daldım. Zaten hepi topu beş buçuk saat uyacaktım. Sabah zar zor kalkıp, uykulu uykulu duşa attım kendimi. Üstümüzü başımızı giyinip kahvaltıya indik. On dakika içerisinde hızlıca kahvaltıyı yapıp, otobüsteki yerimizi aldık. Uykuya doyamamış olan bendeniz tabii ki hemen kafayı vurdum uyudum tekrar. Fuar alanının önüne gelince açtım gözümü. Ve sonunda başlamıştı fuar. Trafik yüzünden geç bile kalmıştık yarım saat. Akşama kadar yoğun ve yorucu bir tempoyla çalıştım. Kardeş firmamız tercüman tutmadığı için ilk gün bir o standa bir bu standa koşup durdum. &lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3680.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3680.jpg" border="0" alt="c&amp;amp;ouml;rmani3" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Akşam çıkışta tekrar otobüse bindim ve yine direk uyudum. Otelde akşam yemeği olmadığı için, yakınlardaki marketlerin ve restorantların bulunduğu küçük meydana geldik. Amerika’daki Towne Hall’lara benzettiğim bu yerde bir sürü Türk dükkânı vardı. Dönercinin birine oturup o saçma hindi ve et karışımı dönerden yedik muhabbet eşliğinde. Yorgunluktan bitap düşmüş kafilemiz yemek faslını atlatıp direk odalara çekildi ve uykuya bıraktı kendisini. İkinci gün, yeterince olmasa da, uyumuş olmanın verdiği göreceli dinçlikle tekrar aynı kahvaltı, otobüs, fuar rutinini uyguladım. Zaten bugünden itibaren bizim kafile otobüse adım attığım gibi uyuduğum için benimle dalga geçmeye başladı. Bir sonraki gün Hüseyin Abi “Uğur senin yatağı bozmamışlar” falan diyordu. Daha sonraki günlerde hepsi bana benzeyip yol boyunca uyudular gerçi orası ayrı. İkinci günün ilk günden farkı karşı komşumuzun Köln’de yaşayan bir Türk kızını tercüman olarak tutmuş olmasıydı. Karşı tarafın ziyaretçileriyle yoğunluk olmadıkça ilgilenmiyordum böylece. Gün sonunda ise büyük firmaların stantlarında verdikleri partilerden birine denk geldik. Beleş biralarımızı kaptık ve tekrar otelin yolunu tuttuk. Gene uyudum tabii ben. Evet, beş günlük fuar boyunca her otobüs yolculuğunda uyudum. Üçüncü gün bizimkileri satıp Köln’ü gezmeye niyetlendim. Ama ziyaretçilerden birisi bizden fiyat teklifi isteyince, gece bunun çalışmasını yapacağımız için o planım da suya düştü. En sonunda dördüncü gün, Cuma günü kafaya koydum, Köln’ü gezecektim.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3305126859241566466?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3305126859241566466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3305126859241566466&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3305126859241566466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3305126859241566466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/03/cormanii-bolum-1.html' title='Cörmanii Bölüm 1'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3636157655050433445</id><published>2011-03-20T18:27:00.001+02:00</published><updated>2011-03-20T18:29:37.524+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Yaşamak</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Cuma günü kuzenimi ziyaret ettim ofisinde. Erkenciydi almış şarabını fıstığını, takılıyordu. E ben de eşlik ettim doğal olarak. Kendisi evli olduğu için konu evliliğe uğramadan da geçmedi.  O sırada bir tanıdığının “ben çok erken evlendim, hiçbir şey yaşayamadım o yüzden” dediğini söyledi. Hep merak etmişimdir. Nedir bu erken evlenenlerdeki “bir şey yaşamak” kavramı. Ülkemizin cinsi düşünce yapısı üzerinden ele alırsam, bunu söyleyenin de erkek olduğunu düşünürsek, kendisi bariz bir şekilde daha fazla kadınla birlikte olamadığı için pişman diyebilirim. Bu düşünceye de bir anlam verebilmiş değilim hiçbir zaman. Ne geçecek eline beş yerine üç kadınla birlikte olduysan? Ki güzel ülkemin evli erkeklerinin nasıl bir hayat tarzı benimsediklerini her geçen gün daha da çok gördükçe daha bir şaşırıyorum. Parmaktaki yüzük hiçbir şey için engel değil vesselam. Olay sanırım evlilik kavramını farklı algılamakta bitiyor. Etrafımda da gördüğüm için ülkemizdeki bazı(büyük bir bazı sanırım) kesim, bir düzen olsun, evim olsun,-ailesi nispeten de olsa kısıtlayıcı ise- ailemin yanından ayrılayım düşüncesiyle evleniyor. Evlendiği kişiyi de doğru düzgün tanıma fırsatı bulamadığı için, sonuç hüsran da olabiliyor, çok güzel de. Kumar anlayacağınız. Hâlbuki evlilik benim gözümde hayatı paylaşmak, iyisiyle kötüsüyle bir ittifak kurmaktır hayatın bize getirdiklerine. Evet, evlilik ekonomik bir anlaşmadır da ama onu ekonomik temeli üzerinden yürütmek yapılabilecek en büyük yanlıştır. Bu adamın “bir şeyler yaşayamadım” demesini bu nedenle anlayamıyorum. Sen bir gün “sevdiğin” insanı yanına alıp Moda’ya gidip, sarılıp gün batımını izlemeyi bilmiyorsan, on beş kadınla daha birlikte olunca da “bir şey” yaşamamış sayılacaksın benim gözümde. Bu görüşümü kuzenime de ilettiğimde bana “sen hayatı dolu dolu yaşamayı seviyorsun, senden buna benzer bir şey söylemeni zaten beklemiyordum” dedi. Bir anda yapboz parçaları birleşir ya hani filmlerde, ona benzer bir görüntü oluştu gözümde. Lise ikinci sınıfın sonunda sayısallardan Nevcihan diye bir arkadaşım, derslerin boş geçtiği günlerde el falıma bakmıştı. Elimi açıp baktığında bana ilk söylediği şey “Uğur senin çok eğlenceli bir hayatın olacak!” idi. Geçmişime bakıyorum da ben en kötü durumlarda bile kendime eğlenecek bir şeyler çıkarmayı bilmişim. Bu yüzden belki de sinirlendiğimde bile kendimi, dalga geçerek ifade ediyorum. Evet ukalayım da. Evet, ben kendi çapımda bir hedonistim. Yazın gittiğim bir iş görüşmesinde de bana hayattaki amacım sorulduğunda böyle cevap vermiştim; eğlenmek. Bu yüzden eski kız arkadaşım “bir gün ayrılırsak?” diye sorduğunda “çok eğlenceli bir zamandı diyebileceğiz” gibi bir cevap vermiştim(ayrılırken de söylemişti aslında seninle çok güzel zaman geçirdik diye ama o süreçte farkına varamıyor insan). E öldükten sonra beni bekleyen 72 bakireye ve güzel bahçelere de inanmadığım için, elimdeki hayatın da tadını çıkara çıkara yaşamaya çalışıyorum. Ve bakıyorum da, kötü yanları da olsa da(e olacak tabii) çoğunlukla bunu başarıyorum. Geçen ay bir diğer öğretmenin yerine derse girdiğim sınıfta bir oyun oynatmıştım. “Have you ever…?” oyunu.(Normalde içki masasında oynanacak bir oyun elbette. Bir ikişi “Sen hiç….?” Sorusunu soruyor diğerleri eğer söylenen şeyi yaptıysa içkilerinden bir yudum alıyor.) Elimdeki sorulabilecekler listesi, sınıfta kullanılacak kadar uygun olmasa da oradaki birçok şeye baktım ve ben çoğunu yapmış/yaşamıştım. Ve o an gurur duydum kendimle. Ben gerçekten eğlenceli bir hayat yaşıyorum sanırım. Yaptığımız müzikten de belli aslında. Benim yaşamak kavramım galiba ülkem erkeğininkinden biraz farklı. Bu nedenle ben on beş yirmi kadınla yatma peşinde koşmamaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki ona harcayacağım zamana çok daha güzel şeyler yapabilirim. Tüm bu muhabbetlerin ve farkına varmaların sonunda eve döndüm kuzenimin yanından. Facebook’u açtığımda ise beni bir başka sürpriz bekliyordu. Bir arkadaş Ömer Hayyam’dan bir dörtlük paylaşmıştı. Aslında tüm bu yazıyı da özetlemişti Hayyam :&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;i&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;Dünya yıldıramazsın beni ne yapsan;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Ölümden de korkmam, er geç ölür insan.&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Ölmemek elimizde değil ki bizim,&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;İyi yaşamamak beni korkutan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 115%; "&gt;&lt;span class="apple-style-span" &gt;PS: Cörmaniiiiiii!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3636157655050433445?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3636157655050433445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3636157655050433445&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3636157655050433445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3636157655050433445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/03/yasamak.html' title='Yaşamak'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-7857646413568872801</id><published>2011-03-15T00:05:00.000+02:00</published><updated>2011-03-15T00:06:12.959+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Kafa Tatili</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   &gt;Bu aralar leyleği havada gördüm gibi bir hal içerisindeyim. İki hafta önce dil okulundaki haftaiçi akşam sınıfım sona ermişti. Yeni sınıf vereceklerini söylediler ama Almanya yolculuğumu hatırlayınca, sınıfın açılışını dönüşüme erteleme kararı aldılar. Ben de hemen cumartesi akşamına ucuzundan uçak bileti ayarladım kendime. Haftaiçi özel derslerimi iptal edip Yatağan’a gittim. Daha öncesinde de gece uçakla yolculuk yapmıştım. Ama bu sefer şansıma uçak kalktıktan sonra resmen boğaz turu yaptı. İnternetten yaptığım check-in de sağolsun beni cam kenarına oturtmuştu. Ve ilk defa ben boğazın gece havadan ne kadar mükemmel gözüktüğüne şahit oldum. Ağzım açık bir şekilde tarihi yarımadaya, Haliç’e, Selimiye’ye bakakaldım. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   &gt;İstanbul’dan ayrılırken haberlerde kar yağacağını söylemişlerdi. Hatta Pazar akşamı Ben de sinir olmuştum “Ben gidiyorum kar yağacak” diye. Pazar günü televizyonda kar hazırlıklarını gördüm İstanbul’un. Ertesi sabah annemin sesini işittim. Babaneme “bak her yer bembeyaz, kar yağıyor” diyordu. Uyku sersemi yüzümde o salak gülümseme belirdi. Ama baktım saat çok erkendi. Uyumaya çalıştım tekrar. Bölük pörçük de olsa uyudum biraz daha. Sonra kalktım ve hemen koşup mutfak camından dışarı baktım. Yatağan’da ilk defa böyle bir kar yağışı vardı ve işin güzel tarafı da çok güzel tutmuştu. İklim değişikliği gerçeğini göz ardı edip kar yağışıyla mutlu olmakla yetindim ben de. Biraz evde durduktan sonra babamın yanına gitme bahanesiyle evden çıktım. Yol boyunca elimden kartopu eksik olmadı. Hatta ilk defa bu çizgi filmlerde gördüğümüz “yuvarlanıp büyüyen kartopu” na şahit oldum. Attığım bir kartopu karlar üzerinde sekerken birden büyüdü. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   &gt;Neyse efenim bir gün de Muğla’ya abimleri ziyarete gittim. Gitmişken o sırada Muğla’da Kpss’ye hazırlanan Hemşo’mla da buluştum. Abimlerin evinde 40” televizyona bağlanmış bilgisayarla baya bir eğlendim. Cidden ya, kocaman televizyonda msn konuşması falan bile kafam kadar oluyor. Bir eğlenceli, bir garip durum. Tabii oyun oynamayı da es geçmedik kocaman televizyonda. Sonrasında geri döndüm Yatağan’a. Cuma günü akşam İstanbul’a döndüm. Ertesi gün iş ve stüdyo vardı. İş normal stüdyo her zamanki gibi çok eğlenceliydi. Madafaka isimli şarkıyı söylerken kendimden geçiyorum resmen. Evet artık sadece davul çalmıyorum. Herkes her işi yapıyor bizim grupta mübarek. Bu arada Miller Music Factory halkoylaması finallerine kalmıştık. Ama halk bizi oylamadığı için son üçe kalamamışız. Sağlık olsun. Zaten o tarihte Kultur Shock konseri/söyleşisi var. Hiç üzülmedim valla. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   &gt;Şimdi de Almanya yolculuğu hazırlıklarına başladım(ne hazırlığı yapıyorsam artık). Eğer planlarımızı uygulayabilirsek sadece Köln’le de kalmayacak gezim. Gerçi gece vakti ne kadar gezilebilirse başka yerler. Malumunuz 9-6 fuarda çalışıyor olacağım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   &gt;Bu arada sonunda davuluma(Şukufe’m) yeni zili aldım. Önceleri zil standı için orijinal roland standı alırım diyordum ama hem zil hem stand uçuk bir rakama geliyordu. Yatağan’dayken aklıma akustik davul için aldığım zil standı geldi. Baktım yerinde duruyor. Hatta Hi-Hat standı bile duruyor. Satacağım onu da. Neyse efenim ben koydum o zil standını çantama getirdim buraya. Bugün de sipariş verdiğim zil geldi. Sonunda iki crash bir ride’dan oluşan seti tamamladım. Alıştığım davul setine kavuştum diyebilirim.  Görüntüsü de şöyle&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   &gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSCN3673.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3673.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-7857646413568872801?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/7857646413568872801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=7857646413568872801&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7857646413568872801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7857646413568872801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/03/kafa-tatili.html' title='Kafa Tatili'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5775196722492871050</id><published>2011-02-26T22:46:00.003+02:00</published><updated>2011-02-26T22:48:00.043+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>FGD!</title><content type='html'>Ben bugün, ingilizce öğrettim, hoşlaştığım bir insanla bolca muhabbet ettim, anıra anıra güldüm, davul çaldım, gitar çaldım, avazım çıktığı kadar bağırarak şarkı söyledim. &lt;div&gt;L:100, M:80&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5775196722492871050?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5775196722492871050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5775196722492871050&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5775196722492871050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5775196722492871050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/02/fgd.html' title='FGD!'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8088212915738602373</id><published>2011-02-25T04:18:00.002+02:00</published><updated>2011-02-27T13:51:43.312+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Life&amp;Mana</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bundan yaklaşık dört yıl önce üniversite birinci sınıftayken İBB’den çıkan bursun tamamıyla gidip bir davul almıştım çalacak edecek yerim olmamasına rağmen.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Sunrise isminde Çin malı adi bir davuldu. Hatta durun resmini koyayım.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=davulseili.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/davulseili.jpg" border="0" alt="d&amp;amp;uuml;ld&amp;amp;uuml;l" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu davulu Semih Amca’mların boş alt katına bas çalan arkadaşımla kuruşumuzun hatırası elbette canlı hala. Kuzenim Zeynep’in bize yardım edişi falan. Neyse. Fotoğrafçıda çalıştığım zamanlarda her hafta kazandığım paradan 20 lirayı kenara ayırıyordum. O parayla daha güzel ziller alacaktım. Üç ayın sonunda 250 Lira biriktirebilmiştim. 160 lira açığım vardı. Dayımı arayıp utana sıkıla ondan istedim bu parayı. Sağ olsun ikinci defa söylememe bile gerek kalmadan geldi Kadıköy’e. Ben, arkadaşım ve dayım gidip almıştık bu Masterwork zilleri. O senenin yazında, o zamanlar en yakın arkadaşımla beraber kayıt işine girmiştik. Onların evlerinin yanındaki boş müstakil evin sahibinden anahtarı istedik. Oraya davulu kurup üç bilgisayar mikrofonu ile kayıt yapmıştık. Orada 15 gün bu zilleri kullanmıştım. İlk aldığım ziller olduğu için mi bilmiyorum böyle çok seviyordum onları. Sesleri de cidden çok güzeldi. Zilleri beraber aldığımız arkadaşla Taksim’de saçma sapan bir barda verdiğimiz konserde kullandım. Bunun dışında üniversitedeki ikinci senin sonunda davula susturucular aldığım zaman tekrar kullanmıştım bu zilleri. E tabii susturucularla ses falan almadan. Daha sonra bir iki defa Crash’ini stüdyoda kullandım bu setin. Tüm bunların dışında hiç kullanılmamıştı. Sonunda boşuna yatağımın yanında duracağın satmaya karar verdim malum artık elektro davulum var. Bir iki ay önce de Mersin’de genç bir davulcuya sattım zilleri. Çok olmasa da biraz hüzünlüydü işte. Derken Boğaziçi yarışmasında üçüncü olduk. Ödüllere baktığımda İstanbul Agop marka ziller vardı. Ama sadece crash gözüküyordu. En sonunda hediyem(iz) geldi Çağlar’a. Arayıp sorduğumda komple zil seti olduğunu söyledi. Çaktırmasam da çok sevindim bu habere de. Özellikle zil setinin Drum&amp;amp;Bass dergisinde gördüğüm hep imrendiğim Xist serisinden olması  beni benden aldı. Zilleri Çağlar’dan aldığım gün garip bir mutluluk vardı içimde. Eşşek ölüsü gibi ağır olsalarda Taksim’den işe, oradan da eve getirmek hiç koymadı. Eve gelip çıkardım ve yatağın üzerine koydum hepsini. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=xist.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/xist.jpg" border="0" alt="Xist" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Sonra düşündüm. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Hayatıma baktım. Kaybettiğimi düşündüğüm birçok şey ziyadesiyle geri geliyor hayatıma. Bu zilleri de bunun sembolü olarak görüyorum. Bu yüzden, “kafamda sutyenle davul çaldığım günden hatıra”nın dışında bir başka anlam daha yükledim onlara. Birkaç yazı önce demiştim ya &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;“RYO’lardaki bir Büyücü karakteriyim ama Hayat: 100 Mana: 0” diye; şimdi bakıyorum da Mana’m 75’e kadar çıkmış. Önümdeki Almanya macerasından sonra da 100 olacak diye düşünüyorum. Hatta bakarsınız kalıcı Mana artışı yaşayıp daha fazlasıyla bile dönebilirim.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8088212915738602373?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8088212915738602373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8088212915738602373&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8088212915738602373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8088212915738602373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/02/life.html' title='Life&amp;Mana'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-2338326873149696005</id><published>2011-02-22T00:30:00.001+02:00</published><updated>2011-02-22T00:31:15.456+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Güzel Şeylerin Devamı</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Güzel şeyler oluyor diyordum bir aralar ben değil mi? Üç beş alıntı yaptım diye durdu mu sanıyorsunuz? Tabii ki de hayır. Özet geçeyim piçlik olmasın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Süper über grubum FFAF olarak müzik üretimimiz devam ederken, garip bir şekilde Rusya’da şarkılarımızı çalmak isteyen bir radyo bizimle iletişime geçti. Grup bio’sunu falan yolladık onlara. Rusya’da hangi radyo bilmiyorum hala ama onun dışında Türkiye’de de 3 radyoda mı ne çalacakmış bizim Memelerin Kocaman. Çalamazlar gibi geliyor bana argo olduğu için ama Kelek ile yırtabiliriz. &lt;a href="http://www.facebook.com/funforafan"&gt;FFAF&lt;/a&gt;’nin Facebook sayfasından zaten duyurmuştuk bunu. Onun dışında yarın Çağlar’la beraber bir adamla görüşmeye gidecektik. Bizim reklamımızı yapmak istediğini söylemiş ekşisözlük buluşmasında. Punk’a destek olmak istediğini falan söylemiş. Ama akşam çalıştığım için adam da akşam 7 gibi görüşelim dediği için ben katılamayacağım görüşmeye. Çağlar’dan detayları öğrenirim artık. Konserler konusunda da gelişmeler var. Sanırım Boğaziçi Üni bahar şenliklerinde çalacağız. E üçüncü olduk o kadar. Çalalım bir zahmet. Birkaç yere daha bakacağız çıkmak için. Gitarist/vokal/halklailişkiler/menacer Çağlar ayarlar bir şeyler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Onun dışında facebook’tan takip edenler görmüştür ki birazcık dualarım kabul oldu. Zamanında deliler gibi Kultur Shock konserine gitmek istediğimi söyleyen bir ileti yazmıştım. İsteğimin gerçekleştiğini iki gün önce Twitter’dan öğrendim. İstanbul konser tarihini paylaşmışlardı. Tabii deliler gibi sevindim. Daha sonra aklıma bir şey geldi. Ministry of Kultur albümünü daha yeni incelemiştim &lt;a href="http://beneaththeground.org/2011/02/08/kultur-bakanligi-kultur-shock/"&gt;BTG&lt;/a&gt; için. “Acaba” dedim kendi kendime, “söyleşi yapmak istesem kabul ederler mi?”. Söyleşinin bahane, bu insanlarla(özellikle de Paris=) tanışmanın şahane olduğu aşikâr tabii. Twitter’dan kime eposta atmam gerektiğini sordum. Bana mesaj olarak bir adres verdiler. Val’e ulaştım ve olumlu cevap aldım. Kendisi İstanbul’daki temsilcileri ile görüşmemin daha sağlıklı olacağını kendileri yollarda olduğundan planlamanın zor olduğunu söyledi. Val’den bu cevabı alınca direk bana verdiği eposta adresine bir ileti yolladım. Her ne kadar Erinç Hanım’a ilk başta Bey diye hitap ederek gaflette bulunsam da(ne yapayım Val geç söyledi “it’s a she” cevabını) kendisinden de olumlu cevap aldım. Mart sonuna doğru tekrar iletişime geçip yeri ve saati söyleyecek bana. Bu haberi de aldıktan sonra tabii bütün gün suratımdan Joker gülümsemesi eksik olmadı. Söyleşiler ne zaman olur bilemiyorum ama eğer konser günü olursa benim için sorun yaratabilir. Malum 5.30a kadar çalışıyorum. Ama sanırım onu da bir günlüğüne diğer öğretmenlere satabilirim diye umuyorum. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;E bir de iki sene önce Amerika’ya giderken kaçırdığım Deep Purple’ın 18 Mayısta tekrar geldiğini öğrendim. AC/DC ve The Offspring ile telafi etmiştim ama Deep Purple’ı da izleyince artıya geçmiş olacağım resmen. Kultur Shock konserinde de kendimden The Offspring’te olduğu kadar delirme bekliyorum. Siz de bekleyin hatta. Ghetto’da deliler gibi zıplayıp hoplamasıyla bilinen bir insan olabilirim. Güzel şeyler oluyor güzel.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-2338326873149696005?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/2338326873149696005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=2338326873149696005&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/2338326873149696005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/2338326873149696005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/02/guzel-seylerin-devam.html' title='Güzel Şeylerin Devamı'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-7128409784241453081</id><published>2011-02-17T14:02:00.001+02:00</published><updated>2011-02-17T14:05:22.421+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntı'/><title type='text'>Git</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Hadi Git&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,&lt;br /&gt;Günahıma girmeden, katilim olmadan git!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline; "&gt;Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,&lt;br /&gt;Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,&lt;br /&gt;Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,&lt;br /&gt;Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi git, benden sana dilediğince izin,&lt;br /&gt;Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;&lt;br /&gt;Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;&lt;br /&gt;Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,&lt;br /&gt;Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,&lt;br /&gt;Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her darbene tahammül edecektir bedenim,&lt;br /&gt;Gururum mani olur perişanıma benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?&lt;br /&gt;Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,&lt;br /&gt;Sana gül bahçesini kim açar benden başka! &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hercai arılara meyhanedir çiçekler,&lt;br /&gt;Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,&lt;br /&gt;Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,&lt;br /&gt;Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!&lt;br /&gt;Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!&lt;br /&gt;Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;&lt;br /&gt;Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,&lt;br /&gt;Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal Safi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-7128409784241453081?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/7128409784241453081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=7128409784241453081&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7128409784241453081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7128409784241453081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/02/git.html' title='Git'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3444416532571242540</id><published>2011-02-12T23:00:00.002+02:00</published><updated>2011-02-12T23:00:59.314+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntı'/><title type='text'>SÖZLER SOKAĞI</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;SÖZLER SOKAĞI&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing" style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;                                     &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;               &lt;/span&gt;Hiçbir kadına O’nun kadar yakışmıyordu kadın olmak&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing" style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;                                                    &lt;/span&gt;Bir kez daha O’na&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Sen diye başlayan cümleler&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Yarım kalan &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Söylenmeyen &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Söylenemeyen &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Anlaşılmayan….&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Vapurların bile kaçmaya çalıştığı bir şehirde&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Seni aramak &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;El yordamıyla&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Enkazların arasında &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Medeni cinayetler sokağında&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Ahlaklı fahişelerle işbirliği içinde &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Hem de…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Ama sonunu biliyorum ben bunun&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Yine de içinde bir belki taşımak &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;İçin için taşmak &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Belki bu son sokaktasındır &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Hani beni bıraktığın sokak &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Evcimenler sokağı &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Kaldırımsız olan…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Yine de bir şey var söylenilesi&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;O da artık asla yalnız bırakılamayacağım &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;Kanlı canlı birisi tarafından…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;                                              &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;                                        &lt;/span&gt;Türkçe aslına aktaran &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;                                                                                      &lt;/span&gt;Mehymet toklu&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3444416532571242540?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3444416532571242540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3444416532571242540&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3444416532571242540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3444416532571242540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/02/sozler-sokagi.html' title='SÖZLER SOKAĞI'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3028424505444086014</id><published>2011-02-06T01:45:00.002+02:00</published><updated>2011-02-06T01:46:58.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntı'/><title type='text'>Olay Badem Ağacı olabilmekte</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Arkadaşım Badem Ağacı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen ağaçların aptalı&lt;br /&gt;Ben insanların&lt;br /&gt;Seni kandırır havalar&lt;br /&gt;Beni sevdalar&lt;br /&gt;Bir ılıman hava esmeye görsün&lt;br /&gt;Düşünmeden gelecek karakış..&lt;br /&gt;Acarsın çiçeklerini ..&lt;br /&gt;Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...&lt;br /&gt;Bir güler yüz bir tatlı söz..&lt;br /&gt;Açarım yüreğimi hemen&lt;br /&gt;Yemişe durmadan çarpar seni karayel&lt;br /&gt;Beni karasevda&lt;br /&gt;Hem de bilerek kandırıldığımızı&lt;br /&gt;Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza&lt;br /&gt;Koş desinler bize şaşkın&lt;br /&gt;Sonu gelmese de hiç bir aşkın&lt;br /&gt;Açalım yine de çiçeklerimizi&lt;br /&gt;Senden yanayım arkadaşım&lt;br /&gt;Havanı bulunca aç çiçeklerini&lt;br /&gt;Nasıl açıyorsam yüreğimi&lt;br /&gt;Belki bu kez kış olmaz&lt;br /&gt;Bakarsın sevdan düş olmaz&lt;br /&gt;Nasıl vermişsem kendimi son sevdama&lt;br /&gt;Vur kendini sen de bu güzel havaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nesin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3028424505444086014?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3028424505444086014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3028424505444086014&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3028424505444086014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3028424505444086014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/02/olay-badem-agac-olabilmekte.html' title='Olay Badem Ağacı olabilmekte'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-7373568995739431499</id><published>2011-02-04T15:07:00.001+02:00</published><updated>2011-02-04T15:07:54.583+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>İyi Kötü Garip</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; D&lt;/o:p&gt;ün gece garip bir şey oldu. Singularity isimli oyunu bitirmek üzereydim. Son bölümde iki büyük güç Barisov ve Demichev ile laboratuardaydı Renko, yani ben. Barisov zamanda geri gidip kendimi öldürmemi istiyordu. Böylelikle dünyayı ve milyonlarca insanı kurtarabilecektim. Demichev ise kendisine katılmamı böylelikle elimdeki TMD’nin gücüyle dünyayı yönetebileceğimizi söylüyordu. Oyun bu noktada elime silahı verip bir seçim yapmamı istedi. Her zamanki iç çatışmalarımı yaşamaya başladım. “nıhaha kötü karakter olacağım” diyen yanım ile “milyonlarca insanı kurtarmış olacaksın” yanım birbirine girmiş iki karaktere bakıyordum. Silahı bir Demichev’e bir Barisov’a yöneltiyordum. Sonunda kararsızlığımı fırsat bilen Demichev aldı silahı vurdu beni de Barisov’u da. Tabii yeniden aynı nokta yüklendikten sonra Demichev’e gıcık olmuştum. Onu vurmayı düşündüm hemen, ama bir yandan da “kötü olmak istiyorum” diyen bastırıyordu. Sonunda ne olduysa sinirlenip iki karakteri de vurdum. Oyunun böyle bir sonunun olduğunu düşünmüyordum ama varmış. İki karakteri de öldürdüğümde, yalnız başına kalan, ve adadaki operasyon sonra akıbeti belli olmayan bir karakteri anlattı. Tabii sonunda neredeyse tanrılığını ilan eden bir ismi cismi belli olmayan bir insandan bahsetti oyun. Neyse, bunlar teferruat. Benim kafama takılan yaptığım seçim oldu. Bu zamana kadar oyun oynarken bir türlü kötü olmayı becerememiş biriyim ben. Hep sanal da olsa bir vicdana sahip olmuşum. Ya da ilk oynayışımda iyi kahraman olup ikinci oynayışımda kötü biri yapardım karakterimi. Bu sefer nasıl olduysa içimdeki bıkkınlık seçimime de yansıdı sanırım. Barisov her şeyi düzeltebileceğini tek yapmam gerekenin kendimi feda etmek olduğunu söylüyordu. Ama nedense bir türlü inanamıyordum ona da. Düzeltmek için uğraşmıştım zaten bütün oyun boyunca. Demichev güç dışında hiçbir şey vaat etmiyordu. Ama ben ikisini de istemiyordum. Göreceli olan “iyi” ile “kötü” arasında seçimi “ne iyi ne kötü” olarak yaptım. Sonu her halükarda iyiye bağlanmış olsa da garip bir seçim gibi geldi bana. Kötü olmayı da iyi olmayı da becerememiş biri olarak gene arafta kaldım. Arada derede g-string bir bir adamım anasını satayım. Spoiler’ı da gömdüm oh! Kötü oldum şimdi değil mi? Evet, evet!&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-7373568995739431499?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/7373568995739431499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=7373568995739431499&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7373568995739431499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7373568995739431499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/02/iyi-kotu-garip.html' title='İyi Kötü Garip'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3940853648005656102</id><published>2011-01-30T23:43:00.001+02:00</published><updated>2011-01-30T23:43:50.374+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Manhattan mı? Rorschach mı?</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Rorschach mı Dr.Manhattan mı olmalı bu hayatta? Özellikleri olarak değil. Sadece son verdikleri kararlara göre değerlendiriyorum. Rorschach mı olacağım bu hayatta yoksa Dr.Manhattan mı? Hiçbir şekilde taviz vermeyecek miyim? &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Yoksa Manhattan gibi daha “iyi” olacağını düşünüp kabullenecek miyim? İki gündür aklımı kurcalayan bir soru. Yaklaşık iki hafta önce bir arkadaşımla yaptığım güzel kahvaltı sonrası sohbetinde de bana söylediği buydu. “Bazen insan bazı şeylerde taviz vermeli” demişti bana. “Yaşadığın bu hayatta savaşmayı bırakıp kabullenmek gerekiyor.” Demişti. Güzel bir şarkıda söylendiği gibi; her zaman istediğin şeyi elde edemezsin ama denersen ihtiyacın olana sahip olursun. Bakıyorum bazen. Manhattan olasım geliyor. Vazgeçip hepsinden, ödün verip düşüncemden, fikrimden, akıntıya kürek çekmek yerine akıntıyla yol almak. Bu akıntı metaforu bir örnekle açıklayayım. Örneğin bir işe girdim malum bilinen bir İngilizce dil okulunda. Ama işimden ve çalıştığım şirketten nefret ediyordum. Bırakmak için fırsat kolluyordum resmen. Ama sırf stajımı tamamlamak için orada kalabilirdim. Bir sene boyunca orada çalışıp stajımı kaldırıp sonrasında daha iyi bir maaşla başka bir yerde iş arayabilirdim de. Ama yapamadım. Nefret ettiğim bir yere tahammül etmektense stajımı iptal edip başka bir yerde çalışmayı seçtim. Gerçi başka bir iş bulup da işi bırakmadım. Deli cesareti mi bilmiyorum, yaşadığım şeylerden sonra iş resmen işkence olmuştu bana ve bıraktım. İşin garip tarafı üç gün sonra daha çok kazandığım ve daha az çalıştığım şimdiki iş yerimden aradılar. Evet şimdi sigortam yok belki(onu da hallettim aslında muğladan göstererek) ve stajım kalkmadı ama sadece eğitimle ilgilendiğim için mutluyum işimde. Burada Rorschach olmam daha iyiye sebep oldu evet. Ama bu nereye kadar devam edecek? Yaşım yavaş yavaş ilerliyor. Etrafımdaki birçok kişi tavizlerini vermiş ya da vermeye hazır. Ben ne yapacağım? Gene Rorschach damarım mı kabaracak, ki hala kabarık şu an. Tabii bu taviz vermeyen halime bakıyorum, sonrasında son yaşadığım ilişkide verdiğim tavizlere bakıyorum. Ne yaman çelişiyorum kendimle bir bilseniz. Ama yine şimdi fark ediyorum ki bu yazıdaki anahtar sözcük “sevgi”. Sevgi işin içine girince tüm Rorschach’lığımı kenara bırakıyorum sanırım. Ya da kendimle savaşıyorum bırakmak için. E şimdi kendime bakıyorum, her şeyini rafa kaldırmış bir insan olarak, ve yine yeniden mükemmel bir Swagger yani nereye gittiğini bilmeyen biri olarak soruyorum kendime, taviz verecek misin? Cevap veremiyorum kendime. Bu zamana kadar bir çok konuda bana yardımcı olmuştu bu inadım. İyi şeyler yaptım, yaşadım. Yaşım ilerledikçe bırakacak mıyım bu inadımı acaba? Manhattan mı olacağım Rorschach mı?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Dip not: dün gece alnımdan(sinüzit) müthiş bir acı girdi başıma. İki gündür de çıkmadı. Yıllardır hiç böyle bir başağrısı çekmemiştim yemin ediyorum.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Bıçak batırsam daha az acır gibi geliyor. Tüm bu garipliğin sonunda iki üç saat önce tuvalete girerken kafamda neden olduğunu anlamadığım bir şekilde Leman Sam-Gül güzeli çalmaya başladı. Evet bu yazı bu şarkı eşliğinde tılsımını kaybetmiş bir adam tarafından yazıldı.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3940853648005656102?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3940853648005656102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3940853648005656102&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3940853648005656102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3940853648005656102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/01/manhattan-m-rorschach-m.html' title='Manhattan mı? Rorschach mı?'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8635141619750589063</id><published>2011-01-18T21:57:00.002+02:00</published><updated>2011-01-18T22:00:30.652+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Click</title><content type='html'>Dinlediğiniz şarkının ismi Highway 101(Social Distortion), bindiğiniz otobüste aylık akbilinizde de kalan miktar 101 olunca, evrenle aynı frekansta olduğunuzu hissedip mutlu olabiliyorsunuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8635141619750589063?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8635141619750589063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8635141619750589063&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8635141619750589063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8635141619750589063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/01/click.html' title='Click'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5439976683487287532</id><published>2011-01-04T22:31:00.002+02:00</published><updated>2011-01-04T22:35:17.312+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Yeniden Hayat</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Çok şey öğrendim geçtiğim yıl boyunca. Çoğunluğu kendimle ilgiliydi elbette. Hiç olabileceğini bile düşünmediğim bir beni gördüm. Sanırım tüm yaşadıklarımın en uç hissiyatı sevdiğimi kaybedince ortaya çıktı. Ölebildiğimi gördüm. Ölünüp de nasıl hayattan kopulamadığını gördüm bir şarkıda dediği gibi. Bakıyorum da şöyle bir geçmişe, tüm hayatım sevdiklerimi kaybetmekle geçmiş bir nevi. En sevdiklerim hep birer birer çıkmış hayatımdan. Kimine ben sebep olmuşum kimine başkası. Ama bu sefer farklı olduğuna inanmıştım. İnanmamak için önüme onlarca sebep konulmasına rağmen karşıma inat etmişim inanacağım diye. İnandırılmadım, inanmak istedim. O zamanlar göremiyor işte insan. Aptallık etmişim. Şu sıralar anlamsızlık içerisinde yaşıyorum biraz. Bakıyorsunuz son iki yazıma evet umut vaat eden yazılar gibi gözüküyor. Evet, umudum hala var. Ya da emin değilim. Bilemiyorum. Bana destek olan herkesin dilinden düşmeyen söz, herkese söylendiği gibi, “Hayat devam ediyor”. Kaan Sezyum’a katılıyor ve “etmiyor” diyorum. Gene onun deyimiyle “Hayat yeniden başlıyor, hem de sıfırdan.” Unutuyorsunuz çünkü. Nasıl bir insandınız? Nasıldı yalnızken hayat? Şimdi yeniden keşfetmeye başlayacağım. Evet, yandım, kül oldum sonunda. Şimdi içimde sadece gri bir ton var. Yok yani. Arıyorum, bulamıyorum başka bir renk. Aslında buluyorum. Ama şimdilik anlık görüntüler halinde geliyor renkler içime. Kül oldum. Küllerimden doğma vakti geldi. Maalesef Anka kuşu kadar çabuk yapamıyorum bunu. Ve üzülüyorum, sinirleniyorum halime. Ne oldu yaşam sevgine, niye izin verdin tükettirilmesine diyorum durmadan. Aslında gitmedi bir yere. Sadece saklandı. Yalnızken evine öcü girmiş küçük bir çocuk misali koştu içeriye saklandı bir kanepenin arkasına. Çıkacak elbet. Korkmaması gerektiğini anlayacak. Ya da savaşması gerektiğini. Sadece şimdilik yorulmuş, ürkmüş. Evet bu yüzden belki de içimdeki gri ton. Atmıyor içimdeki yürek hiçbir şekilde. Yanlış anlaşılmasın. Yeşim için de atmıyor artık. Hiç atmıyor. İstiyorum atmasını. Eski haline, hayallerde boğulan haline geri dönsün istiyorum. Ama artık hayal de kuramıyorum. Ya da kuruyorum da ben farkında değilim. Mesela Bungee Jumping hayalim hala var. Ama bakıyorum o da manasız geliyor. RYO’larda oynadığım bir kahraman gibiyim. Life 100 belki ama Mana 0. Hiç enerjim yok. Bir büyücü karakteri canlandırdığımı düşününce varın siz düşünün halimi. İçimde muazzam bir boşluk var. Ve lütfen bana gelip de bunların geçeceğini söylemeyin. Bunu ben de çok iyi biliyorum. Ama takdir edersiniz ki gelecekte yaşamıyoruz. O geçmiş noktaya ışınlayamıyorum kendimi. İçinde bulunduğumuz andan çıkamıyoruz ki. Ama Sezyum’un da dediği gibi yeni hayatım için sanırım adım atmaya başladım. Evet. Dün sonunda dolu dolu geçen dokuz aylık maziyi sildim. 2.39GB’mış. Amerika’da yaz klasörümden sonra en büyük klasör olduğunu düşününce… Ama artık yok. Güzel günlerdi. Bitti. Şimdi yeniden hayata başlama vakti. Çünkü korkuyorum. Etrafımda, beni seven insanları boğmaktan, onların hayatımdan gitmesinden korkuyorum. Çünkü biliyorum ki yaşam onlarla güzel olacak. Sadece biraz zaman istiyorum. Ve küçük bir elektroşok belki de. Tekrar çalışsın şu yürek diye. Aslında alıyorum da bu elektroşokları yavaş yavaş. Ama malum bir-iki seferde çalışmayabiliyor kalp(Fazla House izledim evet).&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;İstemiyorum bu gri tonu. Arada bir gelen o renklerin kalıcı olmasını istiyorum. Olacak biliyorum. Sadece zaman istiyorum. Hayattan değil. Hayatın zaten bana zamandan bol verdiği bir şey yok.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;İyileşiyorum. Biliyorum. Bugün anlamadığım bir şekilde yataktan daha rahat kalktım. Sanırım artık geçmesine izin veriyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ps: Elbet içinizden bunu okuyup, amma dramatikleştirmiş diyenler çıkabilir. Hayır. İlginizi istediğim için yapmıyorum. Sadece hissettiğim şeyi yazdım. Siz bunu şöyle düşünebilirsiniz. Hani böyle bir gün olur canınız hiçbir şey yapmak istemez, böyle tadınız yoktur, belki hastasınızdır falan. Hah işte bunu yayın biraz uzun süreye. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5439976683487287532?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5439976683487287532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5439976683487287532&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5439976683487287532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5439976683487287532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2011/01/yeniden-hayat.html' title='Yeniden Hayat'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1020946575318286825</id><published>2010-12-25T22:53:00.005+02:00</published><updated>2010-12-25T23:07:10.074+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Vay Be =)</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Dünkü yarışmadan sonra en çok bu lafı kullanır oldum. Malumunuz FunforaFan isimli grupla nasıl olduğunu bilmediğimiz bir şekilde Boğaziçi Üni. Radyosu tarafından düzenlenen Battle of the Bands yarışmasında finale kalmıştık. Yarışma dündü. Üçüncü olduk ama bütün günü anlatmaya değer bulduğum için laf kalabalığıma devam edeceğim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bir gün öncesinden nispeten geç yatmanın yanında gece rahat bir uyku çekememenin etkisiyle esneye esneye Taksim’e doğru yola çıktım. Çağlar benden önce gelmişti. Saatin sabahın onu olduğunu da belirteyim. Börgır’ın önünde buluştuk. Ve mekana geçtik. Yarışmayı düzenleyenlerden bir kaçı daha öncesinde gelmişti. Hayal Kahvesi Bistro’nun alt katına indik. İçeride birkaç görevli daha vardı. Eşyalarımızı koyduk sahnenin önüne ve dışarı çıktık. Bize etkinliğin saat 1’de başlayacağı söylenmişti. Erken gelmemizin sebebi de ses denetimini tamamlaktı etkinlik başlamadan. Ses görevlileri yavaş yavaş sahneyi kurarken diğer grup elemanlarımız da aramıza katıldı. Kura çekimi yapıldı ve beşinci sırada sahneye çıkacağımızı söylediler. Sıramızı da öğrenince mekanın dışarısına çıktık hava almak için. Biz dışarıda muhabbet ederken sanırım tüm gruplar ses denetimlerini tamamlamış ki bir görevli yukarı gelip bizi aşağı çağırdı. Çıktık sahneye. En kolay kurulumu yapan grup bizmişiz öyle dediler. Bir şarkı çalmamızı istediler. Memelerin Kocaman’da karar kıldık.  Şarkıya başladık. Sözler devreye girdiğinde etkinlik görevlilerinin yüzündeki gülümsemeyi görmek çok hoştu. Ses denetimini tamamladıktan sonra tekrar bekleyişe koyulduk.  Bu sırada yavaş yavaş arkadaşlarımız gelmeye başladı. Oyungezer’den Deniz, Abdurrahman ve ismini hatırlayamadığım Amenquiver geldi. Ülkü ve Gizem de sağolsun yalnız bırakmadılar. İşleri dolayısıyla gelemeyenler de zaten öncesinden başarılar dilemişlerdi.&lt;span class="Apple-style-span" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=ses0.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Grup&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;la daha öncesinde sahnede neler yapabileceğimizi konuşmuştuk. Ben de kafamda sütyen ile Memelerin Kocaman’ı çalmayı düşünüyordum. Fakeflake’den gelirken bir tane satın almasını istemiştim. Tamam demişti ama erkek arkadaşını karşılamaya havaalanına gitmesi gerektiği için gelemedi. Tabii bir başka gelecek kişi olan Ülkü’ye söyledim hemen. Hazır jürinin geç gelmesi yüzünden yarışma geç başlamışken mekana geldikten sonra yolladım kendisini ki gidip alsın bir tane. Gidip ucuzundan aldı bir tane. Beklememiz sürerken Çağlar ve İlker’in bir arkadaşı ile beraber gidip iki kilo hıyar aldık. Kelek şarkısı için kelek bulup etrafında dans edecektik fakat mevsimi değilmiş hıyarla idare edelim dedik. Gruplar teker teker sahneye çıkıyordu. Dördüncü grup da sahne aldıktan sonra artık sıra bize gelmişti ki yarım saat ara verildiğini söylediler. Bizim için iyi oldu aslında. Her gruba tanınan yarım saatlik süreden hiç sahne ve ses ayarlarına harcamadık. Hatta jüri gelmeden bir on dakika önce sahneye çıkıp tüm ayarlarımızı yaptık. Tam onlar gelmeden bir şarkı çalalım diyorduk ki geldiler. Hemen bir koşu sahne önüne geldim. Ülkü &lt;/span&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=ses1.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;kafama&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; sütyeni taktı ve davulun &lt;/span&gt;&lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/ses2.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;başına&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; geri koştum. Tabii kafamda sütyeni görenlerden kahkahalar yükseldi. Ve sonunda Memelerin Kocaman’ın trampet girişini çalmaya başladım. Heyecanlanmadım hiç. Sanırım bu hep böyle oldu. Hayatımın en heyecanlı olmam gereken anlarında soğukkanlılığımı korudum. Ama zaten oraya eğlenmeye gitmiştim ve yaptığım da tam buydu. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/ses4.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Deliler&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; gibi şarkıyı çaldık. İçimde heyecan yoktu diyorum ama nasıl bir gaz varsa deli gibi girişiyordum davula resmen. Sonunda bitirdik şarkıyı ve kafamdaki sütyeni artistlik yaparcasına attım seyirciye(Seyircilerin yüzde doksanının bizim arkadaşlarımız olması da ayrı bir güzeldi). “Vay be” dedim işte o anda. Dört yıl önce Çağlar’la yaptığımız ilk şarkı, FFAF’nin belkemiği Memelerin Kocaman’ı sonunda sahnede çalmıştık. Sonrasında Çağlar’ın bir türlü yatağa atamadığı Zeliha’ya adadığımız kendisiyle aynı ismi taşıyan şarkıya geçtik. Zeliha’dan sonra Kelek vardı. Kelek için aldığımız iki kilo hıyarı sunduk seyirciye ve jüriye. Kelek Dansı’nı normalde İlker ve Yağız yapıyordu ama Yağız bas anfisinin arkada olmasından mütevellit İlker’in arkasında kalmıştı ve yaptığı dans gözükmeyecekti. Bu nedenle de hafifçe sallandı yerinde diyebilirim. Ama İlker şarkının sonlarına doğru herkes görebilsin diye hafif kenara geçip dansı yaptı. Kelek’i de bitirdikten sonra Şeytan’a girecektik. Öncesinde Yağız babasıyla beraber station vagon beyaz Toros ile Norveç’e yaptığı istenmedik gezi sonrasında nasıl Türkiye’ye satanizm’i getirdiklerini anlattı. Şeytan’ı bitirdikten sonra vurucu şarkımıza gelmişti. Korku Dolu Otuzbir. İlker şarkının gerçek bir hikayeden esinlenerek yapıldığını söyleyen kısa bir konuşma yaptı ve şarkıya girdim. Oturduğum tabure öne arkaya sallandığı için bazı şeyleri yapmakta zorlansam da iyi toparladım. Sahnede dört hayvanın avazı çıktığı kadar “Eşşek cennetine elim sikimde gittim!” diye bağırdığını gördükçe ve duydukça ben de gaza geliyordum. Tek crash zili olmasına rağmen Ulu Göt ne verdiyse abanıyordum. Bu sırada İlker de mastürbasyon yapar gibi gitarı &lt;/span&gt;&lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/ses5.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;sıvazlıyordu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;. Şarkı sona doğru deliler gibi hızlandığı için hepimiz kendimizden geçmiş haldeydik. Arada bir de “Otuzbir!” diye bağırmayı ihmal etmiyorlardı. Sonunda şarkıyı bitirdik. Nasıl bir gazla çalmışsam bir önceki gün aldığım bageti kırmışım haberim yoktu. İşin garip yanı kırılan parçanın kopup kenarda duran botumun içine girmesiydi. Hani bu kopan parçanın acayip derecede sperm'e benziyor olması da ayrı bir manidardı. Sahneden inerken mikrofonları trolledik biraz da. Hepimiz birer kere “Bizsizdeniyiyiz” dedik herhalde. Bizden sonra çalan grupları pek dinlemedik. Hepimiz arkadaşlarımızla muhabbete giriştik. Diğer gruplar çalarken yemek faslını da aradan çıkardık. Sonunda yarışma bitti ve yarım saatlik karar arası verildi. Jüri üyeleri geri geldi ve sahneye ismini bir türlü hatırlayamadığım biri çıktı. Çıkarken İlker ve Yağız “Abi bak tuvalette söylediklerimizi unutma” dediler gülerek adama. Meğer bizim çocuklar tuvalette karşılaşmışlar kendisiyle de “biz Maltepe çocuğuyuz bizi kazandırın yoksa karışmayız” gibisinden tehdit etmişler adamı. Tabii ki de esprisine. Önce jüri özel ödülünü rap söyleyen arkadaşa verdiklerini açıkladı. Sonrasında ise “bu ödülü onlara vermemizde kendilerinin beni tuvalette tehdit etmelerinin hiçbir etkisi yok” dedi FFAF olarak kahkahayı bastık ve sahneye çıktık. Üçüncü olmuştuk. Aslında hepimizin yüzünden “lan birinci olsaydık keşke” ifadesi okunuyordu ama çaktırmamaya çalışıyordu herkes. Çıktık sahneye. Tebrik falan filan derken ikinci geldi. Can bir şey Project idi. Son olarak da birinci Velet geldi. Sahneye çıktıklarında biz gene kendilerine “bizsizdeniyiyiz” dedik ısrarla. Gülüp eğlenmenin sonunda indik sahneden. Birinci gruptan sahnede kalmalarını ve tekrar çalmalarını istediler. Ama kendileri enstrümanlarını başka bir yere götürdüklerini gidip almaları gerektiğini söylediler. Tabii bu konuşma sahnede gerçekleşirken biz de aşağıdan “biz sizin yerinize çalarız” diye bağırdık. Etkinlik görevlileri onlar gelene kadar ikinci ve üçüncü grubu birer kez daha sahneye davet etti. Önce ikinci grup çıktı. Sonrasında biz çıktık ve çaldığımız beş şarkıdan farklı olarak, etkinlik sırasında diğer grupları izlerken Velet’in elemanlarının bizden çalmamızı istediği Saçmalama Nurten’i çaldık. Bizi izleyen kişilerin yüzlerinde gene gülümsemeler belirmişti. İsmimize yakışır müzik yapıyorduk bir nevi. Sonrasında ise Pabuç’a gidip birer bira içip dağıldık. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Dün gece çok yorgun olduğum için taze taze yazamamıştım bu yazıyı. Ama bugün işten çıktıktan sonra kulağımda hafif hüzünlü bir şarkı çalarken aklıma gene konser geldi. Ağzım kulaklarıma vardı hemen. Hayatımda bir dönüm noktası daha oluşturmuştum. Öyle ki bir daha hiç konser vermesek de(ki vereceğiz büyük ihtimal) ileride geriye bakıp hatırladığımda yüzüme yerleşecek kalıcı bir gülümseme daha var artık. Nasıl ki The Offspring, AC/DC, RAMMSTEIN konserlerini her andığımda suratıma yapışan bir gülümseme varsa bundan sonra kendi çaldığım konseri de öyle hatırlayacağım. Hala, aklıma geldikçe gülüyorum. Kafamda sütyen ile çıkıp sahnede Memelerin Kocaman çaldım. =D&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1020946575318286825?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1020946575318286825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1020946575318286825&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1020946575318286825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1020946575318286825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/12/vay-be.html' title='Vay Be =)'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-7407660000000386017</id><published>2010-12-18T01:57:00.004+02:00</published><updated>2010-12-18T02:04:03.041+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Hayat mı? Bana hayattan bahsetmeyin!- Marvin</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hayatımda çok garip şeyler oluyor. Uzun bir ayrılık süreci yaşadım kız arkadaşımdan. Hayatım resmen dibe vurmuştu bu üç hafta boyunca. Bu süreç boyunca gördüm ki harika dostluklar edinmişim. İyi olmadığımı öğrenen bir arkadaşım işini gücünü bırakıp geldi yanıma içtik biraz. Durmadan Gtalk’tan halimi, hatırımı sordu. Bir başkası çökmüş bir vaziyette eve giderken beni aradı ta uzaklardan uzun süre moral verdi. Tabii diğerlerini de unutmamak gerekiyor. Birçok şeyi yanlış yapığını düşünen birine aslında en güzel hediyeyi verdiler. Bu dostlukların yaptığım en doğru şeylerden biri olduğunu gösterdiler. Dostlarım beni yalnız bırakmadıklarını hep gösterdiler. Hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ne diyordum? Dibe vurmuştum. Evet cidden sevdiği birini kaybetmek çok zormuş anladım. Sevdiğiniz kişinin aslında gitmek için can attığını, kapanan kapının ardından bakarken görmek zor geliyor insana. Benim gibi işinizden, yaşadığınız hayatın belirsizliğinden hoşnut değilseniz, bunları düzeltmek için bir şeyler yapmaya çalışmanızın bir faydasının olmadığını görmek, ve en sonunda sevdiğiniz ve sizi sevdiğini düşündüğünüz kişinin sizi gerçekle yüzleştirmesi ağır geliyor insana. Alınan darbelerle çöküyorsunuz yere. Biliyorsunuz geçecek hepsi, ama zaten içinde bulunduğunuz andan çıkamamak değil mi zor olan? Bir şeyleri düzeltmeye çalışırken yorulmuyor insan bunu gördüm. İnsanı yoran bütün çabalarının boşa olmasıymış. Havanda su dövmeye benziyordu benim de son çabalarım. Ama çabalamadan da bilinmiyor. Sonunda da bıraktım zaten. Son konuşmamızın ardından öylece durdum. Şöyle bir kendime baktım. İşimi bırakmıştım. Gelecekle ilgili bir sürü hayalim vardı, ama çoğu ya değişmişti ya da artık bir anlamı olmayan şeylerdi. Öylece durup boş boş bakıyordum ekrana. Ama yapacak bir şeyim yoktu. Hüzünlü şarkılarımla beraber uykuya daldım. Öğlen saatlerinde uyandım. Ama üzerimdeki ağırlıktan kalkamıyordum. Kalktım sonunda. Yatağımı toplarken telefonum çaldı. İş görüşmesine çağırdılar. İlk başta saat beş’e randevulaştık, bir’dekine yetişemeyeceğimi düşünüp. Sonra ben tekrar arayıp gelebileceğimi söyledim. Yola çıktım. Saçım sakalım zaten birbirine girmiş bir halde. Yine de gittim görüşmeye. Eğitim müdürü çok beğendi beni ve hemen işe başlamamı istedi. İyi hissettim kendimi. Düşünmek istediğimi söyledim. Çıktıktan sonra abimi aradım. Kabul et dedi. Eve dönünce arayıp kabul ettiğimi söyledim. Haftada bir gün çalışıp eski çalıştığım yerdeki paranın yarısını kazanacaktım(eski yerde 6 gün çalışıyordum). Bu aldığım ilk güzel haberdi. Bunun dışında Türkçe dersi verdiğim öğretmenlere biri daha eklendi bu ekonomik olarak ikinci güzel haberdi. Aynı haftanın Cuma günü verdiğim Türkçe özel dersten çıktıktan sonra geçen sene İngilizce özel ders verdiğim Özgür Abi aradı(her tür ders verilir…). Yanına çağırıyordu Fındıkzade’ye. Pek istemesem de gittim. Bana “Mart’ta Almanya’ya gidiyoruz geliyor musun?” dedi. Şaşkınlığımı üzerimden attığımda ayrıntıları dinledim. Her şeyimi onlar karşılayacaklar ben de International Dental Show’da onlara tercümanlık yapacaktım. Üzerine para da alacağım. Ama dil okuluyla görüşmem gerekiyordu önce. Ertesi gün işteki ilk günümdü. Eğitim müdürüne durumu bildirdim. “Dönünce telafi edersin” dedi. İkinci güzel haberimi de almış oldum böylelikle. Bekle beni Köln. 8 gün fuar alanını arşınlayacağım. Bugün bir başka güzel haber daha aldım. Bizim eğlence amacı güden garip grubumuz FunforaFan Boğaziçi Battle of the Bands’de finale kalmış. 24 Aralık'ta Hayal Kahvesi Bistro'da sahne alacağız. Hala gülüyorum ve seviniyorum bir yandan da. Jüri üyelerine bakıyorum hepsi aklı başında adamlar nasıl seçmişler bizim şarkıları merak ediyorum. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evren cidden garip. Yaşadığım onca şeyden sonra, hayat bir şekilde güldürmeyi başarıyor yüzümü. Ve hani şimdi bakıyorum da geriye. Sevmek istemişim sevmişim. Gitmek istemiş gitmiş. Kalmak için bir tek bahanesi olmayan kişi zaten kalmayı hak etmiyordur. Kendime olan kızgınlığım da geçiyor yavaş yavaş. Hayat garipliklerle dolu gerçekten. Güzel de olabiliyor kötü de. Kötüsü bitti, gittikçe iyileri çıkıyor karşıma. Belki gene kötüsü gelecek, belki de iyisi. Zaten her şey olasılıklar dahilinde değil mi bu hayatta?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-7407660000000386017?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/7407660000000386017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=7407660000000386017&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7407660000000386017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7407660000000386017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/12/hayat-m-bana-hayattan-bahsetmeyin.html' title='Hayat mı? Bana hayattan bahsetmeyin!- Marvin'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1879921320326827899</id><published>2010-12-15T02:40:00.002+02:00</published><updated>2010-12-15T02:42:18.557+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntı'/><title type='text'>son alıntı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;h3 class="UIIntentionalStory_Message" ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="UIStory_Message" &gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; "&gt;‎''Küçükken aldığım dışı güzel, içi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. Aranızdaki tek fark; O elmalı sen ise el'malı.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Cemal Süreya&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1879921320326827899?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1879921320326827899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1879921320326827899&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1879921320326827899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1879921320326827899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/12/son-alnt.html' title='son alıntı'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3701829535643283236</id><published>2010-12-06T00:43:00.005+02:00</published><updated>2010-12-09T22:49:42.942+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>En hüzünlü an</title><content type='html'>Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın, aslında buna değmediğini gördüğün andır. En büyük kayıp onun için harcadığın zaman ve gözyaşıdır. Senin aşkını bugün hak etmeyen, on yıl sonra da hak etmeyecektir. &lt;i&gt;Bırak gitsin&lt;/i&gt;... demiş Müşvik Kenter&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3701829535643283236?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3701829535643283236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3701829535643283236&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3701829535643283236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3701829535643283236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/12/en-huzunlu.html' title='En hüzünlü an'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3590035043608923172</id><published>2010-12-01T22:44:00.002+02:00</published><updated>2010-12-01T22:48:38.395+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>The Hardest Part</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;And the hardest part&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Was letting go, not taking part&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Was the hardest part&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;And the strangest thing&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Was waiting for that bell to ring&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;It was the strangest start&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I could feel it go down&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bittersweet, I could taste in my mouth&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Silver lining the cloud&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Oh and I&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I wish that I could work it out&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;And the hardest part&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Was letting go, not taking part&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;You really broke my heart&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;And I tried to sing&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;But I couldn’t think of anything&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;And that was the hardest part&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I could feel it go down&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;You left the sweetest taste in my mouth&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;You're a silver lining the clouds&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Oh and I&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Oh and I&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I wonder what it’s all about&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I wonder what it’s all about&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Everything I know is wrong&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Everything I do, it's just comes undone&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;And everything is torn apart&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Oh and it’s the hardest part&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;That’s the hardest part&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yeah that’s the hardest part&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;That’s the hardest part &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;*Coldplay*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3590035043608923172?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3590035043608923172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3590035043608923172&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3590035043608923172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3590035043608923172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/12/hardest-part.html' title='The Hardest Part'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-426730646665996244</id><published>2010-11-28T23:42:00.004+02:00</published><updated>2010-11-29T00:04:38.026+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>İsim değişikliği</title><content type='html'>Burası ilk açtığımda benim gizli mekanımdı. Aslında gizli bir yanı yoktu. Pek fazla kişi bilmiyor diye hava mı atıyordum ne? Kendi içimdeki çatışmaları, düşüncelerimi, ama en çok kendimle ilgili şeyleri buraya yazmayı seviyordum. Daha öncesinde de bahsetmiştim hep. Derdim kendimle benim. Bugün gene kendimi sorgularken ekşi sözlükte "yengeç burcuğu erkeği" konusunda buldum . Bir çok girdi ile özdeşleştirebildim kendimi bir çoğuyla da alakam yoktu. Kendimi nispeten de olsa dışarıdan görme fırsatına da eriştim ki son günlerde yaşadıklarıma da biraz mana bulmamı sağladı. İyi bir insan olmaya çalışırken dışarıdan nasıl görünebileceğimi farkettim. Bu nedenle buranın ismini değiştirme kararı aldım. Burasının bir gizliliği yok. Burası sadece benim kabuğumdan dışarı &lt;b&gt;taşırabildiğim&lt;/b&gt; düşüncelerin toplandığı yer. Konuşacak kimsem olmadığımda fikirlerimi ortaya attığım bir yer olacak. (hafif içmişim sürç-i lisan ettiysem affola)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-426730646665996244?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/426730646665996244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=426730646665996244&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/426730646665996244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/426730646665996244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/11/isim-degisikligi.html' title='İsim değişikliği'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5559376272330078172</id><published>2010-11-27T21:31:00.004+02:00</published><updated>2010-11-27T22:29:34.812+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><title type='text'>Garip Alışkanlıklar Mimi</title><content type='html'>Mimlenmişim yazayım bari bir şeyler, şu sıralar aklımı meşgul edecek şeyler lazım:&lt;div&gt;Herkes gibi bir sürü garipliklerim var benim de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Müzik dinleyemediğim zamanlarda sinirli bir insan oluyorum. Yıllarca her halimin, her hareketimin arka plan müziği eksik olmadı. Yatağan'da yaşarken okula 3 dakika yürüme mesafesinde bile cebimde kocaman walkman ile yürürdüm. İstanbul'a geldim bu alışkanlığım tavan yaptı. Cidden müzik dinlemediğim günler asabileşme olasılığım yükseliyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çok garip bir simetri hastalığım vardır. Odamda falan müthiş bir kaos hakimdir ama oturduğum kare masada bardağın altını tam köşeye oturtacak şekilde çekerim. Böyle bardağın çemberi ile karenin köşesi birbirine hafifçe dokunur. Geometride vardı bunun terimi sanırım. Bu hastalığım bir sürü yerde de geçerlidir. Kürdanların hepsini aynı boyda olacak şekilde bastırırım falan. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çizgilere basarak yürümeyi çok severim. Ama öyle ucuyla falan değil. Ayağımın tam ortasıyla(Sanırım bu durum bir önceki maddeyle de bağlantılı). Bu yüzden yolda yürürken garip garip sağ sol yapabilirim ya da garip adımlar atabilirim bir sonraki çizgiye basabilmek için.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Mandalinayı herkesten farklı soyduğumu tam 23 yıl sonra öğrendim resmen. Sanırım çoğunluk mandalinanın ortasındaki çukurumsu yere hafifçe bastırarak soymaya başlıyor. Ama ben dalından koparılan tarafından başlıyorum soymaya. İşin garip yanı diğer türlü soymaya çalıştığımda kendimi garip hissediyorum. Bir kere yapmayı denedim vazgeçtim hemen.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;En kötü durumda bile gülecek bir şey çıkaran hastalıklı bir aklım var. Bu yüzden hep ciddiyetsizlikle suçlandım hayatım boyunca. Abim çok ciddi bir trafik kazası geçirdiğinde yanına gidip "sana bundan sonra NFS oynamak yok lan" dedim. Hatta beraber Yatağan'daki bir eczaneye arabayla daldığımızda(evet oldu bu) arabadan indiğimiz gibi "oha matrixteki gibi oldu lan" dedim camın kırılış biçimine istinaden. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kafayı kırmış bir eşitlikçiyim sanırım. İyiliklerin karşılıksız kalmaması gerektiğini düşünürüm de iyilik yaparken karşılık beklememeye uğraşırım. Birbirine kötü davranan sevgililere/arkadaşlara saygı gösteririm de içlerinden biri kötü biri iyi davranıyorsa ilişkide çılgına dönerim. Tabii lafta kalır çıldırmam. İki üç laf eder sonra susarım. Mesela 4S kuralına da gıcık olurum belki de bu yüzden. Kurbanı oldum ama uygulamadım. İçim rahat.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bu seneye kadar romanlarımda beni en çok etkileyen satırların altını çizemezdim. Kıyamazdım bir türlü. Bu sene bunu yendim ama. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kıyafet almayı sevmiyorum bir türlü. Her gün için bir takım giyeceğimin olması bana yeterliymiş geliyor. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Dünyanın ve insanların düzeleceğini umacak kadar hayalperest, ama aslında hiçbir şeyin değişmeyeceğini bilecek kadar karamsar biriyim. Düşüncelere dalıp fikirlerimin çatışmasını izlemekte üstüme yoktur.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Şimdilik garip alışkanlıklarımdan aklıma gelenler bu kadar. Mimlenecek her günce yazarı mimlendiği için. Es mi geçiyorum ne?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5559376272330078172?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5559376272330078172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5559376272330078172&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5559376272330078172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5559376272330078172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/11/garip-alskanlklar-mimi.html' title='Garip Alışkanlıklar Mimi'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1945417583327122762</id><published>2010-11-26T18:26:00.000+02:00</published><updated>2010-11-26T18:27:42.239+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Run</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana, arial, helvetica; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I'll sing it one last time for you&lt;br /&gt;Then we really have to go&lt;br /&gt;You've been the only thing that's right&lt;br /&gt;In all I've done&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;And I can barely look at you&lt;br /&gt;But every single time I do&lt;br /&gt;I know we'll make it anywhere&lt;br /&gt;Away from here&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Light up, light up&lt;br /&gt;As if you have a choice&lt;br /&gt;Even if you cannot hear my voice&lt;br /&gt;I'll be right beside you dear&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Louder louder&lt;br /&gt;And we'll run for our lives&lt;br /&gt;I can hardly speak I understand&lt;br /&gt;Why you can't raise your voice to say&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;To think I might not see those eyes&lt;br /&gt;Makes it so hard not to cry&lt;br /&gt;And as we say our long goodbye&lt;br /&gt;I nearly do&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Light up...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Slower slower&lt;br /&gt;We don't have time for that&lt;br /&gt;All I want is to find an easier way&lt;br /&gt;To get out of our little heads&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Have heart my dear&lt;br /&gt;We're bound to be afraid&lt;br /&gt;Even if it's just for a few days&lt;br /&gt;Making up for all this mess&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1945417583327122762?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1945417583327122762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1945417583327122762&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1945417583327122762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1945417583327122762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/11/run.html' title='Run'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1756652688720349804</id><published>2010-11-24T00:04:00.002+02:00</published><updated>2010-11-24T00:06:47.318+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntı'/><title type='text'>Demek ki hiçbir şey anlamadım</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; line-height: 14px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;"Serüvene koşmak için trenler bekliyorsan, güneşi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için beyaz yelkenlerin gelip seni almalarını bekliyorsan, yarına inanmak için günbatımına, iyi kalpli gözükmek için zayıflığa ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiyacın varsa; Demek ki hiçbir şey anlamadın..." &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; line-height: 14px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; line-height: 14px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;Jacques Brel&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1756652688720349804?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1756652688720349804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1756652688720349804&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1756652688720349804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1756652688720349804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/11/seruvene-kosmak-icin-trenler.html' title='Demek ki hiçbir şey anlamadım'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-6826065633087850581</id><published>2010-11-19T00:02:00.003+02:00</published><updated>2010-11-19T00:24:23.019+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><title type='text'>Büyükşehir Bayramı</title><content type='html'>Böyle bir kavram yok evet biliyorum. Ben yarattım belki de. Ama bir "nerde o eski bayramlar" yazısından ziyade, "neden farklı" yazısı yazmak istiyorum. İstanbul'dan bayram manzaraları her zaman haberlere konu olmuştur. Yok efendim bayram öncesi insanların şehirden kaçışı nedeniyle yaşanan trafik yoğunluğu vs. Dışarıdan bakan insanlar da bu manzara karşısında "yok efenim insanlar bayramda tatile çıkıyor artık eski değeri kalmadı" falan gibi laflar ediyor. Bu lafı eden insanlar sormuyorlar tabii "bu insanlar neden kaçıyor şehirden?" diye. Söyleyeyim: kalabalıktan. Götüm kadar yerde 15 milyona yakın insanın barındığı bir yer burası. Normal zamanda işle güçle uğraşan vatandaşlar zar zor buldukları tatilde ne yapıyorlar? Tabii ki de sevdikleri ile gezip zaman geçiriyorlar. En azından yapmaya çabalıyorlar. Sonra ortaya, kalabalıktan(ve indirimli/bedava olan) binilemeyen, insanların birbirine değdirerek seyahat ettiği toplu taşıma araçları, oturulacak yer bulunamayan mekanlar, kalabalıktan yürünemeyen caddeler, tıklım tıklım insan kaynayan alışveriş merkezleri. Kız arkadaşım bayramın birinci günü çalışıyordu ve öğlen 1:00'de açılan Forumİstanbul AVM önünde bekleyen kuyruk olduğunu söylemişti. Keza bugün sinemaya gidelim dedik ama gişelerdeki sırayı görünce vazgeçmek zorunda kaldık. Zaten her seferinde bu şehrin kalabalıktan şikayet eden biriyim. Benim de imkanım olsa, böyle bir tatili bulunca ben de alırım sevdiklerimi yanıma kaçarım buradan arkadaş. Kafamı dinlerim biraz. Sinirliyim sana İstanbul. Gelme üstüme!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-6826065633087850581?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/6826065633087850581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=6826065633087850581&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6826065633087850581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6826065633087850581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/11/buyuksehir-bayram.html' title='Büyükşehir Bayramı'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-6952255897473527643</id><published>2010-10-27T22:10:00.003+03:00</published><updated>2010-10-27T22:53:37.957+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>İşimdeyim Gücümdeyim</title><content type='html'>Koca yazı iş arayarak geçirdim. Az canım sıkılmamıştı işsiz olduğum için. Şimdi buldum ama canım daha da sıkılıyor. Facebook'tan takip edenler görmüştür nerede işe başladığımı. Bir dil okulu(isim vermeyelim de başımız belaya girmesin) burası. Ben de burada rehber öğretmen olarak işe başladım. İş görüşmesinde bana etüdler, hazırlık sınıfları, ve ofis ile yabancı öğretmenler arası koordinasyonla ilgileneceğim söylenmişti. O zaman kötü gözükmüyordu gözüme. Ne kadar zor olabilir ki diyordum. Hala da zor değil. Ama sağolsun çalıştığım firmanın embesil yöneticileri işleri zorlaştırmak için her şeyi yapıyorlar. Basit örnekler vereyim; Eğitim verilen kitapların içi boş ve saçmalık dolu. Bu nedenle zaten öğretmenler durmadan başka kaynaklardan sınıfa fotokopiler dağıtıyorlar. Hadi orasını geçtim, kitaplarda 4 blok var. Grammar, reading, writing ve Listening&amp;amp;Speaking diye. Bu blokların tüm üniteleri birbiriyle bağlantılı(ben kitabı karıştırırken gördüm bunu). Yani Grammar'ın birinci ünitesi ile diğer blokların birinci üniteleri, konu olarak birbiriyle benzer ve pekiştirici. Mantıken düşündüğümüzde her bloktan birer ünite olarak gidilmesi daha yararlı olur diye düşünüyorum. Ama güzel firmamız her bloğu teker teker sırayla bitirilecek diyor. Yani öğrenciler grammar'ı öğreniyor sonra reading'e geçiyor, sonra writing derken her blokta bir öncekini unutmaya başlıyor. Bunu başöğretmenimize söylediğimde, bana katıldığını ama böyle öğretilmesinin talimat edildiğini söyledi bana. Kitapların hatalarla ve sıkıcı parçalarla dolu olduğunu da belirteyim. Bir şeyleri düzeltmeyi çalıştığımızda da durmadan karşımıza çıkan yönetim de ayrı bir sinir bozucu unsur.&lt;div&gt;Ha tüm bu bokluk ve saçmalıkların yanında güzel şeyler olmuyor mu oluyor. Öncelikle bir şeyler öğretmek bazen cidden çok eğlenceli olabiliyor. Yaşattığı ego tatmini de gayet iyi. Yani siz söyleyin; hanginiz "Bu şu ana kadar aldığım en iyi dersti." sözü karşısında ego şişmesi yaşayıp, kendinizle gurur duymazsınız?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse efendim, iyisiyle kötüsüyle bir süre daha burada durmam gerekiyor. Sabır taşımı, en boy hacim olarak ölçmeye devam anlayacağınız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sinirliyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslında işime değil de işim yüzünden yaşadıklarıma sinirliyim desem yeridir. Çalışma saatlerimiz günde 10 saat olduğu için ve bazı durumlarda 12-22 çalışmam gerektiği için sevdiklerime zaman ayıramaz oldum. En son dayımları üç hafta önce gördüm diyeyim siz anlayın. Garip bir şey bu iş hayatı. Yorgun argın çıkıyorsun işten, tek yapmak istediğin sevdiğini/sevdiklerini görmek oluyor ama yapamıyorsun. Benim çalışma saatlerim yüzünden aynı şehirde birbirimize 40dk uzaklıkta oturmamıza rağmen sevgilimle görüşemedim beş gün mesela. Kimileri için bir şey ifade etmeyebilir bu ama biz aynı şehirde olduğumuz süre boyunca hiç iki günden fazla görüşmemezlik yapmamış bir çift olarak bana çok geliyor. E hal böyle olunca sinirleniyorum. Ha tabii şimdi bir de o işe başladı. Biz haftada iki üç gün görüşürsek öpüp başımıza koyacağız gibi geliyor bana. Aynı evde yaşayamadığımız için de şu an evlilik gözüme pek bir güzel geliyor ne yalan söyleyeyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sözün özü: Benim çalıştığım dil okuluna ismi var diye gelmeyin, tanıdıklarınızı da göndermeyin. Biz dil okulu açınca ona gönderir/gelirsiniz. Bir de çalışmak güzel ama kötü de.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-6952255897473527643?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/6952255897473527643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=6952255897473527643&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6952255897473527643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6952255897473527643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/10/isimdeyim-gucumdeyim.html' title='İşimdeyim Gücümdeyim'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-869216411783735412</id><published>2010-10-02T16:08:00.003+03:00</published><updated>2010-10-02T16:27:29.542+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Değişim Gelişmeleri</title><content type='html'>Uzun süre olmuş gene buraları karalamayalı. İnci misali özet geçeyim ben biraz. &lt;div&gt;Tüm yazı ya evde oturarak ya da kız arkadaşımla geçirdim denebilir. Araya küçük işler, düğün falan girdi tabii ki ama bunların dışında işsiz ve vasıfsız bir eleman olarak günlerimi kariyet.net, yenibiriş.com, secretcv.com gibi sitelerde geçiriyordum. Oralar benim için bir nevi sosyal ağ olmuştu. Ne bulursam başvurduğum halde tek tük arayanlar oldu. Ve sonunda bir iş buldum. English Time dil okullarının Taksim ve Mecideyeköy şubelerinde çalışacağım bundan sonra.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Garip bir duygu. Değiştiğimi hissediyorum. Bundan 7-8 ay öncesinde benimle konuşsaydınız ideallerinin peşinde romantikçe koşan biriydim. "Ne yapacaksın?" diye sorsanız, "yurtdışında yüksek lisans düşünüyorum" cevabını alırdınız hemen. Evet bir çok öğrencinin klişesi ama ben belki de çoğundan fazla çalıştım bu konuda. İnternetten araştırmalar yaptım. Hangi okul hangi bölüm, her şeyi belirledim. Yurtdışı eğitim fuarına gidip bulduğum okulun temsilcisiyle görüştüm (hatta bu fuarda kızarkadaşımla tanıştım=). Tabii o gün okul temsilcisiyle yaptığım görüşmeden sonra hafiften ideallerimin biraz fazla uçuk olduğunu öğrendim. Geçen zamanla beraber ideallerim tamamen olmasa da kısmen değişti. Bugün aynı konuşmayı yapsam ideallerinin peşinde realist bir şekilde koşan biri olarak görünürüm. Hala değişmedi üniversitede akademik kariyer planlarım. Hatta bu planlarım için hocalarımdan destek bile aldım. Ama daha yavaş adımlarla ilerliyorum artık. Her şeyin bir çırpıda yapılamayacağını biliyorum. Bu sene gireceğim sınavlardan sonra daha da güzel şekillendirebileceğim geleceği sanırım. Buna ehliyet sınavı da dahil. Son olarak, monitör aldım amma küçük kaldı şu yazıyı yazdığım kutucuk.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-869216411783735412?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/869216411783735412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=869216411783735412&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/869216411783735412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/869216411783735412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/10/degisim-gelismeleri.html' title='Değişim Gelişmeleri'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-7211544200011026007</id><published>2010-08-25T01:36:00.005+03:00</published><updated>2010-08-25T01:39:11.104+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntı'/><title type='text'>Bize Bağlı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 12px; color: rgb(51, 51, 51); line-height: 15px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bu akşam da gönlümüzce  bitmediyse gün&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Suçun yarısı bizim yarısı günün&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Sanki yapının tuğlası bizsek harcı o&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Onun da iyi olması lazım&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Onun da aklı kalbi namusu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Ya masmavi aydınlık ferah&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Ya dikenli huzursuz bir uykusu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Gününü gün etmekten korkması lazım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bu akşam da gönlümmüzce bitmediyse gün&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Demek tümü bizim omuzlarımızda yükün&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Gelin buna bir çare bulalım&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bunca olduğumuz gayrı yetmiyor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Yarın daha iyi adam olalım&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Yarın daha sağlam daha akıllı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Yarın daha sevdalı daha haklı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Günün bize bağlı olduğunu bilelim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 5px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Melih Cevdet Anday&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-7211544200011026007?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/7211544200011026007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=7211544200011026007&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7211544200011026007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7211544200011026007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/08/bize-bagl.html' title='Bize Bağlı'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-6960954127206335558</id><published>2010-08-18T20:10:00.005+03:00</published><updated>2010-08-18T20:30:14.414+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Bir rüya</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bu sabah garip bir rüyadan uyandım. Hani yatağa yatarsınız aklınızdan bir sürü düşünce geçer de uyuyamazsınız ya, öyleydim gece. Düşünceler arası zıplarken en son "yarın sabah kahvaltıda sigara böreği kızartayım ya" ya kadar gittim. Derken zorla uyuttum kendimi sonunda. Rüyamda tekrar Amerika'daydım. Ama bu sefer temelli oraya taşınmıştım. Gene New York'taydım. Hatta Harlem'de oturuyordum. Ama rüyamdaki Harlem daha önce gördüğüm Harlem'e benzemiyordu. Eski Amerikan mahallesi Harlem yerine, daha güneybatı kısımlarındaki yerleşkeler gibi gri tonlarında prefabrikimsi, arası açık evler vardı. İşe gitmek için yola çıktım otobüsle. Otobüsün de son durağıydı evimizin olduğu yer. Önünden kalkıyordu ne güzel. Metro bile vardı. Simcity oynar gibi rüyamda bile altyapıyı, toplu taşıma şartlarını falan hallediyorum baksanıza. Otobüsten inip gökdelenlerin arasından geçerken, bu arada işim ne hiçbir fikrim yoktu, bir müzik geldi kulağıma. O anda uyandım. Melodi hala aklımdaydı.&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=bzPggufQgPk"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Metallica- That Was Just Your Life&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt; çalıyordu. &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Hani böyle filmlerde olur ya başroldeki kişi bir sürü şey yaşar da bir anda uyanır. "Meğer her şey rüyaymış" durumunun ortasındadır. Çok benzer bir his vardı içimde. Uyandıktan sonra şarkı öyle bir zihnime kazınmıştı ki üç saate yakın sadece bu şarkıyı dinledim. Sözlerini ve rüyamı düşününce bir garip oldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-6960954127206335558?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/6960954127206335558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=6960954127206335558&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6960954127206335558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6960954127206335558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/08/bir-ruya.html' title='Bir rüya'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8287886294016237246</id><published>2010-07-26T01:44:00.002+03:00</published><updated>2010-07-26T01:46:40.947+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>bıkbık</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Gene gizli mekânımı boşladım uzun süredir. En son yazdığım yazı Rammstein konserini anlatıyor baksanıza. Aslında son üç dört aya bakınca bu mekân için pek bir faaliyette bulunduğum söylenemez. Hâlbuki arada bir tozunu almalı şu mekânın, derlemeli toplamalı, yeni eşyalar koymalı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;5 gün önce doğumgünümdü. 24 yıllık yaşantımın çoğunda olduğu gibi pek bir sıkıcı geçti. Tabii ki de güzel şeyler vardı, ama genel olarak günden bahsediyorum ben. Doğumgünüm sebebiyle sevgilim bana doğumgünüm ile ilgili detayları içeren bir eposta atmıştı. İşte efenim sen doğalı şu kadar oldu, senin doğduğun günde bunlar vardı falan diye uzayıp giden bir yazı. Sonuna kadar okudum. Sonunda bir cümle geldi vurdu kafama: “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;  "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;blogunda hayata hep bir isyan hep bir dert yanma havası içine düşmüştür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;  "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;” Diyordu bu analiz. Son bir aydır düşüncelerime bakıyorum da, ya da durun son bir aylık düşüncelerime de bakmayayım. Bu güncenin yazılarını karıştıralım. %90’ı bir sızlanma, bir alayına isyan havasında yazılarla dolu. Sikerler böyle işi. Garip. Bu yazıyı yazmaya başlarken aklımda yok efenim mezun olmak, işsizlik, belirsizlik gibi şeylerden yakınmak geçiyordu içimden. “Siktir oradan!” diyorum kendime DiMaggio üslubunda. Ne olmuş mezun olmuşsan, ne olmuş işsizsen, ne olmuş ne yapacağını bilmiyorsan. Bir ben varım ya dünyada bu dertlerden muzdarip. Hem ne olmuş hayatta ne yapacağını bilmiyorsan. Belki &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=JkRTGkpmvjs"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;şu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; videodaki amcanın bahsini ettiği “en ilginç insan”lardan biri olurum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8287886294016237246?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8287886294016237246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8287886294016237246&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8287886294016237246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8287886294016237246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/07/bkbk.html' title='bıkbık'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5003575118595782508</id><published>2010-07-08T12:54:00.005+03:00</published><updated>2010-07-08T13:16:33.548+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='(art) of the Muses'/><title type='text'>Rammstein</title><content type='html'>&lt;div   style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; background-  font-size:medium;color:transparent;"&gt;&lt;span id="internal-source-marker_0.7683243993669748"   style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Çok hayal ettiğiniz bir şeyin gerçek olmasının size hissettirdiklerini nasıl yazıya dökersiniz? Düşünüyorum. Altından kalkmak hakikaten zor. Öyle ki Facebook iletime de bir şeyler yazayım teşhir edeyim bu hislerimi dedim ama orada da tutuldum kaldım. Orada yaptığım gibi buraya da sadece “RAMMSTEIN!” yazıp geçmek istemiyorum. Ama az sonra yazacaklarımı okumak istemezseniz bu kelime size yeterli olacaktır diye düşünüyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;İhtiyatla bekledik. Live aus Berlin’i izlediğimiz günden beri benim gibi Rammstein’ı seven dinleyicilerin en çok istedikleri şeylerden biriydi onları canlı görebilmek. Sonunda rüya gerçek oldu. Efsaneyi canlı izleme ve dinleme fırsatı bulduk. Ödüllendirildik. Ama önce geri saralım. Konserin öncesine gidelim. Biletimi aldığım günden beri her Rammstein lafı geçtiğinde Joker gibi gülümsüyordum. Bir gün öncesinde de heyecanım artık tavan yapmıştı. Youtube’dan Live aus Berlin, Völkerball, Rock am Ring’10 videolarını izliyor daha da heyecanlanıyordum. Sonunda beklediğim gün geldi çattı. Rammsteintr.com tayfası olarak sahne önünde yerimizi alacaktık ama kız arkadaşımın iş görüşmesine götüreceğim için onlara sonradan katılacaktım. Sabah kalktığımda kendisi görüşmeye gitmekten vazgeçtiğini söyledi. Ben de dayanamayıp öğlen 1 gibi evden çıktım. 2’ye doğru stat yakınındaydım. Hemen R+TR’yi buldum sırada. Ama biraz geridelerdi. Sahneye olabildiğince yakın olmak istiyordum. Sıranın önlerinde de iki arkadaşım vardı. R+TR’ye öne geçip yer tutacağımı söyledim ve nasıl olduysa kaynak yapıp baya bir öne geçtim. Stada girer girmez adrenalin seviyem tavana vurmuştu. Arkadaşımla beraber merdivenleri koşarak iniyorduk. Görevli bize dikkatli olun diyordu ama pek taktığımız söylenemezdi. Sahne önü demirleri kapılmış sayılırdı ama ikinci sıra oluşmamıştı henüz. Hemen sağ tarafta Richard’ın duracağı mikrofonun tam karşısına konuşlandık. Yavaş yavaş etrafımıza insanlar geliyordu. Yirmi dakika sonra tüm R+TR tayfası artık yanımızdaydı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Ama farkında olmadığımız şey Rammstein’ın yaklaşık 7 saat sonra sahne alacağıydı. El mahkum beklemeye başladık. İlk grup Ete Kurttekin’i pek dinledik sayılmaz. Ama iyi olduklarını söyleyebilirim. Daha sonrasında çıkan Black Tooth ise sevenlerine güzel anlar yaşattı. Pantera ve Slayer gibi grupları yorumladılar. Pogo ve Wall of Death başlattılar zorla saha içinde. Sevenleri eğlendi ama ben sıkıntıdan ve gürültüden patlayacaktım. Sonrasında ise Stone Sour çıktı. Konserde ilk defa dinledim kendilerini. Varlıklarından bile haberim yoktu. Ama çok başarılılardı kesinlikle. Black Tooth’tan sonra ilaç gibi geldiler. Kişisel zevklerim yüzünden öncesinde paslanmış kulaklarımın pasını kirini aldılar. Ayrıca tam karşımızdaki gitaristleri James Root’a hayran kalmamak elde değil. Adam çalarken durmadan pena atıyordu seyircilere(maalesef bir tane bile gelmedi bana) sonrasında yeni penayı alana kadar parmağıyla devam ediyordu. Hani çaldığı şeyler kolay olsa anlaşılır da, gitar rifflerini hesaba katında takdir etmemek elde değil. Stone Sour sonrası biraz hüzünlüydü. Pentagram çıktı sahneye. Vokalde ismini bilmediğim birisi vardı ve Ronnie James Dio’nun iki şarkısını söyledi. Daha sonra Ogün Sanlısoy devraldı vokali ve Pentagram’ın Trailblazer albümünden iki üç şarkı söyledi. En sonunda daha öncesindende sağlık sorunları nedeniyle müziği bırakacağını öğrendiğimiz Pentagramın son vokali Murat İlkan çıktı. Geçen sene Metallica konserinde kendisini izleme fırsatı bulduğum için hastalığının ne kadar kötü olduğunu görebiliyordum. Hem hareket etmekte hem şarkı söylemekte zorlandığı çok belliydi. Son şarkı olarak Bir’i söylerken Ogün Sanlısoy tekrar sahneye çıktı ve bir nevi yardım etti kendisine. Ama ne olursa olsun desteğini kesmeyen seyirciyi de bu noktada takdir ettim. İlk defa bu büyüklükte bir kalabalığın stadı inletecek şekilde Türkçe bir şarkıya eşlik ettiğini duymak güzeldi. Pentagram’a ve Murat İlkan’a veda ettikten sonra Alice in Chains çıktı sahneye ve ikinci işkence başladı benim için. Sevenleri için iyi olsa da ben ve arkadaşlarım sıkıntıdan patladık. Hatta bir ara vuvuzela sesini tercih ettiğimi bile düşünmüştüm. Alice sahneden indikten sonra bir saatlik bekleyiş başladı bizim için. Önce sahne önüne perde indirildi. Ardından tüm ses, ışık, ateş düzenlemeleri başladı. Bizim sabırsızlığımız da iyice arttı. Öyle ki o ana kadar nispeten rahat durduğumuz sahneönü demirlerine yığılma oldu. Artık hareket edemeyecek bir hale gelmiştik. Olsun Rammstein için değerdi. Zaten 9 saattir ayaktaydık. Zaman sayacı dev ekranlarda azaldıkça bizim heyecanımız artıyordu. Sahne önünde bıyıklı ortama tamamen yabancı amcalar çıktığında artık zamanın geldiğin anladık. Önümüzdeki perde düşünce toplamak için gelmişlerdi. Yüzlerindeki şaşkın ifade çok hoşuma gitmişti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Ve sonunda &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Rammlied&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;’ın başlangıcını duyduk. Heyecanım doruktaydı. İlk önce siyah perde indi. Arkasında devasa Almanya &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/ramm.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;bayrağı&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; vardı. Şarkının girişi tamamlanıp ana ritme girildiği anda Almanya bayrağı da patlama sesiyle indi aşağı. İşte karşımızdalardı. Yıllardır görmeyi istediğim grup. Konser videolarını izleyip iç geçirdiğim, şarkılarıyla düşüncelere dalıp ürktüğüm grup karşımdaydı. 5 metre ötemde. Ama seyircilerin şarkıya eşlik edememelerini duyunca hayal kırıklığına uğramadım değil. Belirli aralıklarla RAMM--STEIN demek yerine RAMMSTEIN RAMMSTEIN diye devam etmelerini görünce sadece gülmekle yetindim. Seyirci yerine sahneye odaklanmak en iyisiydi. Hız kesmeden &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Bückstabü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;’ye geçtiler. Avazım çıktığı kadar bağırıyordum. O an dünyada lanet edilebilecek her şeye &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Bückstabü &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;diye haykırıyordum. Av hazırlıkları başladı. Till kafasında avcı şapkası, elinde tüfeğiyle sahnede yerini aldığında avcı selamlarımız(&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Weidmanns Heil&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;) hazır edilmişti. Şarkının durağanlaştığı yerde tavandan kırmızı ışıklar düşüp sahne önündeki &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/weidmans2.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;ateş havuzlarını&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; yaktı. Harika bir görüntüydü. “Yaratık ölmeli”ydi(die kreatür muss STERBEN!) ve &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/weidmans.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;tüfeğini&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ateşleyerek öldürdü Till. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Keine Lust&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;’un ardından &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Wiener Blut&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;’a girdiklerinde tüylerim diken diken oldu. Stadda kaç kişi şarkının anlattıklarını biliyordu bilmiyorum ama ben hafif ürküyordum. Till her “karanlığa hoşgeldin!” diye bağırdığında müzikle birlikte biz de sarsılıyorduk. Belki de çoğumuzu onlarla tanıştıran, Rammstein’ın en çok bilinen şarkılarından &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Feuer Frei &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;başladı. Tüm stad “bang bang” diye bağırırken sahnede alevler göğe yükseliyordu. Bu bol ateşli şarkıdan sonra hafif ve duygusal &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Frühling in Paris&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; girişi geldi. Sahne ışıkları kırmızı ile loşlaştırılmış tepeden iricesine bir &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/Frhling.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;lamba&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; indirilmişti. Oliver Till’in yanına çöküp gitarla ritmi atmaya başladı. Gerçekten güzel bir görüntüydü. Şarkının devamında ise sahnenin arkasında duran yarıklar şeklinde boyanmış perde aşağı indi ve çok daha farklı bir sahne çıktı arkadan. 4 büyük ışıklı sütun ve kare şeklinde dizilmiş 7 ışık seti vardı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Frühling in Paris&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; bittikten sonra &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Ich Tu Dir Weh&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;’in başlangıcıyla yerinden sıçradı seyirci. Davulun her vuruşunda patlayan fişekler gerçekten güzel bir görüntü oluşturuyordu. Şarkının sonlarına doğru klavyesinin platformundan inen Flake gidip şarkı söyleyen Till’e bir tekme attı. Hemen yerine kaçmaya çalışırken yakalandı ve Till onu bir küvete koydu. Kendisi de üste çıkıp eline tüpe benzer bir şey aldı. Bulunduğu &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/haifisch.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;platform&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; yükselmeye başladıkça seyircinin çığlığı da yükseliyordu. Tepede şarkının en sakin yerini söyledi ve Flake’in bulunduğu küvetin üzerine kıvılcımları dökmeye başladı. Tabii daha önceden Lifad kosnerlerindeki şovlardan bihaber olan kitle çılgına döndü. Aynı şaşkınlığı bir sonraki şarkı olan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Benzin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;’de de yaşadılar. Sahneye getirilen &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3211.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;benzin&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/benzin.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;pompasından&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; etrafa alev saçan Till, sahneye fırlayan birini de yakınca insanlar ne olduğunu şaşırdı. R+TR admini EcS’nin de dediği gibi “cehalet mutluluktur.” dedim ben de. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Du Riechst So Gut&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; ile eski günlere döndük. Bu şarkıya katılımın nispeten yüksek olması sevindiriciydi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;DRSG&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; ardından Alice in Chains sahnedeyken aklıma gelen ve dinlemek için sabırsızlandığım &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Links &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;girdi büyük bir patlamayla. Flake’in Lifad sahnesindeki yerini çok sevdim. Yürüme bandını öyle güzel ayarlıyordu ki çalıştırdığı her şarkının ritmiyle birebir gidiyordu adımları. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Links 2 3 4&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; adıyla da çok uyumlu oluyordu bu durum tabii. Till’in her Links deyişinden sonra ışıkları seyircilere verip hep bir ağızdan “hey” diğe bağırması da çok güzel bir görüntüydü onlar için eminim. Ve sonunda tüm Türkiye’nin en iyi bildiği şarkıya geldi. İnönü stadı gün boyunca &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Du Hast&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; ile inlediği kadar inlememişti. Şarkıyı seyirciye söyletme kısmındaki metronom kayması grubu güldürse de Till’in tek bir hareketle tüm stadı susturması görülmeye değerdi. “Nasıl bir ilahsın sen diye?” düşünmedim değil hani. Till’in karizmasını Pussy ile tekrar gördük. Şarkının sonlarına doğru arkasına geçtiği büyük köpük fışkırtan &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/pussy.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;penis&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ile sahne önünü beyaz köpüğe ve konfetiye boğdu. Üzerime metaforik de olsa attırılmasından bu kadar &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN3219.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;hoşlanacağımı&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; hiç düşünmemiştim. Rammstein sen nelere kadirsin böyle? &lt;b&gt;Pussy&lt;/b&gt;’nin seyircilere selam verip sahneyi terkettiler. Ama artık pek çok konserin vazgeçilmezi olan planlı sahneye dönüş vardı daha. Önce Doom geldi. Ardından Flake ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: bold; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;Sonne&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;’nin girişini yaptılar. Öyle harika bir histi ki. Till her &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: italic; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;“Hier kommt die sonne”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; deyişinde ellerimi sahneye doğru kaldırıp seyircilere çevrilen sarı ışığa uzanmaya çalışıyordum. Icarus’tan farksızdım. Sonrasında Haifisch başladı. Şarkının sonuna doğru bot ortaya çıktı ve Flake hızlı adımlarla sahnenin solundaki platforma geldi. Bota bindi ve seyircilerin üzerindeki seyehatine başladı. Sahne önünün alanının arkasındakiler biraz erken çevirdikleri için erken bitti gezintisi. Ama botu taşımış kişiler arasında olmaktan gurur duymadım dersem yalan olur. Ich Will başladığında yüzümde mutlu bir gülümseme vardı. Patlamış sesimle avazım çıktığı kadar &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: italic; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;“Wir hören dich”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; diye bağırıyordum. Ich will eure Hande sehen’i  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: italic; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;“İller Havaya” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;diye söylemesi anlayanları çok güldürdü. Şarkı bitiminde geleneksel olarak Flake hariç tüm grup sahnenin önüne gelip diz çökerek teşekkür etti. Özellikle düzgün bir şekilde &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: italic; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;“Çok Teşekkürler”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt; diyen Till tekrar yüzlerimize tebessüm yerleştirdi. Bu son &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/selam.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;selamlarına&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ben de diz çökerek selam vermeyi çok istiyordum. Ama &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/sahne.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;sahneden&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; gözlerimi alamıyordum. Hem nasıl olsa göremeyeceklerdi. Ne diyebilirim ki, hayatım eskisi gibi değil artık. Öyle ki nasıl bir doyum yaşamışsam, hayatında müziksiz yapamayan bendeniz 1 hafta boyunca hiçbir şey dinleme isteği duymadım. Bir hafta sonra ilk açtığım şey ise tabii ki de Rammstein oldu tekrar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;İhtiyatla bekledik, tam zamanında ödüllendirildik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.rammsteintr.com/default.asp?sayfaID=223c4f997b23b5b7f1fff191f84a4d97"&gt;&lt;span style=" background- font-weight: normal; font-style: normal; text-decoration: underline; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap; font-size:11pt;color:transparent;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#999999;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5003575118595782508?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5003575118595782508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5003575118595782508&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5003575118595782508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5003575118595782508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/07/rammstein.html' title='Rammstein'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8950211915355232748</id><published>2010-06-22T20:22:00.002+03:00</published><updated>2010-06-22T20:24:37.721+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alıntı'/><title type='text'>Yaşamak...</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;Yaşamak yürek ister; belki de bu yüzden dünyaya gelenlerin çok azı yaşar. Çoğunluğu yalnızca yaşadığı günü kurtarır, var olmakla yetinir ve kendi varlığı altında ezildikçe ezilir. Değiştiremeyeceği gerçekleri olduğu gibi kabul etmek ve bu değişmezlikten kendine yeni bir yaşam sevinci yaratmak da yürek ister; değiştirebileceğini değiştirmeye çalışmak da. Sanıldığı gibi insanı korkutan; dünya, zorluklar, yaşam koşulları ya da başkaları değildir. İnsan en çok kendisinden korkar; kendi duygularından, kendi güçsüzlüklerinden, kendi zaaflarından, kendi acılarından, kendi coşkularından ürker. Yaşama her dokunuşunda, duygularının alevlenip kendisini yakacağından çekinir. Onun için kaçar yaşamdan, aşktan kaçar, öfkeden, hareketten, sevinçten, kendisinden kaçar. Korku yüzünden yaşanamamış bir yaşamı ellerinde taşımaktan yorularak, kendisine uydurduğu bin bir türlü mazeretle yaşama arkasını dönmeye, gizlenmeye uğraşıp, gizliden gizliye yok olmaya çabalar. Korku kendine acımayı getirir; kendini zavallılaştırmaya baslar yaşamdan korktukça. Yaşamla yüz yüze gelmektense ağır ağır erimeyi tercih eder. Korktukça azalır gücü; korkuyla yaralanan bedeni artık en küçük bir dokunuşta acıyla inler. Her acıda korkusu biraz daha artar ve girdap gibi çeker içine güçsüzlük onu. Kendi korkusuna kalkıp kader der sonra, korkuyu değiştirilmez bir gerçek, alnına yazılmış bir yazgı olarak görür. Yeni bir aşkın düşüncesi bile titretir onu. Kalabalıktan korktuğu kadar yalnızlıktan da korkar. Hayatın hiçbir haline dayanamaz durumlara gelir. Sırtında yaşayamadığı hayatı, önünde yaşanacak günleriyle, kendi geçmişiyle geleceği arasında sıkışır kalır artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi duygularıyla kuşatılır; döndüğü her yanda bir düşman gibi kendi duyguları çıkar karşısına. Şu yana dönse orada bir mutluluk vardır ama o mutluluğu değil mutluluğun arkasında gölgesi sezilen acıyı görür. Bu yana döndüğünde bir isyanın şevki vardır ama o isyanın çekiciliğini değil o isyan için ödenecek bedelin ağırlığının fark eder. Beri yanında bir aşk bekler onu ama o aşkın arkasından gelebilecek terk edilme ihtimaline diker gözlerini. Her kıpırtıyla örselenebileceğinden çekindiği için kıpırdayamaz bile yerinden; yaşama yaklaşabilmek için bir tek adım bile atmaya yetmez cesareti. Ona sevinci gösterseniz; "ya sonra" diye sorar! Aşkı gösterseniz, gene ayni sorudur onun aklini kurcalayan; "ya sonra"! Öfke, coşku, dostluk, sevişme, başkaldırı, direnme hep aynı soruyu sürükler peşinden; "ya sonra". Bilinmeyen bir "ya sonra" için bilinenlerin hepsini ıskalamayı kabullenir. Ama ne garip, duygularından, yaşanacakların sonrasından korkanlar, acıdan sakınanlar çeker en büyük acıyı. Yaşanmamış bütün duyguları zehirli sarmaşıklar gibi boy atıp ruhlarına dolanır. "Sonrası umurumda bile değil" deyip yaşamla kucak kucağa gelenlerden çok daha fazla yarayı yaşayamadıkları için alırlar. Yakınıp dururlar; çektikleri acılardan söz ederler. Acıyı da çekerler gerçekten ama acıdan korktukları için bunca acıyı çektiklerini görmezler bir türlü. Yaşamanın cesaret istediğini fark edemezler. Onun için çok az insan yaşar; çoğunluk yalnızca gününü kurtarır. Yaşanmamış günlerin altında inleyen çaresiz bir köle gibi yitik bir hayatı taşır güçsüz omuzlarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi gerçeklerimiz, kendi duygularımızdır bizi böylesine ürküten; çatal diliyle tıslayan bir yılan görmüş tavşan gibi kendi kendimizi hareketsiz bırakan. Ve ne kadar çok korkarsanız, korkunuz o kadar artar. Ne kadar yaşarsanız, cesaretiniz o ölçüde bilenir. Yaşayamıyorsanız eğer, bu başkalarından dolayı değildir. Sizi güçsüzleştiren, sizi çaresizleştiren, sizi isyanlardan alıkoyan, değiştiremeyeceklerinizi kabul etmenize engel olan, değiştirebileceklerinizin üstüne gitmenize izin vermeyen, sizi yaşatmayan, sizin kendi korkularınızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamak yürek ister çünkü...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(51, 51, 51); line-height: 15px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8950211915355232748?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8950211915355232748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8950211915355232748&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8950211915355232748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8950211915355232748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/06/yasamak.html' title='Yaşamak...'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3089801939415271651</id><published>2010-05-09T01:07:00.003+03:00</published><updated>2010-05-09T01:11:01.949+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><title type='text'>Bahar Hayatı</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;Baharın geldiği sonunda hissedilir oldu. Geç bile kaldı aslında. Mayıs ayındayız yeni yeni hissediyoruz. Gelecekte hissedebileceğimiz bile meçhul iken(dünyanın içine ettiğimizi inkâr eden çıkar mı ki?), geç gelmesinden yakınmam biraz saçma oldu sanırım. Baharla beraber bana da bir &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;yeşillik&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt; geldi. Yazmak istediğim birkaç yazı var kaç zamandır aklımda. Ama bir türlü fırsat bulamıyorum. Aslında yalan bu; buluyorum. Sadece yazasım gelmiyor. Düşünüyorum yazacağım şeyleri. Çoğu belli bir süre de olsa ciddiyet gerektiren düşünceler. Ben ise şu sıralar gayet lakayıt, gayet gayri ciddi bir şekilde yaşıyorum. Eve girmek istemiyorum. Bu nedenle sanırım sabah çıkıp akşam geliyorum. Şehr-i İstanbul’un beton ormanında da olsa dışarıda olmayı seviyorum bu aylarda. Öyle ki az uyuyup çok yaşar oldum son 1 ayda. Bir haftayı gece 3’te yatıp 9’da kalkarak geçirdiğim oldu mesela. Benim gibi 10 saat uyumadan kendine gelemeyen biri için zorlayıcı bir durumdu kabul edersiniz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;Bahar demişken Ahırkapı’dan da bahsetmeden geçemem. Malum içimdeki Çingene/doğa aşığı kişilik papatyalar gibi açıyor bu aylarda. Ama ne yalan söyleyeyim bu sene Ahırkapı Hıdrellez Şenlikleri az da olsa hayal kırıklığıydı benim için. Bunun en büyük sebebi de tabii ki kalabalıktı. Oynamayı bırakın yürüyecek yer bulamıyordunuz. Düğün sebebiyle Aslı’nın gelememesine üzülüyordum. Ama bu kalabalığı gördükten sonra üzüntüm biraz hafifledi. Korkutucu bir kalabalık vardı. Hani “duyan gelmiş” derler ya, o haldeydi. Çok kötüymüş gibi anlattığıma bakmayın. Saat 22.30’u gösterdiğinde eğlence devam ettiği halde ertesi gün işe gitmek zorunda olan insanlar ve ulaşım problemi yaşayabilecek olanlar gittiği için bir anda geçen seneki haline büründü festival alanı. İşte o zaman bizim için de eğlence başladı. 23.45’e kadar oturduk, muhabbet ettik, göbek attık. İki gün önce midemi üşütmemiş olsam yemeğe ve içkiye de doyacaktım. Sağlık olsun, göbecik olsun. Bu sene Avrupa kültür Başkenti zımbırtısına da daha düzenli bir organizasyon vardı diyebilirim. Tek kötü taraf ana sahneye çıkan Fransız jazz sanatçılarıydı. Ey akıllı organizatörler, insanlar göbek atmaya gelmiş ne yapsınlar etnik jazz müziği ki bir şey de yapmadılar zaten. Boş boş izledi kitlenin çoğunluğu. İnsanlar gitmeye başladıktan sonra küçük sahne tarafına gitmiştik. O an anladım ki aslında yanlış yerde duruyormuşuz başından beri. Ana sahnenin önü çok kalabalık olduğundan oynayamıyorduk. Küçük sahnenin önünde ise nispeten daha rahattık ve müzik de tamamen göbek atmaya yönelikti. Fransız etnik Jazz’ı ile haşır neşir olmak zorunda kalmazdık daha önce gelseydik(nasıl sinirlenmişsem adamlara). Tüm bu aksaklıklara rağmen çok çok eğlenen insanları görmek beni de mutlu etti. Örneğin şu &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/opar.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;şopar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adamın kıvamında olmayı çok isterdim o gün. Ama festival alanı da benim fiziksel durumum da pek müsait değildi bu duruma. Şimdi baktım da yazdığıma hiç eğlenememişim gibi duruyor. Beni tanıyanlarınız bunun zaten böyle olmadığını biliyordur. Sadece geçen seneye oranla çok daha gözüme battı festival alanı bu sene. Yoksa göbeciklerimi atmadan geçirir miyim ben hıdrellezi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;Önümüzdeki günlere bakıyorum da, evde durmayacağım gibi. Bizim okulun bahar şenlikleri başlıyor, sonrasında da finallerdi, mezun olmaktı derken yaza giriş yaparım ben. İlginçtir, tüm bunları bir ayda yapmış olmama rağmen sanki üç, dört aylıkmış gibi hissediyorum. Çok yaşamak dedikleri bu olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3089801939415271651?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3089801939415271651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3089801939415271651&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3089801939415271651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3089801939415271651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/05/bahar-hayat.html' title='Bahar Hayatı'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8251547992954382810</id><published>2010-04-20T23:24:00.005+03:00</published><updated>2010-04-21T01:00:17.636+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Naturamaterialism</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;Uzun ve sancılı olmasa da azıcık stresli bir vize dönemini daha atlattım. Aslında son vize dönemi olduğu için hüzünlü de sayılabilir. Her neyse… Yazmak istediğim şey “aman da okul bitiyor” ağıtı değil. Alttan aldığım bir ders vardı Modern Dönem Amerikan Romanı diye. Bu dersin hocasından tiksindiğim için derslerine girmiyorum. Ders konusu olarak da vizeler için iki roman vardı. Bunlardan biri de Great Gatsby idi(Güzel kitap okumanızı tavsiye ederim). Kitap içerisinde James Gatsby’nin âşık olduğu Daisy isminde bir karakter var. Bu karakter kitapta materyalist, sadece maddeye ve sosyal konuma değer veren biri olarak tasvir edilmiş. Öyle ki James Gatsby, ile çok eskiye dayanan bir hikayeleri var ve bu hikayede Daisy, Gatsby’i parası olmadığı için terk ediyor vs. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;Lafı fazla uzattım sanırım. Bu vizelerden hemen önce de stumble yaparken karşıma bir resim çıkmıştı. Bir duvarda “The most important things in life aren’t things.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/tumblr_kuz192NHp41qzndo8o1_500.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;yazıyordu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;(&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;Anthony J. D’Angelo isimli birine aitmiş söz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;. Yeşim’e gösterdiğimde tam anlayamadığını söyledi. Ben de ona şöyle bir açıklama yaptım: “Hayatta önemli olan şeyler nesneler değildir. Asıl önemli olan o nesnelerin bizde yarattıkları histir.”. Daha sonrasında “nesnelere değerini veren gene bizleriz.” Gibi bir cümle ile daha açık hale getirdim ama öncesinde söylediğim aklıma takıldı. “Nesneler bizde yarattıkları his nedeniyle değerlidir.” Bunca yıldır &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;materyalist değilim ben &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;diye geçindikten sonra böyle bir cümle kurarak büyük bir çelişkiye düştüm sanırım. Daha sonrasında üzerine biraz düşündüm. Buradaki materyalizmden kastım genel olarak düşündüğümüz ekonomik materyalizm sayılmaz aslında. Yine de bu söylediğim söz materyalist sayılabilirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;Biraz daha düşündüm. Farkına vardım ki hayatım boyunca pek bir seçeneğim olmamış madde seçeneği dışında. 7-8 sene öncesine bakıyorum ergenliğin en yoğun sayıldığı yıllara, bir sıkıntım olduğunda hep bir şeylerle kendimi avutmuşum ya da dışa vurmuşum bu sıkıntımı. Bu nedenle müzik, bilgisayar gibi şeyler, her ne kadar müzik bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;şey &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;olmasa da, çok önemli olmuştu. Ergenlik gibi bir dönemi içine kapanık geçirdim sayılır bu nedenle. Bu dönemin sonlarına doğru ne değişti diye bakıyorum. Hiçbir şey.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;Ben gene kendimi ifade edemiyor, tabiri caizse dert ortağı bulamıyordum. Bulduklarım da belli bir süre sonra ya kayboluyor, ya da ben kaybediyordum. Davul belki de bu yüzden benim için çok önemli. Yıllardır içimde ne varsa ne yoksa hep ona döktüm. Büyüdükçe geçeceğini düşündüm mü acaba? Bilmiyorum. Ama cevabını biliyorum. Geçmedi. Ben hala, en çok aynı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;şey&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;lere değer veriyorum. Bu böyle devam edecek gibi de gözüküyor. Burada seni suçlamak istiyorum insanoğlu. Natüralist bir yaklaşımla bakıyorum bu durumuma. Hep aynı boka suç atıyorum. Çünkü biliyorum ki kendimi iyi hissetmek için bu boku bir yere atmak zorundayım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8251547992954382810?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8251547992954382810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8251547992954382810&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8251547992954382810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8251547992954382810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/04/naturamaterialism.html' title='Naturamaterialism'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-2224823315207918161</id><published>2010-03-26T15:03:00.004+02:00</published><updated>2010-03-31T02:20:47.023+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='(Ç)Alıntı'/><title type='text'>Bedenin Şiiri</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:'Times New Roman';font-size:medium;"&gt;&lt;div align="center" style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;Okudunuz kitaplarda çok beğendiğiniz kısımların altını çiziyor musunuz? Ben bir iki ay öncesine kadar yapamıyordum. Kitaplarımı çok değerli görüyorum sanırım. Fakat okul sebebi ile okuduğum kitapları ayrı tutuyorum. Derste önemi vurgulanan yerlerin altını çiziyordum hep. Ama bu kitaplar da çoğunlukla  fotokopi olduğu için sorun teşkil etmiyordu. Çok değerli ya kitaplarım, bir türlü sevdiğim sözlerin, bölümlerin altını çizemiyordum. Ama bu alışkanlığımı yendim sonunda Cesur Yeni Dünya'yı okurken. Üç kitaptır da bir elimde kalemle okuyorum. Bu alt çizme işlemlerini daha da işe yarar hale getirip, sevdiğim sözleri, yazıları buraya taşımaya karar verdim. Böylece burayı okuyan bir kaç kişi ile bu alıntılar üzerine konuşabilir ve tartışabiliriz diye düşündüm. Şimdiden baktığımda bu etiket altına girecek bir sürü alıntım oluşmuş kitaplarımda. Ama başlangıcı uzun zaman önce okuduğum Walt Whitman'ın bir şiiri ile yapmaya karar verdim. Alıntıların bazıları İngilizce bazıları Türkçe olacak büyük ihtimalle. Eğer İngilizce'de sorun yaşayanınız olursa belirtmesi yeterlidir. Çeviririm(ya da Deniz çevirir, işe yarasın biraz) elimden geldiğince.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;font-size:85%;"&gt;This is what you should do:&lt;br /&gt;Love the earth and sun and animals,&lt;br /&gt;despise riches, give alms to everyone that asks,&lt;br /&gt;stand up for the stupid and crazy,&lt;br /&gt;devote your income and labor to others, hate tyrants,&lt;br /&gt;argue not concerning God,&lt;br /&gt;have patience and indulgence toward the people...&lt;br /&gt;reexamine all you have been told in school or church or in any book,&lt;br /&gt;dismiss what insults your very soul,&lt;br /&gt;and your flesh shall become a great poem.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Comic Sans MS;font-size:85%;"&gt;~ Walt Whitman ~&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;(Excert from Preface to 1855 edition, &lt;em&gt;Leaves of Grass&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-2224823315207918161?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/2224823315207918161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=2224823315207918161&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/2224823315207918161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/2224823315207918161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/03/bedenin-siiri.html' title='Bedenin Şiiri'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-4485256988425694281</id><published>2010-03-15T21:53:00.001+02:00</published><updated>2010-03-15T21:53:46.002+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Değer Yargısı</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;Sanırım hayatım boyunca en çok sorunu hep kendimle yaşadım. Benim derdim hep kendimle oldu. Belki de bu nedenle bu gizli mekândaki birçok yazı “&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Know_thyself"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Know thyself&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;” başlığı altında toplanıyor. Bazen içimdeki çatışmalarda verilen zayiat çok fazla oluyor. Son birkaç yazıyı okuyanlarınız(üç-beş kişisiniz zaten, fazlasına gerek yok) zaten zor bir dönemden geçtiğimi biliyorlardır. Dün sanırım bu dönemin tepe noktasına ulaştım. Çok uzun zamandır bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;Aslında gayet güzel ve normal bir gündü. Gündüz formasyon derslerine girdim akşamüstü de Alev ve Mehmet ile çeviri yaptık biraz. Arkadaşlarımın yanında rahatlıyor sıkıntılarımı unutuyordum nasıl olsa. Saat sekiz sularında eve dönmek üzere yola çıktım. Vapura binmek için akbil turnikesinden geçerken bir gün öncesinde basketbol oynarken sakatladığım parmağımı turnike ile ayağım arasında sıkıştırmayı başardım. Acıyla birkaç kez yerimde zıpladım. Sinir damacanamın ilk birkaç litresini doldurdum böylelikle. Üsküdar’da vapurdan indim. Otobüslerin beklediği yere geldim. Evimin yakınındaki duraktan birçok otobüs geçtiği için önce hangisinin kalkacağını kestirmeye çalışıyordum. Sonunda içinde şoförü bulunan tek otobüs olan 11L’ye daha erken kalkacağını umarak bindim. 11L kalkana kadar az önce içleri boş olan tüm otobüsler yolcularını alıp kalkınca bir kez daha sinirlendim. Üstüne bindiğim otobüs Capitol durağında bozuldu. Damacana sanırım onuncu litresine falan ulaşmıştı. Tekrar otobüs bekledim ve eve geldim. Hemen odama geçip üstümü çıkarmaya giriştim. Montumu çıkarıp yatağın üzerine attım ve gözüm davuluma ilişti. Garip bir şekilde yamulmuştu bir kenarından. Birinin davulum ile oynadığı açıktı. Bu görüntü karşısında sinir damacanam anında doldu ve taştı. Elimden geldiğince sakin olmaya çalışarak ananem ve dedeme, zorlanarak “bununla kim oynadı?” dedim. İlk başta bilgisayardan bahsettiğimi düşünüp “Ece” dediler. Sonra davuldan bahsettiğimi anlayıp “biz camı sildik.” Dedi. Kan zaten beynime davulu ilk gördüğüm anda sıçramıştı. Karşımda Ananem ve Dedem olduğunu hesaba katarak elimden geldiğince sakin olmaya çalışıyordum. “Bir dahaki sefere söyleyin bana ben silerim.” Dedim ama duruşumdan ve ses tonumdan sinirli olduğumu anladılar sanırım. Ananem “E ama kirlenmişti uzun zamandır silinmiyordu.” Diye sözüne devam ederken birden kendimi kontrol edemeyip “e kaç defa söyledim bana söyleyin ben yaparım diye, kaç gündür evdeyim hiçbir şey söylemedin” diye çıkıştım. Bağırdığım söylenemez. Ses tonum yükselmişti bir anda sadece. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Kendilerine daha önce de kızdığım olmuştu ama böylesi bir hiddeti hiç içimde hissetmemiştim. Sesimi yükselttiğim anda Ananem ve Dedem’in bakışlarını fark ettim. Üzüntüleri gözlerinden okunuyordu. İşte o noktada içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;Dönüp kapıyı kapattım. Sandalyeme oturdum. Sinir ve üzüntünün çarpışmasını yaşıyordum hala. Zayiatımda dolu dolu olan gözlerimdi sanırım. Kendime kızdım. Kızdım. Kızdım. Hala kızıyorum. Ve sanırım hep kızacağım. Hayatımın en önemli nesnesi davul. Elektronik davulumu alana kadar Amerika’da 1 ay boyunca nasıl bir ekonomik plan izlediğimi, nasıl yaşam korsanı(life-hacker) olduğumu, göreceli de olsa ne zorluklar çektiğimi bir tek ben biliyorum. Onu getirebilmek için nasıl havaalanı yer hotsu ile pazarlık yaptığımı ve nasıl borcunu ödemek için utana sıkıla arkadaşımdan borç istediğimi… Marx Das Kapital’de “bir ürünün değeri ona verilen emek ile doğru orantılıdır.” Der. Bunu davuluma uyguladığımda ve müzik aşkımı da eklediğimde oluşan değeri hesap edebilirsiniz. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;Peki, tüm bunlar Ananem’in o üzüntülü bakışını görmeme değdi mi? Gerçekten de; bir nesnenin yüzünden en sevdiğim insanlardan birini kırmama değdi mi? Ne kadar değerli olursa olsun, o davul Ananemin kalbinden değerli miydi? Tüm bu düşünceler zihnimi işgal etti. O an bu savaşın tek galibi pişmanlığımdı. Sinirimden oturup ağlamak ama en önemlisi bu evden gitmek istedim. Sabah olduğunda kaçarcasına evden çıktım. Bu akşam da dönmek istemedim. Utanıyordum kendimden. Karnım acıkmış olmasına rağmen eve girmeden önce yakınlardaki parkta oturdum biraz. Eve dönmek istemiyordum. Ama mecburdum. Yapabileceğim tek şey kendilerine bu üzüntümü belli etmemekti. Çünkü hala üzüldüğümü anlarlarsa davul konusunda kendilerine sinirli olduğumu düşüneceklerdi. Adım gibi emindim. Eve geldim. Üstümü başımı değiştirdikten sonra gittim her ikisini de öptüm. Elimden geldiğince rol yapmaya çalıştım. Başardım mı bilemiyorum.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-4485256988425694281?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/4485256988425694281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=4485256988425694281&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/4485256988425694281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/4485256988425694281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/03/deger-yargs.html' title='Değer Yargısı'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3225440610371252464</id><published>2010-03-13T00:17:00.000+02:00</published><updated>2010-03-13T00:18:21.214+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Run</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;Olduğum kişiden sıkılıyorum içinde bulunduğum zaman diliminde. Belirsizliklerle boğuşuyorum. Hayat kaygısı deyip kısa kesebilirim de. Ama bu sefer kısa kesmek istemiyorum. Düşünüyorum.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Okulum bitiyor. Acaba istediğim şeyleri başarabilecek miyim? Her daim kendisini en kötüye hazırlayan biri olarak ileriye bakıp kendimi olacaklara hazırlamak istiyorum. Ama içim öyle bir ürperiyor ki... O gün geldiğinde, en kötüsü olduğunda bakacağım, &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“bunun için miydi her şey? Bunun için mi yalnız kaldım?”&lt;/i&gt; gibi, &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“Bunun için mi?”&lt;/i&gt; ile başlayan yüzlerce serzenişte bulunacağım. Hayatımı boşuna yaşamış gibi hissedeceğim. Ama gelecek belirsiz. Ve ben hiç bu kadar korkmamıştım belirsizlikten. Hep zevkli gelmişti bu zamana kadar. Neler olacağını bilmemek, karşına çıkacak olan &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;rastgele&lt;/i&gt;yi kucaklamak o kadar güzeldi ki. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;Have heart my dear, we’re bound to be afraid…&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;Manidar olan, çevremdeki insanların sorunlarıyla çok rahat baş edebilirken kendi sorunlarımın denizinde boğulmaktan kurtulamıyorum. Kendi söküğünü dikemeyen terzi rolüne bürünmekten nefret ediyorum. Kendime kızıyorum. Yetkin olmadığımı kabullenemiyorum. Etrafıma bakıyorum. &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“Her şey güzel olacak.”&lt;/i&gt; Diyecek birini arıyorum. Bulamıyorum. Hiç kimsenin içinde Bob Marley’in iyimserliğini göremiyorum. Kimse birbirine &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“Don’t worry about a thing, cuz every little thing’s gonna be alright”&lt;/i&gt; demiyor artık. Belki de yanlış yere bakıyorum. Bilemiyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;Düşünüyorum. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;“Yapacak bir şeyim yok”&lt;/i&gt; diyorum. Aslında tüm bunların sebebi “&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;yapacak bir şeyim var olabilir ve ben bunu kaçırabilirim&lt;/i&gt;” düşüncesi biliyorum. Aynaya bakıyorum. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;“Hadi neşelen, sanki başka seçeneğin varmış gibi.” &lt;/i&gt;Diyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;Light up, light up, as if you have a choice…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3225440610371252464?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3225440610371252464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3225440610371252464&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3225440610371252464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3225440610371252464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/03/run.html' title='Run'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-6911368178903357598</id><published>2010-03-04T20:31:00.000+02:00</published><updated>2010-03-04T20:36:54.489+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Yalnızlık</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;Benimle tanışan veya beni tanıyan insanlar bazen şaşırıyor ve soruyor: “Neden bir sevgilin yok senin?”. Bu soruyu ben de kendime soruyorum dersem yalan söylemiş olurum. Çünkü soruyu soranların aksine ben cevabı biliyorum. Ben bencil biriyim. Daha önce de dile getirmiştim bunu. Çoğu zaman başkalarını kendimden çok düşünüyor olmam bencil olduğum gerçeğini değiştirmiyor.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;İdealleri olan biriyim. Hayatımda yapmak istediğim şeyler var.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Planlar yapıyorum. Ve bir türlü bu planlara sevgiliyi dâhil edemiyorum. O planlar sadece benim gibi davranıyorum. Sevgiliyi dâhil etmek o kişiye haksızlık olacakmış gibi hissediyorum. Kendi hayalinin peşinden koşmak yerine benim hayalime dâhil olmasını ona haksızlık olarak görüyorum. Bir kızdan hoşlanıyorum diyelim. O da benden hoşlanıyor. Fakat İlişkiyi başlatacak adımı bir türlü atamıyorum. Düşünüyorum; &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;“okul bitince yurtdışına çıkacaksın, o seninle gelebilecek mi? Seninle gelmek zorunda kalması ona haksızlık değil mi? Sen hayallerinin peşinden koşarken o seni takip mi etsin?”.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Bu düşünceler beynimi kemiriyor. Sonuç tabii ki de ilişki açısından hüsran oluyor. Ve işin kötü yanı bu düşünceler yüzünden gittikçe kendimi daha da yalnızlaştırıyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;Tüm bu düşünceler hala kafamda ve maalesef çıkmıyor. Ama geçen günlerde bir şey yaşadım ki, boşluğa düşmek nasıl oluyormuş çok iyi öğrendim. Yurtdışında master programı yapmak istiyorum. Bunun için istediğim ülkelerde yapabileceğim yerleri araştırıyorum. En çok istediğim yerlerden biri İsveç. Eğitimin ücretsiz olması, ülke ekonomisinin dengeli olması, sosyalist bir ülke olması, burs almaya yetmeyeceğini düşündüğüm not ortalamam orayı seçmemin en önemli nedenleriydi (Kadınları güzel olduğu için seçtiğimi de kim söylemiş!). Hatta bir arkadaşım sayesinde ocak ortasında internetten başvuru da yapmıştım bir iki yere. Ama belge gönderme son teslim tarihini kaçırdığım için kalmıştı. Zaten okulun uzayıp uzamayacağı belli olmadığı için pek takmamıştım bu durumu. Ertesi sene başvururum diyordum. Yurtdışına gittiğim zaman aileme yük olmamak için gittiğim yerde hemen bir işe başvurmayı düşünüyorum. İsveç’te bu tür imkânım olur mu öğrenmek istiyordum. Bir gün Burcu ile muhabbet sırasında buna değindim. Burcu hala çok yakın olduğu çocukluk arkadaşının orada yaşadığını ve bana bilgi verebileceğini söyledi. Hemen kabul ettim. Burcu arkadaşına söyledi durumu ve kendisini Facebook’tan ekledim kendisini ama bir türlü mesaj atamadım. En sonunda Burcu MSN’de ortak bir konuşma açtı. Uzunca hoşbeş muhabbetin ardından Pınar bana bilgiler vermeye başladı. 2011 yılından itibaren İsveç’te eğitimin ücretli olacağını, vize koşullarının değiştiğini(banka hesabında 30000TL olması gibi mesela) öğrendikten sonra hayallerim yıkıldı resmen. Elime bir fırsat geçmişti ve ben aptallığımdan son teslim gününü kaçırmıştım. İsveç’e odaklandığım için Avrupa’da başka yerlere pek bakmamıştım. Pınar Norveç’e bakmamı önermişti. “Orada eğitim gelecek sene de ücretsiz olacak” dedi. Biraz araştırdım Norveç’te bir bölüm bulabildim, bir de Macaristan’da. Şimdi elimde sadece iki seçenek vardı. Onlar da istediğim bölüm değildi. Ya da istediğim şeyi yapmama izin verecek mi vermeyecek mi bilemiyordum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-indent:35.4pt"&gt;İşte o an büyük bir boşluğa düştüm. Şöyle bir geriye baktım. Uğruna belki de bir sürü fırsatı teptiğim şey artık yok gibiydi. Hata mı yapmıştım fırsatları teperek? Fazla mı ileriyi düşünüyordum? Fazla mı olasılık değerlendiriyordum? Anı yaşamak için kıçını yırtan ben, neden bu durumda yapamıyordum? Kendi başıma olduğumda anı yaşamak çok kolay gelirken, hayatımı paylaştığım biri olduğu zaman çok zorlaşıyor. Karşımdakinin benden ayrı bir birey olması, onun da planlarının, hayallerinin olması ve benim yüzümden bunları değiştirmesi, altında ezileceğim bir sorumluluk. Vicdanım bunun olmasına izin vermiyor. Bu davranışın sonucu da doğal olarak yalnızlık oluyor. Yalnızlığa da alışıyor insan. Öyle ki, geçen günlerde ağzımdan şu cümle çıktı: (okuldan arkadaşım Mehmet ile konuşuyordum) “Sen ve ben bencil adamlarız Mehmet. Bu yüzden de yalnız ölmeye mahkûmuz.” &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Artık kabullenmiş durumdayım her şeyi.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-6911368178903357598?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/6911368178903357598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=6911368178903357598&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6911368178903357598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6911368178903357598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/03/yalnzlk.html' title='Yalnızlık'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-4857395015746868862</id><published>2010-02-25T01:10:00.007+02:00</published><updated>2010-02-25T02:02:26.082+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Modern İstanbul</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Okuldan eve dönüyordum. Tramvay yolculuğu boyunca okuldan bir arkadaşımla muhabbet ettik yaşayış biçimlerimize dair. Aslında konu fotoğraflardan açılmıştı. Kendisi fotoğrafların anıların yerini almasından rahatsızdı. Haklıydı da. "Seyahat ettiğimizde fotoğraf çekmek için uğraşırken belki de orada bulunma hissini kaybetmiyor muyuz?" diye sormuştu. Benim için öyle değildi. Benim için fotoğraf amaç değil sonuçtu. Ben öncelikle orada bulunuyordum daha sonra fotoğraf çekiyordum, ya da tam tersi, önce fotoğraf çekip sonra tadını çıkarıyordum. Ama günümüz insanın yaşayış biçimini düşününce ne kadar mümkün ki bu? İnsanlar hızlı yaşamaya alıştırıldı. Bir sene boyunca on beş-yirmi günlük izinleri için çalışıyorlar. Tüm sene boyunca para kazanmak için ihmal ettikleri için, tatillerinde de gezip görmek yerine aileleri ve sevdikleri ile zaman geçirmeyi yeğliyorlar. Gezebilen nadir insanlar da ne kadar tadını çıkarabiliyor ki? Hızlı bir şekilde her yeri görmek/gezmek için koşuşturan birer turiste dönüşüyor. Arkadaşımın da dediği gibi, insanlar doğdukları yer ile yaşadıkları yer arasında gidip geliyor sadece(Bu kısım benim için de geçerli).&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Arkadaşım ile yolları ayırdıktan sonra farklı bir düşünceye daldım. İstanbul'un insanları ne kadar da birbirinden uzaklaştırdığını bir kez daha fark ettim. Nasıl mı? Örnekle anlatayım. Yatağan’da yaşadığım zamanlarda dışarı çıkmak istediğimde, bir yere gideceğimde ve yanımda birinin olmasını istediğimde telefona sarılırdım ve arkadaşımla buluşmamız yarım saati geçmezdi(Önemli bir işi yoksa tabii). Mesela telefonu açıp “Ekin yürü tansaş’a gidiyoruz.” Diyebiliyordum. İstanbul’a geldim. Aynısını burada da yapmayı istiyorum. Başaramıyorum. Canım bir şeyler yapmak istediğinde sadece telefona bakmakla yetiniyorum. Önce kimi arasam diye düşünüyorum. Yakın gördüğüm insanları birer birer seçiyorum listeden. Daha sonra elemeye başlıyorum belli başlı ölçütlere göre(oturdukları yer vs.). Daha sonra “acaba işi var mıdır?” gibi sorularla baş etmeye çalışıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bakışmaktan ileriye gidemiyor telefonla olan ilişkimiz. Arada bir elime alıp aramayı da başarıyorum ama şans ya o zaman da boş bulamıyorum arkadaşlarımı. “Ah” diyorum işte o zaman, “İstanbul gene yalnız bıraktın beni.” Bu güzel şehirde yaşamanın bedeli sanırım yalnızlaşmak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height: normal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Aslında ben kendi kendimi yalnızlaştırıyorum İstanbul. Ama sana bok atmak beni rahatlatıyor. Bu durumun pek umurunda olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla suçu sana atmaya devam edeceğim, ta ki gerçekten kendimle karşı karşıya kalana kadar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-4857395015746868862?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/4857395015746868862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=4857395015746868862&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/4857395015746868862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/4857395015746868862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/02/modern-istanbul.html' title='Modern İstanbul'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8813828533934349229</id><published>2010-02-16T04:47:00.004+02:00</published><updated>2010-02-16T05:42:26.037+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Home for a Rest</title><content type='html'>Güzel oldu. Bu kadar ihtiyacım olduğunu bilmiyordum. Boş ve amaçsız kalmak bazen terapi gibi geliyor bana. Kendime daha çok zaman ayırmış hissediyorum. Başka zamanlarda hiç ayırmıyormuş gibi geliyor kulağa farkındayım (Oh Ego thou art a heartless bitch!). Ama bu daha farklı duruyor diğerlerine kıyasla. Ne mi yaptım? Uzun zamandır ziyaret edemediğim Kuşadası fertlerini ziyaret ettim(ailedostları/akraba). Yatağan içerisindeki akrabalarım ve Muğla'daki abimi ziyaret ettiğimi belirtmeme gerek yok sanırım. Her gün sabaha karşı 5-6 arası yatıp öğleden sonra 3 gibi uyandım. Her sabaha kadar oturuşumda bir sürü film izledim, yeni dizilere başladım, eskilerine devam etmeyi de unutmadım.  Neredeyse her gün davul çalışma pedinde single stroke çalışmaları yaptım ve gelişme kaydettim. Okumak için yanıma aldığım kitabı okuyamadım çünkü aldığım kitap başka bir kitap ve onun yazarı üzerine imiş. Yasaların Ruhu da nedense hiçbir yerde bulunmuyor. İkinci dönem çevirisini yapacağımız kitabın 60 küsür sayfasını okudum. Sizi bilmiyorum ama kitabı bilgisayardan okumak bana göre değil tekrar anladım. &lt;a href="http://www.beneaththeground.org/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3366FF;"&gt;BtG&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'ye bir çeviri yaptım Ama sanırım en önemlisi dinlendim. 15 gündür buradayım ve ziyaretler dışında sadece bir kere evden çıktım. Ziyaretleri ev-araba-ev şeklinde yaptığımız için dışarı çıktım saymıyorum. İnsan ne kadar yorulduğunu dinlenme fırsatı bulunca daha iyi anlıyormuş. Kafam on gün öncesine kıyasla çok daha dinç. Zaten bunu bir önceki yazı ile bunu kıyaslayarak da anlayabilirsiniz. Yarın(bugün) dönüyorum İstanbul'a. Bakalım ne gibi mücadeleler beni bekliyor. Ama buyursun gelsin İstanbul. Gücüm kuvvetim yerine geldi; savaşırım.&lt;div&gt;İzlediğim Filmler:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;The Leatherheads&lt;/b&gt;- George Clooney daha fazla komedide oynamalı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;National Lampoon's Afterschol Special&lt;/b&gt;- İnek diye tabir edilen 3 arkadaşın porno çekmeye çalışması gibi potansiyeli olan konuyu rezil etmişler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Inside the Koran&lt;/b&gt; - Kuran ve islam üzerine izlenilmesi gereken bir belgesel.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Modern Marvels :Tesla&lt;/b&gt; - Tesla'ya ne kadar teşekkür etmemiz gerektiğini bir kez daha anladım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Slumdog Millonaire&lt;/b&gt;- Harika oyunculuk, güzel konu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ocean's Thirteen- Bir şey yazmama gerek var mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;What the bleep do we know?&lt;/b&gt; - İşte bu büyük süprizdi benim için. Bu kadar iyi olmasını beklemiyordum(yakında yazısı BtG'de olacak)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Born of Hope&lt;/b&gt;- Yüzüklerin Efendisi Fan filmi. 1 saatlik amatörce yapılmış profesyonel bir iş. Çok güzel bir iş çıkmış ortaya. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;The Invention of Lying&lt;/b&gt;- Ricky Gervais'in olduğu bir film kötü olabilir mi?&lt;i&gt; "Everything you need to know is written on these pizza boxes"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Up&lt;/b&gt;- Pixar'dan babam çıksa izlerim. &lt;i&gt;"&lt;a href="http://tinypic.com/r/29maech/6"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3366FF;"&gt;But it's a talking dooooooggg&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;The Departed&lt;/b&gt;- Az önce bitti. Dört senedir spoiler yemeden nasıl geldim bilmiyorum. Harikaydı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeni başladığım diziler:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;True Blood&lt;/b&gt;: Erkek vampire "Fuck me hard" diye bakmayan insan kadın bulmak, ya da tasvir etmek ne kadar zor olabilir ya? Neyseki Lafayete gibi güzel bir karakter var. Şunu anlatmadan edemeyeceğim ya:(Dikkat küçük spoiler) Sookie(fakmihard diyen abla) sevgilisi vampiri öldü sanıp bilmem kaç yılından kalma mezar taşına gidiyior gecenin bir vakti. Çiçek koyup tam dönecekken topraktan bir el çıkıp bunu yakalıyor. Bill(vampir) ölmemiş toprağın altında saklanıyormuş. Çıplak. Sookie ilk anda bağırdı çağırdı. Bill olduğunu anlayınca sustu. İşte tam burda birden sevişmeye başladılar. Ekran karşısında kahkaha attım resmen. Bill ne gerek vardı önce elini çıkarmana. Zaten ereksiyon olmuşsun sanırım. Penisin Sookie'yi görünce toprağı delip çıkardı elbet.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Californication&lt;/b&gt;- İlham perisini kaybetmiş bir yazarın, yozlaşmış California sahillerinde kadınlarla yaşadığı maceraları anlatıyor. Akıllıca yazılmış replikler, işinin ehli oyuncular ile harcanan 30 dakikayı hakediyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8813828533934349229?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8813828533934349229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8813828533934349229&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8813828533934349229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8813828533934349229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/02/home-for-rest.html' title='Home for a Rest'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8374527249595901325</id><published>2010-02-04T01:58:00.003+02:00</published><updated>2010-02-04T03:05:09.080+02:00</updated><title type='text'>Bir gün gelir...*</title><content type='html'>Gene bir tıkanıklık evresindeyim. Aklıma güzel olduğunu düşündüğüm fikirler geliyor fakat bunları yazıya dökmeyi başaramıyorum. Yatağan'ın üzerimdeki etkisi mi yoksa hayatımın son bir haftasının etkisi mi ayırt edemedim. İkisinin pek farkı olduğunu sanmıyorum ya neyse. Çevirisini yapacağımız kitabı okumam gerekiyor ikinci dönem için ama aptal gibi gidip almadım fotokopisini, şimdi de oturup bilgisayardan pdf okumak zulüm gibi geliyor. Yanıma kitap almıştım onu okusam daha iyi sanırım. Dizi/film ikilisi bakalım nereye kadar götürecek beni. TrueBlood'da vampire "Fuck me Hard!" bakışı atan hatunu gördükçe soğuyorum diziden ama bir yere kadar izleniyor. Bakalım o "bir yer" neresi olacak. Tüm bunların dışında yapmak istediğim tek şey var sanırım; Davul çalmak. Hiçbir şey düşünmeden sadece ve sadece zillerin, davulların sesine bırakmak kendimi. Orada sadece kalp atışım var. Gözümü kapatıp kendimi ritme kaptırmak istiyorum. Başından kalktığımda ruhumun tekrar ortaya çıktığını hissetmek istiyorum. Ama yapamıyorum. Çünkü davulumu İstanbul'da bıraktım burada kısa süre kalacağımı düşünerek. Nereden bilebilirdim ki güzide okulumun beş sene sonra internetten kayıt sistemine geçeceğini. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*...herkes kendi yoluna gider-&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=3gH5_tWudvY"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;Yavuz Çetin&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8374527249595901325?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8374527249595901325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8374527249595901325&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8374527249595901325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8374527249595901325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/02/bir-gun-gelir.html' title='Bir gün gelir...*'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5672463141229865556</id><published>2010-01-24T01:47:00.010+02:00</published><updated>2010-01-24T02:51:59.784+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Kar İzleri</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=asdfasdf.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/asdfasdf.jpg" border="0" alt="karizi" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ocak ayının sonuna geldik "hala kar yok" diye kendi kendime söyleniyordum geçen haftalarda. Sonrasında şöyle bir kendini gösterip gitti. Doğal olarak istediğim gibi değildi. Ben soğuktan donmakta olan cama burnumu dayadığımda sokağın asfaltının beyaza büründüğünü, üzerinde az önce oradan geçmiş birinin ayak izlerini görmek istiyorum. Bu dileğim gerçekleşti ve dün gece İstanbul'un üstünü örtüverdi güzel beyaz. Daha önce kendini gösterdiğinde dışarı çıkmamıştım bu sefer es geçemezdim. Zaten bahanem hazırdı; Erdil Yaşaroğlu ve Sevil Atasoy'un söyleşisine gidecektim. Sabah uyandım, ilk işim perdeyi aralayıp dışarı baktım. Sokağın karla kaplı olduğunu ve karın hala yağdığını görünce yüzümde hemen bir gülümseme belirdi. Sıcacık çayım eşliğinde kahvaltımı yaptım. Dışarıda üşümemek için sıkıca giyindim. Vestiyerde geçen sene su geçirmez diye aldığım botlarıma alaycı bir bakış attım ve Harley Davidson botumu giydim. Apartmandan çıktım ve her zamanki gibi beton çitin üzerinden atladım. Kara adım attığımda çıkan, yazılı ifade edildiğinde anlamsızlaşan, "gocurt" sesini duydum. Ağzım bir anda genişledi. Sokakta adım atılmamış noktalara basarak koşmaya başladım. "Çocuklar gibi şen" ifadesinin canlı deliliydim. Trafik alt üst olmuş, Üsküdar'a 45 dakikada inmiş olsam da şenliğimden bir şey kaybetmedim. Söyleşi sonrası eve dönüşte aklıma Millet Parkı'nın beyaz örtüyle kaplanmış halinin ne kadar güzel olabileceği geldi. Sabah çıkarken bakmamıştım çünkü. Otobüsten, normalde indiğimden bir durak önce inip alt kapısından girdim parka. Tam tahmin ettiğim gibiydi. Kar ayak bileğime kadar geliyordu çoğu yerde. Bazı yerlerde daha yüksekti. Yürümek için kullanılan beton yol üzerindeki kar çok kullanıldığı için erimişti. Kar da, her güzel şey gibi yok olurken ne kadar da çirkinleşiyordu. Ama zaten o yolda yürümeyi hiç düşünmemiştim. Gözüm tek tük ayak izlerinin olduğu ya da hiç olmadığı noktalardaydı. Neyse ki bu noktalar istediğimden de çoktu. Parkta kimilerinin "deli" diyebileceği gibi oradan oraya koşturmaya başladım. Bir noktadan diğerine koşuyor, daha sonra arkama dönüp karda bıraktığım izlere bakıyordum. Tüm bunları yaparken yüzümdeki gülümsemeyi betimlememe gerek olduğunu dahi düşünmüyorum. Son bir &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/krist.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;imza&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; daha bırakıp &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/krist.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000099;"&gt;parktan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; çıktım, eve yöneldim. Sokağın başına geldiğimde bir başka güzel görüntü beni bekliyordu. Komşu apartmanların sakinleri küçük çocuklarını dışarı çıkartmış, hep beraber kar ile oynuyorlardı. Kar yığını üzerine düşen sonra kalkıp elindeki kar birikintisini arkadaşına atmak için koşmaya başlayan çocuğu gördüm. Çok tanıdık geldi bu manzara. O an çocuğun düşüncelerini, ne hissettiğini çok iyi biliyordum. Büyüklere selamımı iletip gülümsememi kaybetmeden eve girdim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5672463141229865556?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5672463141229865556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5672463141229865556&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5672463141229865556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5672463141229865556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/01/ocak-aynn-sonuna-geldik-hala-kar-yok.html' title='Kar İzleri'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-991386042152285430</id><published>2010-01-16T23:24:00.011+02:00</published><updated>2010-01-17T00:26:08.456+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><title type='text'>2010 Kültür Başkenti'nde</title><content type='html'>İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olduğunu duymayanınız kaldı mı?&lt;br /&gt;Bu akşam İstanbul'un dört bir yanında kültür etkinliklerinin açılışı amaçlı kutlamalar yapıldı. Ben ve arkadaşlarım da Kadıköy'de Mor ve Ötesi konserindeydik. Hava çok soğuktu ve hafif yağmur yağıyordu. Buna rağmen kayda değer bir kalabalık olduğu söylenebilirdi. Kültür Başkenti etkinliklerinin reklamları uzun süredir şehrin dört bir yanında vardı ama uyurgezer kitleleri çekmek için iyi bir yöntem seçilmişti ve popüler kültür öğeleri ile dikkati çekmeyi başarmıştı organizatörler. Mor ve Ötesi'nin konsere "Uyan" şarkısıyla başlaması ise bir önceki cümlemdeki bir sıfatı düşününce çok manidar oldu. Grubun vokali Harun sanırım rahatsızdı. Seyirciye sezdirmemeye çalışsa da, kendisini daha önce izleyenler için(misal ben) zorlandığını anlamak güç değildi. Ama bu yazıyı konserin nasıl olduğunu anlatmak için yazmıyorum. Çünkü yağmura, soğuğa rağmen çok eğlenceli bir konserdi.&lt;br /&gt;Benim düşüncem "kültür başkenti" etiketinde. Konser öncesi bu ünvan hakkında bilgi veriyordu sunucu. 2500 küsür proje yapılmış, bunların 500'ü bu etkinlikler içerisinde gerçekleştirilecekmiş. Yüksek bir rakam aslında 500. Tüm hazırlıkları tam yapılmış 500 etkinlik yarım yamalak yapılacak bin etkinlikten daha güzel olacaktır tabii. İnternet &lt;a href="http://www.istanbul2010.org/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;sitesine&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; bir göz attım konserden eve dönünce. Düşündüğümden daha iyi çıktı etkinliklerin içerikleri özellikle eğitim başlığı altınla olanlar. Etkinliklerin okullara da yayılması hoşuma gitti. Ama düşünmüyor da değilim? Ben ilkokuldayken gittiğim hiçbir etkinliği hatırlamıyorum. Ortaokulda gittiklerim de hep dersten kaytarmak anlamına geldiği için içerikleriyle ilgilenmemiştim. Acaba şimdiki nesil için de aynı şeyler geçerli midir? Örnek vermek gerekirse; "&lt;a href="http://www.istanbul2010.org/EGITIMPROJELERI/PROJE/GP_551267"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;Müzik Nasıl Konuşur?&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;" etkinliği ilköğretim çocuklarının ilgisini çekebilir mi gerçekten? Eğer verimli bir şekilde tamamlanırsa bu etkinlik büyük bir başarı olur. Başarmalarını istiyorum da.&lt;br /&gt;"Ama" eklemeden devam edemiyorum malesef. MvÖ konseri öncesi sunucu arkadaş "2010 Kültür Başkenti için projesi olan var mı?" diye sorduktan sonra sahneye çıkarttığı gençlerden biri "kişisel müzik projeleri"nden, diğeri "teoman ile tanışma projesinden" bahsedince "müzik istediği kadar konuşsun dinleyen yok ki" diye düşünürken buldum kendimi. Sahneye çıkan bir başka iki arkadaşın Haliç'e, Londra'daki &lt;a href="http://www.golondra.com/wp-content/uploads/2009/06/London-eye.jpg"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#3333FF;"&gt;gibi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, Istanbul'un Gözü projesi de vardı gerçi ama onların projesi de çok turizm amaçlı geldi bana.&lt;br /&gt;En önemli ve büyük soruyu es geçmemek gerek aslında. İstanbul, 2010'da Kültür'e bu kadar önem verecek bunu biliyoruz artık. Peki ya sonrası? Gazımızı salıp yayacak mıyız gene? Hep yaptığımız gibi hani.&lt;br /&gt;Neyse karamsar alaycı pezevenk ruh halimden çıkmam gerek sanırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-991386042152285430?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/991386042152285430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=991386042152285430&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/991386042152285430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/991386042152285430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/01/2010-kultur-baskentinde.html' title='2010 Kültür Başkenti&apos;nde'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8490160971508232864</id><published>2010-01-01T19:31:00.005+02:00</published><updated>2010-01-01T20:01:56.705+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir Salatası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Yine Yeni Yıl</title><content type='html'>Güneşin etrafında bir dönüşünü tamamladı dünya ve üzerinde yaşayan milyarlarca pagan bu durumu coşkuyla kutladı. Ben ve arkadaşlarım da bu pagan cemiyetindeydik. Kendimizce ayinimizi yaptık. Yemekler ile mide bayram etti. Alkol ile kana can verildi. Müzik ile kulakların pasları silindi. Tüm bu alınan enerji ise kolbastı ile yakıldı. Sızıp sızıp uyandırılanlar etrafına melül melül bakındı. Ülkemiz televizyonlarındaki yarı çıplak kadın patlaması eleştirildi-tabii ki dişi nüfus tarafından, ben bu durumdan gayet memnundum. Saddest Tosbağalara işkenceler edildi. Dream TV'de gösterilen Rock'n'Roll Hall of Fame konserlerine hayranlıkla bakıldı. Yemekler arta bırakılıp ziyan edildi. Sabahın ilk ışıkları ile bu güzel partiye, partiyi verene teşekkürler sunarak ve etrafı birazcık da olsa toplayarak, veda edildi. Tıpkı yedi saat öncesinde koca bir seneye veda edildiği gibi.&lt;br /&gt;Herkesin dilekleri farklı yeni yıl konusunda. Şimdi düşünüyorum da benim pek bir dileğim yok. Yeni yıl farklı tarih yazmaktan öteye geçebilecek mi zaman gösterecek elbette. Ama şurası bir gerçek ki 2009 benim için özellikle Haziran sonrasından itibaren çok iyi bir yıldı. Yeni yıl için hedef belirlemek gerekirse; bir ay önce aldığım, ama kullanmak için yeni yılı beklemek zorunda kaldığım, 2010 ajandamı düzenli olarak kullanmayı seçiyorum. Böylelikle, umarım bir önceki yazıda belirttiğim unutkanlık/vurdumduymazlık lanetini üstümden atabilirim. Ama önce o ajandayı nereye koyduğumu bulmam lazım. Oh Memory, thou art a heartless bitch!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8490160971508232864?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8490160971508232864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8490160971508232864&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8490160971508232864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8490160971508232864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2010/01/yine-yeni-yl.html' title='Yine Yeni Yıl'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-855506757637061649</id><published>2009-11-21T23:34:00.005+02:00</published><updated>2009-11-24T02:21:24.204+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Unutma</title><content type='html'>Formasyon dersinde öğrendiğimize göre beynimiz limitsiz bir depo imiş. Uzun süreli hafızamıza kaydedebildiğimiz hiçbir bilgi kaybedilmezmiş. Unutma dediğimi olay bu bilgilerin geri çağırılmasındaki başarısızlıkmış. Demek ki bilgileri çağırmada(summon?!) sorun yaşıyormuşum. Hiçbir zaman iyi bir hafızam olduğunu düşünmemiştim. Ortaokul, lise yıllarında da annem babam evde olmadığında gelen telefonları onlara söylemeyi hep unuturdum. Son birkaç yılda bu “çağırma” başarısızlığım had safhalara ulaştı. Genç yaşta bunamak derecesine ne zaman geldim bilmiyorum. Şiddetli bunama teşhisime rağmen bir o kadar şiddetli de şanslıyım(şiddetli şanslı olmak!). Örneklerle açıklayalım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Zımbılik gene okulda olduğu ve sonrasında nasıl zaman öldürebileceğini düşünürken telefonuna gelen kısa mesaj ile irkilir. Hemen bakar kimden gelmiş. A isimli arkadaşı “Kanka, B’nin kardeşi hasta olmuş, stüdyoyu iptal edelim.” Yazmıştır. Gözlerini telefondan yavaşça kaldırır ve zihnine bakmaya başlar. Oralarda bir yerde verdiği bir söz olmalı diye düşünür. Ama zihnindeki bu dağınıklık içerisinde tabii ki de bulamaz aradığını. Cevap olarak “Tabii ki kanka” kalıbında bir kısa mesaj yazar. Kendi kendine “Ucuz yırttık!” der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zımbılik evde oturmaktadır. Kuzeni ve sevgilisi ile muhabbet etmektedir. Hafif hasta olduğu için birkaç gündür evde zaman geçirmekte ve istirahat etmektedir. Telefon çalar. Arayan dayısının eşidir. Ertesi günkü dersi, kuzeninin bir sonraki gün sınavı olduğu için iptal etmek istediğini söyler. Zımbılik bir kez daha zihnindeki kütüphaneye bir göz atar fakat nafiledir. Yengesine “tabii olur, sonra yaparız.” Der. Kendi kendine “ikinci kez zıpladın çekirge, bakalım üçüncüsünü de başarabilecek misin?” diye düşünür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamda boş bir doluluk var. Prince of Persia: Sands of Time’ın başında Prens’in söylediği bir söz geldi aklıma; “ Birçok insan zamanı nehre benzetir bir yönde akan. Fakat ben zamanın gerçek yüzünü gördüm ve size söyleyebilirim ki: Yanlış biliyorlar. Zaman her yönden gelen fırtınalı bir okyanustur.” Şu anda zihnimin de bu fırtınalı okyanustan farkı yok. Unutkanlığımı bu fırtınaya borçlu olduğumu umut ediyorum. Aksi takdirde umursamazlığımın ulaştığı boyuttan korkmaya başlayacağım. Hakikaten; “Ne zaman bu kadar umursamaz oldum ben?”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-855506757637061649?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/855506757637061649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=855506757637061649&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/855506757637061649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/855506757637061649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/11/unutma.html' title='Unutma'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1014654999495826989</id><published>2009-10-26T22:44:00.012+02:00</published><updated>2009-10-29T01:28:28.792+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>52 Gün Önce</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Tam 52 gündür bu macerayı sonlandıramadığımı gördüm, utandım. Şimdi hafızamı zorlayarak, ki çok kötü bir hafızam vardır, ABD topraklarındaki son günümü anlatmaya çalışacağım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Son gün olması ve hala gitmem gereken yerler kaldığı için hızlı bir gün beni bekliyordu. Sabah erken kalkıp ilk önce &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN0384.jpg"&gt;American Museum of Natural History&lt;/a&gt;'e gitmek üzere yola koyuldum. Bu müze 2 aylık maceram boyunca en çok gezmek istediğim yerlerden biriydi. Sabah 10.30 civarında müzeye vardım. Müzenin gezilip görülebilecek noktaları dışında üç adet de özel sunumları vardı. Tabii ki en ilgimi çekeni, Journey to the Stars'ı seçtim. Sunumun yapıldığı yer çok büyük bir kürenin içiydi. Koltuklar merkeze dönük bir şekilde yuvarlak dizilmişti. En güzel tarafı da sunumun içbükey tavanda yapılmasıydı. Gökyüzüne bakıyormuş gibi hissediyor ve Whoopie Goldberg'in sesinden yıldızlar hakkında tonla bilgi öğreniyordunuz. Yirmi dakikalık sunumun ardından  kürenin bir alt katındaki Büyük Patlama ile ilgili beş dakikalık sunumu da izledim. Bu sunumun çıkışında en alt kata dönerek inen &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN0578.jpg"&gt;merdivene&lt;/a&gt; çıktım. Bu merdivenin en önemli özelliği inişiniz boyunca Büyük Patlama'dan günümüze doğru zaman içerisindeki gelişmeler hakkında bilgileri okuyordunuz. Her adımınız belli bir zamanı temsil ediyordu(malesef tam olarak kaç milyon yılı temsil ediyordu şuan hatırlayamıyorum). Yavaş yavaş en alt kata indim. Tam ortada dünyaya düşmüş bir meteor vardı. Saf demirden oluştuğunu görevlinin bir başka ziyaretçi ile yaptığı konuşmadan öğrendim. Burada sanırım en çok ilgiyi yaşamamız için gereken üç şeyi belirten küçük bir bölümdü. Dikkat etmezseniz direk es geçebileceğiniz kadar küçük bir kısımda yazıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Uzayla ilgili bölümden ayrılıp dinazor iskeletlerini aramaya koyuldum. Ana kapıdan girmiş olsaydım ilk önce karşıma çıkacakmış tabii bilmiyordum metro istasyonundan direk girdiğim için. Onların bir iki resmini çekip müzeyi gezmeye başladım. Önce yerküre kısmına girdim. Burada kayaçlar ve toprak çeşitleri gibi sergiler vardı. Yerkürede bulunan bir çok toprak ve taş çeşidi hakkında bir çok bilgi de cabası. Burada dünya üzerindeki tüm depremleri gösteren bir de monitör vardı ilgi çeken. Müzede en çok görmek istediğim tarihöncesi fosillerdi tabii ki. Bir zamanlar dünyaya hükmeden yaratıkların fosilleri hala çok iyi durumda sergileniyordu. En çok merak ettiğim &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN0598.jpg"&gt;T-Rex&lt;/a&gt; idi. Jurassic Park'taki o muazzam büyüklükteki T-Rex'ten sonra burada sergilenen küçük geldi biraz. Fosillerin sergilendiği salon aslında Evrim salonu olarak da geçiyordu. Uzay bölümünden sonra beni en çok etkileyen kısım müzenin evrimi harika bir şekilde anlatması olmuştu zaten. Evrim kuramı hakkında bu kadar güzel ve düzenli bilgiyi bulmak gerçekten çok zor. Hem sunumlarla hem duvarlardaki şemalarla(ki bu şemalardan bir tanesi salonun duvarındaydı. Fotoğrafını çekemeyecek kadar büyüktü) bilgiler veriliyordu. Küçük bir &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN0591.jpg"&gt;şemanın&lt;/a&gt; fotoğrafını çektim ve gezintime devam ettim. Dünya üzerindeki insan ırkları ve hayvan çeşitleri ile ilgili bir çok salonu gezdim. İki buçuk saate yakın gezintiden sonra müzeden ayrılıp Liberty Adası'na gitmek üzere(GTA?) yola koyuldum. Bir gün önceden tecrübeli olduğum için hemen biletimi alıp sıraya girdim. Küçük bir müzikçalara trompeti ile eşlik eden yaşlı amcayı dinleye dinleye beklemeye başladım. Özgürlük Anıtı Amerika'nın simgesi olduğu için havaalanı güvenliği uygulanıyordu. Güvenliklerde pek takılmayan bendeniz bu sefer de geleneğini sürdürdü ve bir çırpıda vapura bindim. New York'un genel portresi vapurda da çizilmişti. Dünyanın dört bir yanından gelen insanlar aynı vapurda Özgürlük Anıtı'na gidiyordu. Özgürlük Anıtı'nın içine ve tabii ki de tacına çıkmak ya yasaktı ya da ekstra ücrete tabi olduğu için herkes giremiyordu. Heykelin ön kısmında yüzlerce insan fotoğraf çekiyordu. Ben de aralarına katılıp, oradaki birinden rica ettim ve Daniel'a doğumgününde sözverdiğim gibi John Lennon &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/liberty.jpg"&gt;pozu&lt;/a&gt; ile bir kaç fotoğraf çektirdim. Daha fazla adada durmanın manası yoktu malum yapacak bir şey de yoktu resim çekilmekten başka. Biraz da manzarayı izleyip vapura doğru yollandım. Zamanım olsa Ellis Adası'na da gidecektim. Bu ada Amerika'ya gelen göçmenlerin ilk uğradıkları ve ülkeye alındıkları yermiş. O zamanlarda göçmenlik bürosu olan bina şuan müze olarak kullanılıyormuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Güneşin batmasına yakın soğuyan havayla birlikte Manhattan adasına geri döndüm. Soğuk rüzgara karşı üstüme aldığım bir şey olmadığı için yoldan bir kapşonlu almaya karar verdim. Tüm Manhattan adasında bulunabilecek NEW YORK CITY yazılı gri bir kapşonluyu 15 dolara aldım. Times Meydanı'na gittikçe bu kapşonlunun fiyatının arttığını da daha sonradan farkettim. Times Meydanına dönüp kuzenime hediye aldım. Ardından  Apple Store'a gidip arkadaşımın siparişini olan ipod'u aldım. Apple Store'da peynir ekmek gibi Ipod satıldığını görünce neden tüm Mp3çalarlara Ipod dendiğini anlamış oldum. Diğer Apple ürünleri hariç tüm Ipodlar kasadan alınıyordu. Yani sıraya giriyorsunuz, kasiyere "8GB 3.nesil Mor Ipod nano" diyorsunuz çekmeceden çıkartıp veriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Akşam elimdekileri yanımda taşımak istemediğimden eve döndüm. İşyerinden arkadaşlarla 11'e doğru buluşacaktık. Saat 10'a doğru Times Meydanı'ndaydım. Gizemleri aradığımda buraya geleceklerini söylemişlerdi. Onları beklerken "bir video çekeyim" diye düşündüm ve ortaya şu sonuç çıktı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;object style="font-family: georgia;" width="400" height="300"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6690522&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6690522&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p style="font-family: georgia;"&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/6690522"&gt;times sq&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user2336247"&gt;Dark Templar&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Bu videoda gördüğünüz Türk arkadaş ile biraz muhabbet ettikten sonra telefon geldi. N trenine binip NYU durağında inmemi, beni oradan alacaklarını söylediler. Farklı bir trene binip 14.Caddeye gittim oradan yürüme mesafesindeydi söyledikleri durak. Union Square'in emolara ev sahipliğini yaptığını görünce şaşırdım. Buradaki emoların 1 lira(dolar?!) istememesi de sevindirmedi değil. Beni alacakları durağın neresi olduğunu daha önce gittiğim için biliyordum fakat Union Sq'den nasıl gideceğimi bilmiyordum. Orada birine sordum tarif etti sağolsun. Zaten iki sokak yürüyecektim. 14.Cadde metro istasyonu yakınlarında bir HSBC bankasının güvenlik görevlisi, banka önünde boks ısınma hareketlerine benzer bir şeyler yapıyordu. Yanından geçerken boks yapıyormuşcasına hareketler yaptım güldük ve yoluma devam ettim. Beni almaları gereken durakta beklemeye başladım ama uzun bir bekleyişe rağmen gelen giden yoktu. Telefonumda para da olmadığı için iletişim yollarımız en ilkel olanlarına indirgenmişti. HSBC'nin önüne geri döndüm ve bu sefer eşyaları kenara koyarak güvenlik görevlisi ile boks alıştırmaları yapmaya başladım. İsmini bile öğrenmediğim bu adamla  kendimi bir anda usta-çekirge ilişkisi içerisinde buldum. Yaklaşık kırk dakika onunla antreman yapıp veda ettim kendisine. Arkadaşların beni gelip alacağı yoktu. Gitmiş oldukları bara nasıl gideceğimi metroda muhabbet ettiğim adamdan taslak olarak öğrenmiştim muhabbet arasında. Yön duygumun da olumlu etkisiyle barın olduğu ana caddeyi buldum. Kaldırımda yürürken bir marketten çıkmak üzere olan Gizem ile karşılaştım. Sonunda birbirimizi bulduk. Ama tahmin ettiğimden çok kalabalık bir grup ile birliktelerdi. McSorley's kapanmış yeni bir bar arayışı içerisindelermiş. Tanıdığım grubun dışında gelenler de Gizem'in gündüz tanıştığı &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN0641.jpg"&gt;PaddyCap&lt;/a&gt; yapan Türk öğrencilermiş. Daniel'ın yanına gittim neden beni almadıklarını sordum ama kafasının bir dünya olduğunu görünce anladım nedenini. Pazartesi olduğu için çoğu bar erkenden kapatmıştı kapılarını(saat 1.30 gibi). Ama ellerinde bir adres vardı açık olacağını düşündükleri. Ortamda sarhoş olmayan tek ben kaldığım için sürüyü ben güdüyordum. Pek geçmeden barı bulduk. Pazartesi olmasından mütevellit kimse yoktu içeride. Karaoke bar olması da ayrıca bir eğlence kaynağı oldu bizim için ta ki barmenin dizüstü bilgisayarındaki karaoke programı pes edene kadar(bence adam bizi yedi). Kanı kaynayan Türkleri durdurmadı tabii ki bu. Ipoddan Türkçe şarkılar yüklenip mikrofon eşliğinde boş barda doluymuşcasına gürültü yapıldı. Yabancı arkadaşları da düşünerek onların anlayıp eşlik edebileceği bir Türkçe şarkı açıldı: Anemi- T.A.K. Türkü, Amerikanı, İrlandalısı, Meksikalısı ile beraber "Ta Amına Koyayım" diye barı inlettik. Bardan çıktığımızda saat 4'e geliyordu. Yakınlardaki bir fırın yeni açılmıştı. Karnı acıkan bir &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN0661.jpg"&gt;güruh&lt;/a&gt; olduğumuz için bir şeyler aldık ve yan dükkânın önünce çöktük. Bu arada Gizem çişinin geldiğini söyledi. Yan sokakta lüks bir apartmanın bahçesi vardı. Orayı gösterdim çalıların arasına girip tuvaletini yaptı. Şansına güvenlik görevlisi yerinde değildi. Bu olaydan yaklaşık on dakika sonra aynı binanın önünde Türker ve İrlandalı arkadaş gitti. Bu sırada kalabalık ve büyük çoğunluğu sarhoş bir güruh olduğumuz için polis devriyesi yanımızda durdu ve bizi izlemeye başladı. Bir anda Türker ve İrlandalı arkadaş koşarak yanımıza geldi. İrlandalının henüz pantolonunu toplayamamış olmasından güvenlik görevlisine yakalandıklarını anladım. Polisi gören arkadaş, kendileriyle kötü bir mazisi olduğu için, pantolonunu toparlayamadan tekrar koşmaya başladı. Polis memuru da pantolonu açık toparlamaya çalışarak koşan bu adama anlam veremedi doğal olarak. Karınları doyurduktan sonra yavaş yavaş evlere dağılma vakti gelmişti. PaddyCap yapan gençlerden birkaçı evleri yakın olduğu için orada ayrıldı yanımızdan. Geri kalanlarımız metro istasyonundan ayrıldı. Foodcellar çalışanları olarak aynı trende gidiyorduk biz. Doğum günümde sarhoşluğumdan bir türlü beceremediğim metro treninin demirlerine tutunarak ters durma, tavan direklerinde takla atma gibi &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN0671.jpg"&gt;faaliyetleri&lt;/a&gt; başarıyla gerçekleştirdim. Daniel’a veda ederek Times Meydanı’nda indik. Sabah ilk otobüs 6’da olduğu için çay ve kahvelerimizi alıp Broadway üzerindeki masalardan birine oturduk. Uyumayan şehrin en sakin &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSCN0675.jpg"&gt;anını&lt;/a&gt; belki de uyumaya hazırlandığı anı görmüş oldum. Gece geç saatlere kadar kalabalık olan Times Meydanı neredeyse boştu. Sokaktaki insanların çoğu bir şekilde iş için oradaydı(temizlik, tadilat vs.). Onlar dışında genellikle evsizler ve bizim gibi sabaha karşı dışarıda olanlar vardı ama bizim türümüz çok azdı. Sabah ilk otobüsle eve döndük. Gizem de ben de valizlerimizi hazırlamadığımız için, dahası 9 saat yolculuk yapacağımız için uyuma faslını es geçtik. Tüm eşyaları hazırladık. Uçağımız saat 5.10daydı. Alt komşumuz olan Esma Hanım’a rica edecek yüzümüz olmadığı için eşyaları sırtlanıp gidecektik. Üç büyük kutu iki de valizimiz olduğu için zor olacaktı ama Benjamin ve Türker bizimle geleceği için bir şekilde halledebilirdik. Tüm eşyaları bahçeye indirirken Esma Hanım ile karşılaştık. Küçük bir işinin olduğunu, biraz beklersek havaalanına bırakabileceğini söyledi. Teklifi geri çeviremezdik çünkü diğer türlü elimizde yüklerle Times Meydanı’nda birkaç arkadaş ile buluşacaktık. Ben onlarla buluşmamayı seçip(ki zaten pek sevdiğim kişiler değillerdi) Esma Hanım ile havaalanına gitmeyi seçtim. Böylelikle eşyalarımızı da rahatça götürmüş olacaktık. Esma Hanım yaklaşık bir saat içerisinde geldi. Eşyaları arabaya yükleyip yola çıktık. O güne kadar doğru düzgün muhabbetimiz olmayan Esma Hanım benim gibi eski usul rock müzik seven biri çıktı. Yol boyunca Billy Joel, Bon Jovi(eski şarkıları) gibi müzisyenlerden bahsettik. Havaalanına gitmeden önce bir de Wendys’e uğrayıp son Amerikan Fast-food’unu da yedim. Havaalanına yakın trafik sıkışıklığına yakalandık. Vaktimiz var olduğu için pek sorun yapmıyordum. Saat 3e gelirken havaalanına vardık. Uçağın kalkmasına iki saat vardı yani bir sorun yoktu. Alitalia Check-in sırasında beklemeye başladık. Yarım saat-kırk dakika sonra sıra geldi ve bize yanlış yerde olduğumuzu söylediler. Alitalia’dan bilet alındığı için bizi farklı bir firmanın uçuracağını düşünmemiştik. Aceleyle eşyaları yüklenip diğer terminale doğru yola çıktık. Terminaller arası ulaşım tren ile sağlandığı ve tren kalabalık olduğu için biraz zor bir yolculuk oldu. Koşturarak Delta’nın kontrol noktasına geldik. Sırada kimse kalmamıştı. Hemen görevlinin yanına gittik ama bize uçağı kaçırdığımızı söyledi. 5.10 olarak yazılmış uçağımızın aslında 4.50 olduğunu da ekledi. (Meymenetsiz teyzeye)Zamanında geldiğimizi ama Alitalia terminalinde beklediğimizi söyleyince herhangi bir ceza olmadan iki saat sonraki uçuşta yer ayarladılar bize ama Roma’da akşamki İstanbul uçuşunu yani 10 saat beklememiz gerektiğini söylediler. Bir önceki gün sanırım üşüttüğüm için bir halsizlik vardı üzerimde. Sıcak bir çorba içtim ve dinlenmeye çalıştım. Bizimle havaalanında bekleyen(aynı zamanda Gizem’in sevgilisi olan) Benjamin’e veda edip uçağa bindik. Gizemin gözü yaşlı, benimse vücudum kırgındı. Ben uyumaya Gizem ağlamaya başladı. Yol boyunca yemek yedik, film izledik ve uyuduk(Gizem ağladı tabii). Roma’ya indik. Yapacak bir şey bulamadığımız ve yorgun olduğumuz için direk karşılıklı banklara yatıp uyuduk. Yaklaşık altı saat uyumuşuz. Yol sersemliği ile ailelerimize de Roma’da olduğumuz haberini vermeyi unutmuşuz merak etmişler doğal olarak. Karnımız acıktığı için Roma havaalanında bir şeyler yedik ve uçuş vakti gelene kadar Gümrükten Muaf(duty-free) mağazaları gezdik. Hiçbir şey alamadan(para suyunu çekmiş) İstanbul uçağına bindik. Yolculuk boyunca uyuduğumuz yetmemiş gibi bir de İstanbul uçağında uyuduk. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: georgia;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;" lang="TR"&gt;Ve sonunda İstanbul’daydık…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1014654999495826989?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1014654999495826989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1014654999495826989&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1014654999495826989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1014654999495826989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/10/52-gun-once.html' title='52 Gün Önce'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-211760198242437848</id><published>2009-09-20T03:11:00.011+03:00</published><updated>2010-02-04T03:06:31.015+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Gezilip Görülmesi Gereken</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style=";font-family:arial;font-size:small;"&gt;Amerika maceramın sonlarına gittikçe yaklaşıyordum. Cumartesi gününü pek fazla verimli geçirdiğim söylenemez. Gene barda tanıştığım bir arkadaş bana Chinatown ve Soho'yu gezdirdi.&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style=";font-family:arial;font-size:small;"&gt; Soho tam bir alışveriş cennetiydi. Amerikalıların bir nevi takıntısı olan "designer" butikler ile dolu bir cadde ve arasokaklar..Cadde üzerinde ilerlerken Mavi Jeans ve Little Big gibi Türk markalarını görünce nedensiz bir sevinç kapladı içimi. Soho biraz daha İstanbul'u andırmıştı bana. Özellikle Taksim'in o tarihi binalarıyla dolu ara sokaklarını hatırlatıyordu. Tabii bunda en büyük etken soğuk modern binalar yerine Manhattan'ın nispeten eski ve köklü yapılarının burada olmasıydı. Mimarinin güzelliği de eklenince çok hoş bir tat veriyordu insana. Soho'dan Chinatown'a yürüdük. Yol boyunca mağazalarda görülen yavaş değişme zaten belli ediyordu başka bir muhite geldiğimizi. Artık daha fakir bir semtteydik. Bu açıktı. Chinatown ismi zaten neler ile karşılaşacağınızı belli ediyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial, serif;"&gt;Mahalle çok kalabalıktı. Turistler ve şehir sakinleri ("Mahalle sakinleri" denemeyecek kadar fazlalar) yollarda birbirine girmiş, iğne atsan yere değmeyecek deyimini haklı çıkarıyorlardı. Kaldırımda yürümek bir işkenceydi. Bir tarafta dükkanlar diğer tarafta tezgahlar, arasında yürümek zorunda kalan binlerce insan... Chinatown'ın içerisinde kalmış sayılabilecek bir  de Little Italy vardı. Burası da turistlerin uğrak yeri olduğu için hemen sokağın girişinden bakıp kaçtık. Brooklyn Köprüsüne doğru gidiyorduk. Köprü yaya trafiğine açık olmasına rağmen oraya değil kıyı kesme yöneldik. Yolda filmlerden de görmeye alışık olduğumuz kaykay parklarından vardı ve sanırım bir etkinlik dolayısıyla yüzlerce genci ağırlıyordu. Yanlarından Queen'in Bycycle şarkısını söyleye söyleye geçtik. Köprünün bir iki fotoğrafını çekip oradan ayrıldık.&lt;br /&gt;Ertesi gün Özgürlük Anıtı'nı ziyaret edecektim. Akşamdan gidiş saatini ve güzergahını belirledim. Sabah erken kalkıp çamaşır yıkama işini hallettim ilk önce. Sondan bir önceki vapur ile gitmeyi düşündüğüm için zaman sorunum yoktu. Zaten anıtın bulunduğu adada çok fazla durmanın bir manası da yoktu. Altı üstü bir heykeldi işte. Sonrasında da akşam 10'a kadar açık olduğu için Annex Rock'n'Roll Hall of Fame müzesine gidecektim.Çamaşır işini halledip yola koyuldum. Labor Day isimli bayram nedeniyle Pazar zaman çizelgesine göre çalışıyordu trenler. Normal çizelgeden farklı olmasına rağmen 24 saat çalıştığı için bir sorun teşkil etmiyordu. Ama tren raylarının iyileştirilmesi çalışması sebebiyle trenler sadece bir noktaya kadar gidiyorlardı. Daha sonra ücretsiz otobüs servisi ile South Ferry denen noktaya gidiliyordu. Tabi bu büyük bir zaman kaybı oldu benim için. Trenin beş dakikada alacağı yolu yarım saate yakın bir sürede aldım. Hızlıca Battery Park'ı geçip feribot noktasına geldiğimde bir başka hayalkırıklığı ile karşılaştım. Bayram ve Pazar olması nedeniyle bayağı bir kalabalık vardı. Bilet noktasına gitmek istediğimde ise güvenlik görevlisi beni durdurdu. Son iki sefer için de biletlerin tükendiğini söyledi. Hayalkırıklığı ile parktan tekrar otobüs durağına geri döndüm. Hava da soğumaya başlamıştı. Üşümemek için tezgahta New York City kapşonlusu satan adamlardan bir tane aldım. 10 dolara aldığım bu kapşonlunun Times Meydanı'na doğru gittikçe fiyatının arttığını da daha sonradan farkettim( TM'de 20 dolara satılıyordu). Otobüse binip Annex'e doğru gitmeye başladım. Tekrar Soho'daydım. Ama bu sefer daha elit bir kesimindeydim sanırım. Biraz ağırdan alıp bu güzel muhitin tadını çıkararak Annex'e doğru ilerlerdim. Hall of Fame dışında John Lennon'ın New York zamanlarına özel bir başka sergiyi de bünyesinde barındırıyordu Annex. Bir taşla iki kuş vurmuş gibiydim bir nevi. Biletimi aldım ve içeri girdim. Bekleme odasında diğer Rock seven insanlarla birlikte duvarlardaki isimleri ve imzaları inceliyordum. Bu odanın en güzel tarafı duvarlarda isimleri olan tüm sanatçıların eserlerinden bir kısım çalınıyordu. Şarkısı çalan sanatçının isim ve imzası da ışıklandırılıyordu. Mesela Black Sabbath çalmaya başladığında tüm üyelerin isimleri yanıyordu. Bu odadan çıkıp kısa bir Rock Tarihi filmi izleyeceğimiz salona geldik. Harika bir sunumun bizleri beklediğini bilmiyorduk tabi. Chuck Berry'den Jimi Hendrix'e Black Sabbath'a uzanan yolculuk harika bir yöntemle anlatılmıştı. Örneğin ortadaki beyaz perdede Jimi Hendrix'i sanatını icra ederken fondaki sesinin söylediği cümle ekranın sağ ve sol tarafındaki duvara yansıtılıyordu. Sadece bununla da kalmıyor, rock müzik yanlarımızdaki duvarlarda da film ile bağlantılı görüntüler oynatılıyordu. Örneğin Cream, Rolling Stones, Jefferson Airplane gibi grupların aynı sahneyi aldığı küçük etkinliğin bahsi geçerken, afişi yan duvarlarda gösteriliyordu. Ya da The Beatles'ın bir gösterisinin farklı kamera açıları gösteriliyordu. Hayatımda gördüğüm en güzel sunumdu. Daha sonra kulaklıklarımızı alıp müze içerisinde dolaşmaya başladık. Bir ekrana yaklaştığınızda o ekranda olan görüntünün sesini duymaya başlıyordunuz. Ya da sergilenen bir enstrümanın yanına gittiğinizde onu kullanan sanatçının şarkısı çalmaya başlıyordu. Bu kısımın da keyfini çıkararak gezdikten sonra John Lennon sergisine gittim. Tamamen bembeyaz bir duvarlarla çevrilmiş bir salondu. Duvarların her biri dopdoluydu. Kimisinde yazılar vardı kimisinde resimler kimisinde John Lennon'a ait eşyalar... Salonun ortasında John Lennon'un eşyaları, el yazısından şarkı sözleri, mektupları vardı. Karşılıklı iki duvarda da ikişer gösterim vardı. Biri John Lennon'un New York günlerinin kamera kayıtlarını, biri savaş karşıtı görüntülerini, diğeri feminist duruşunun görüntülerini, sonuncusu da Yoko Ono ile çektikleri kısa filmleri gösteriyordu. Kısa filmler dışında tüm sunumları ikişer kere izleyip Annex'e veda ettim. Ruh dolu bir gezi oldu benim için.&lt;br /&gt;Akşam eve dönüp zamanı dinlenerek ve ertesi günü planlayarak geçirdim. (devam edecek, yayınlamayı unutmuşum)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-211760198242437848?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/211760198242437848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=211760198242437848&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/211760198242437848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/211760198242437848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/09/gezilip-gorulmesi-gereken.html' title='Gezilip Görülmesi Gereken'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5107024987984349021</id><published>2009-09-12T15:46:00.019+03:00</published><updated>2009-09-18T03:57:18.764+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Ghetto'daki bilge ve yarı çıplaklık</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;&lt;div&gt;Bir önceki yazıda anlattığım güzel gecenin ertesi günü doğal olarak biraz geç kalktım. Planım belliydi. Bir önceki gün yanından geçtiğim Rockefeller Merkezi'ni görmeye gidecek, akşam tekrar Vann ve Videl ile buluşup bu sefer sakin bir gece geçirecektik. Bir önceki gece yeterince içtiğimiz için azından ben öyle olmasını umuyordum. Rockefeller merkezini biraz inceleyip, birkaç resim çektikten sonra, Rockefeller Plaza'nın tepesine çıkmadıktan sonra pek bir şey olduğu söylenemez, Queens'e Foodcellar'ın yakınlarına geçecektim. Biraz erken gittim. İşyerimizin bunduğu muhit eskiden tersane olarak kullanılıyormuş sanırım. Daha sonra inşa edilen lüks apartmanlarla beraber tersane de parka çevrilmiş. Harika Manhattan manzarası olan bu parkta bir kaç fotoğraf çekmek istediğim için işyerine gitmeden önce oraya uğradım. Tripodum olmadığı için elimden geldiğince iyi gece fotoğrafı çekmek için uğraştım. Fotoğraf çekmeyi bıraktıktan sonra markete gitmek yerine manzaranın tadını çıkardım biraz. Vann'dan telefon geldikten sonra markete gittim. Meyvesuyu, pizza, cips aldıktan sonra marketin tam karşısındaki binanın barbekü terası olarak kullanılan katına çıktık. Vann'ın arkadaşı bu binada yaşadığı için herhangi bir sorun yaşamadık. güzel hava ve sakin gökyüzünün altında muhabbet edip evlere dağıldık. Ertesi gün striptiz bara gitmek üzere sözleşip evlere dağıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika'ya adım attığımdan beri gitmek istediğimi söylediğim yerlerden biri de herhangi bir striptiz klübüydü. Hatta yanlış hatırlamıyorsam ilk olarak Videl ile konuşmuştum bu konuyu. Bir gün gene Bakery bölümüne uğradığımda söylemişti bir önceki gece yakınlardaki bir klübe gittiğini. Amerikadan ayrılmadan önce benim de gitmek istediğimi söylemiştim. Sakin geçirdiğimiz gecenin sonunda ertesi gün bu striptiz bara gitmek üzere sözleşmiştik. Ertesi gün Vann gelemeyeceğini söyleyen bir mesaj attı. Geçirdiğimiz çılgın gecede bana ve hatta Videl'e hesap ödetmediği için parasını az olduğunu biliyordum. Bu nedenle bu gecenin benden olacağını söyledim, iyiliğinin karşılığını vermek istemiştim ama kabul etmedi. Videl akşam buluşacaktık. Bu nedenle biraz evde takıldım daha sonra Manhattan'a gittim. Videl'i aradım. Manhattan'da olduğumu öğrenince bara geç gideceğimizi, kendisinin ailesiyle takıldığını istersem kendilerine katılabileceğimi söyledi. Kabul ettim ve yol tarifini aldım. Yarım saat sonra beni metro istasyonundan aldı ve parka doğru yürümeye başladık. Upper East Side denen bu yer bir nevi sınır görevi üstlenmiş. Videl'in evinin bulunduğu muhitte zengin, orta ve fakir kesim iç içe yaşıyordu. Yolun bir tarafı yeni, lüks apartmanken karşı tarafında eski püskü bir bina bulabiliyordunuz. "Ghetto'ya hoş geldin!" dedi Videl. Tabi etrafıma baktığımda buranın hiç de ghettoya benzemediğini düşünüyordum. Bu düşüncemi kendisine ilettiğimde, bu kısmın nispeten iyi olduğunu, kuzeye gittikçe ghetto kavramının daha rahat görülebildiğini söyledi. Kuzey kısmında suç olaylarının daha fazla olduğunu ve zengin kesimden çok fakir, orta kesimin yaşadığını söyledi. Birer bira alıp ailesinin yanına gittik.&lt;br /&gt;Videl The Projects denen, benim gördüğüm kadarıyla üç apartmandan oluşan bir yerde yaşıyordu. Bu üç apartmanın önündeki küçük parkta bir çok akrabası, çocuğuyla yaşlısıyla parkta zaman geçiriyorlardı. Kimisi oturmuş muhabbet ediyor, kimisi içki içiyor, kimisi Ipod'u hoparlöre bağlamış hispanik müzikleriyle hafifçe dans ediyor. Anne olanlar hem oynayan çocuklarına bakıyor hem muhabbet ediyorlardı. Tüm aileyle tanışma faslından sonra Videl'in kuzeni ve onun arkadaşı ile muhabbet etmeye başladık. Videl'in kuzeni bize yasadışı olan ve yeraltı bir striptiz klübünün adresini verecekti eğer o gece çalışıyorsa. Yasadışı olduğu için her hafta farklı bir mekanda çalışıyorlarmış. Adresi de tabiki de sadece yeraltından, kısa mesaj olarak dağıtıyorlarmış. Normal striptiz klüplerinden, yasadışı vs olması dışında, farkı ile dans eden kadınların yarı çıplak değil tamamen çıplak olmasıymış. Mesaj beklerken muhabbetimiz devam ediyordu. Videl'in kuzeninin arkadaşının bir sokak bilgini olduğunu anlamam uzun sürmedi. Sokaklarda büyümüş, gerçekleri görmeyi öğrenmiş, kendi kendini geliştirmiş biri olduğu dış görünümünden anlaşılamayacak biriydi. Fahişelerden konu açılmışken söylediği bir söz vardı; "Fahişeye giden bir adamın ona yadırgayan gözlerle bakmasına hakkı yoktur. Kadın belki o hayatı seçmiştir, yada seçmek mecburiyetinde kalmıştır. Bunun pek önemi yok. Erkeğin farkında olmadığı durum kendisinin müşteri konumunda olduğudur yani hizmet almak isteyen kendisidir. Madem yadırgayacaksın, yadırganacak işi, yadırgadığın kişiyle yapmaya niye gidiyorsun?"&lt;br /&gt;Bu sözün akabinde bir başka bilge söz daha geldi kendisinden; "Bir ev kadınının gözünde fahişe kötüdür. Ama şöyle düşünün; ev kadını bir şey istediğinde kocasına karşı bir silah olarak neyi kullanır?" Hepimizin cevabı "Seks." oldu. Devam etti; "işte bu yüzden o ev kadınının yadırgadığı fahişeden farkı yoktur. İstediği şeyi elde etmek için vajinasını kullanmaktadır."&lt;br /&gt;Beklediğimiz mesaj gelmeyince bu bilge adamın yanından ayrıldık ve gene Queens'e yöneldik. Gideceğimiz bar gene işyerimizin yakınlarındaydı. Karanlık bir girişin üzerinde sadece neon bir margarita bardağı işareti vardı, oranın bar olduğunu belli eden. İçeriye girdik. Barın iç tarafında ayna ile kaplanmış duvar ve iki tane direk vardı. Kadınlar burada dans ediyorlar bahşiş toplamak için de bara yaklaşıyorlardı. Videl daha önce çok geldiği için neredeyse tüm dansçıları tanıyordu. İçeri girdiğimizde direk "hoşgeldiniz" bile dediler. Bara oturduk ve dansçıları izlemeye başladık. Benim için çok farklı bir deneyim olduğu için inceleme havası içerisindeydim. En başarılı seçtiğim iki tane dansçı vardı. Onlar çıktığında pür dikkat kesiliyordum. Ama sanırım mekanda yaşadığım en ilginç olay şuydu;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bahşiş toplayan dansçılardan sıkılmış, bardan kalkıp biraz geride bekliyor biramı yudumluyordum. Dansçılardan biri yaklaştı ve "Rock müzik mi dinliyorsun?" diye sordu. "Uzun saçlı ve siyah giyinmiş... çok bariz değil mi?" diye cevapladım. Bu esprili tanışmadan sonra biraz muhabbet ettik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ortam gittikçe daha rahat bir hal alıyordu benim için. İnceleme yapan biri tavrından kurtulup eğlenmeye başlayan biri haline geldim. Tabi ortamdaki en eli yüzü düzgün sayılabilecek kişiler ben ve arkadaşım olduğumuz için biraz daha ilgiyi üstümüze çekiyordu. Üstüne kadınların yanımıza geldiklerinde orasını burasını elleme çabalarında olmayışım(arkadaşım için söyleyemeyeceğim) bizim yanımızda belki de normalde duracaklarından daha uzun süre kalmalarını sağlıyordu. Bir diğer ilginç olay da en beğendiğim iki dansçıdan biri olan kadınla tanışmamızdı. Otururken yanıma geldi. "Saçların çok güzel." dedi. Teşekkür ettim ve saçımı açtım. Açık halini daha çok beğendi ve bir anda saçımla oyanmaya başladı. Alışık olduğum için sesimi çıkarmadım ve muhabbet etmeye başladık. Bu sırada mekandaki psikolojisini özetleyen bir söz söyledi; "Rus olmadığım için özür dilerim." dedi. Kendisi esmer ve hispanik kökenliydi. Rus kadınlara olan hayranlığın sadece Türklerde olmadığını da anlamış oldum. Rus hayranlığım olmadığını söylediğimde biraz daha kendine güveni gelmiş bir şekilde yanıma oturdu ve muhabbet etmeye başladık. Gittiğimiz mekanın Rus'ların(mafya tabii) olduğunu kendisinden öğrendim. Hatta Rus mekanlarında hispanik kökenli birinin çalışmasının çok ama çok zor olduğunu ama kendisinin iyi yerlerde tanıdıklarının olduğunu ve belki de Rus barında çalışan tek Porto Rikolu olduğunu söyledi. Tabi iyi yerlerde tanıdıklarının dışında 6 dil konuşabiliyor olmasının da eminim çok büyük etkisi vardır. Daha sonra bir yaş muhabbeti geçti. 23 yaşında olduğumu söylediğimde şaşırdı; "Benden tam yedi yaş küçüksün." dedi. Tabi bunun üzerine ben de şaşırdım. Tamam kabul ediyorum diğer dansçılara kıyasla(iki tanesi hariç) biraz daha yaşlı görünüyordu ama 30 yaşında olacağını kesinlikle tahmin etmiyordum. "Taş çatlasa 26 yaşındadır." diye düşünüyordum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu güzel ve bol muhabbetli, bol danslı ve bol göğüslü gecenin ardından sabaha karşı bardan ayrıldık. Ard arda geçen güzel geceler için Videl'e tekrar teşekkür ettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Türkiye'ye geleli bir hafta oldu ama ben daha yeni yazıyor veya yayınlıyorum bunları. İki yazı sonra bitiriyorum bu macerayı.)&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5107024987984349021?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5107024987984349021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5107024987984349021&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5107024987984349021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5107024987984349021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/09/ghettodaki-bilge-ve-yar-cplaklk.html' title='Ghetto&apos;daki bilge ve yarı çıplaklık'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5673996535753058017</id><published>2009-09-07T07:29:00.010+03:00</published><updated>2009-09-11T03:47:34.834+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Yaramazlık Diz Boyu</title><content type='html'>İki ay boyunca çalıştığım markette bir türlü adam akıllı tanışıp muhabbet etmediğim biriydi Vann. Merketin birinci yıl kutlamalarında aynı muhabbet ortamında bulunmuştuk ama yine de pek konuşmamıştık. Yine bir gün et departmanının tanıdığım üyeleriyle muhabbet etmek için yanlarına gittiğimde kendisi de oradaydı. Birkaç gün önce Hatice'ye bir şey vermek için beni oyuna getirdiği için(o sırada Hatice'yle muhabbet ederek çalışıyorduk) özür diledi ve akşam iş çıkışı bira içmeye davet etti. Elektronik davul için para biriktirdiğimi, bu nedenle kendilerine katılamayacağımı söyledim. Kabul etmedi, iki bira ısmarlayacağını söyledi. Düşüncesi için teşekkür edip teklifini geri çevirdiğimde ise "Burası Amerika. Burada biri sana içki ısmarlamak istediğini söylerse kabul etmelisin." diyerek teklifinde ısrar etti. Kabul ettim. Akşam iş yerine yakın olan, teslimat sırasında görmüş olduğum bara gittim. Daha önce gittikleri için masa zaten kurulmuştu. Evin anahtarının bir tek bende olduğu için ev arkadaşlarımdan önce evde olmam gerekiyordu. Fazla kalamayacaktım. Bir saate yakın da olsa muhabbet etme fırsatı bulabildik&lt;br /&gt;Sonrasında markette pek çok kez muhabbet etme fırsatı bulduk. Amerika ve Türkiye hakkında bol bol konuştuk(tabi Türkiye ve Türkler hakkında bu kadar konuşmamızın sebebi Hatice'den hoşlanıyor olmasının büyük payı vardı). Turistik yerler dışında Manhattan'ı ne kadar gezdiğimi öğrendiğinde, çok iyi mekanlar bildiğini ve bir akşam hep beraber(toplam üç kişi) dışarı çıkmamız gerektiğini söyledi. Kabul ettim. İşyerindeki son günümün ardından ayrılışımı kutlayacaktık bir nevi. İş çıkışı ikimiz de aç olduğumuz için ilk olarak yemek yemek için bir restorant&amp;amp;bara gittik. Rockefeller Merkezinin hemen yakınında, yeraltında ama beklenilenin aksine çok da güzel bir yerdi burası.  Tabi çoğu mekanda olduğu gibi dev ekran televizyonlarda baseball maçı açıktı. Ama en güzel tarafı mekanın tam ortasındaki boğaydı. Hani şu üstüne bindiğinizde sizi üstünden atmaya çalışan oyuncak...&lt;br /&gt;İsteyen herkes kayıt yaptırıyor ve istediği kadar binebiliyordu. Yengeç Keklerimizi yavaş yavaş mideye indirirken, leziz bir yemek olduğunu söylemeliyim, boğa da yavaş yavaş insanları üstünden atmaya başladı. Vann gitmeden önce ona binmek zorunda olduğumu söylediğinde seve seve kabul ettim. Kaydımı yaptırıp boğanın üstüne oturdum. Kovboy şapkamı giydim. Yavaş yavaş hareket eden boğanın üzerinde dengemi ayarlamaya başladım. &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/cowbow.jpg"&gt;Ben&lt;/a&gt;den önce binenlerden daha uzun süre durdum. İlk defa bu alete binen biri için bir başarı sayılabilir.&lt;br /&gt;Bu mekandan ayrılıp, Vann'in daha önce bana resimlerini gösterdiği çok ilginç bir bara yöneldik. Barcelona Bar isimli bu mekanda duvara asılmış "shot" &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/shots2.jpg"&gt;menüleri&lt;/a&gt; vardı. Hepsi birbirinden ilginç isimlere sahip içkilerin içinde elbette en ilgi çekici olanları isimlerinin yanında alev veya nota işareti olanlardı. İsmin yanında alev olan içkiler yakılarak servis ediliyor, nota olanlar ise belirli bir arkaplan müziği ve konuya uygun eşyalarla servis ediliyordu. Örnek olarak &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/RotK.jpg"&gt;Return of The King&lt;/a&gt;'i seçtiğinizde, filmin müziği arkaplanda açılıyor, size bir taç veriliyor ve krallara özgü bir kupa içerisinde içkiniz servis ediliyor. Aynı şekilde Indiana Jones'u seçtiğinizde gene film müziği ve Indy'nin şapkası ile servis ediliyordu. Alevli içkilerden en ilgi çekici olanı ise sanırım Harry Potter idi. Bu içki için barmen büyücü şapkası,  John Lennonvari yuvarlak gözlükler takıyor ve bir elinde asa ile büyülü sözler söylüyormuş gibi yapıp-aslında sadece saçmalıyor- içkileri aleve veriyordu. Bu barda bize Videl de katıldı. Bu barda ondan(10) fazla içki içildikten sonra Coyote Ugly denilen başka bir bara gitmek için taksiye atladık. Yol boyunca Amerikan kadınlarının kalçaları ve selülitleri ile ilgili hararetli bir fikir alışverişi yapıldı. Taksi şöförünü de hakem olarak atamayı ihmal etmedik.&lt;br /&gt;Coyote Ugly küçük bir bardı. İsminin meşhurluğuna ve barlar zincirinin bir parçası olmasına rağmen çok daha "yeraltı" havası vardı. İçeriye girdiğkten sonra etrafın fotoğraflarını çektim. Kamerayı yerine koyarken barmaid elindeki mikrofon ile "Bodyshot yapacak olan yakışıklıyı buraya alalım."  anonsunu yaptı. Ne olduğuna dair hiçbir fikri olmayan bendeniz bara doğru itildim. Barmaid ellerimi masanın üstüne koymamı ve ona dokunmamamı söyledi. Başımla onayladım. Sonra beni bacaklarının arasından ittirerek bara yüzüstü eğilmemi söyledi. Neler döndüğünü çözmem kıçıma yediğim ilk kemer darbesiyle oldu. Barmaid tarafından kıçıma kemerle dört veya beş şaplak daha yedikten sonra doğrulmamı söyleyen talimatı aldım. Tam doğrulurken tişörtümü sırtımdan yakalayıp çekti ve çıkardı. Mekandakilerin çığlıkları eşliğinde ellerimi arkamda birleştirmemi söyledi. Elimden geldiği kadar iyi içmemi iç çamaşırının ıslanmasını sevmediğini söyledi. Yediğim şaplakların ve yarıçıplak bırakılmanın tecrübesi nedeniyle gelecek süprize hazırlıklıydım. Barmaid eline ne olduğuna dair bir fikrim olmadığı şişeyi aldı kafamı tutup kendine yaklaştırdı. Göğüslerinin arasından içkiyi vücuduna dökmeye başladı. Göğüslerinin arasından aşağıya doğru akan içkiyi içmem için kafamı kendine yapıştırdı. Yediğim şaplaklardan sonra akıllanıp itaatkar olduğum için derhal emredileni yaptım ve içkiyi içtim.&lt;br /&gt;Bodyshot gösterisi bittiğinde mekanda büyük bir alkış koptu. Yanımdaki bir kadın arkadaşlarına "Bu çocuk çok yakışıklı!" diye bağırıyordu. Kadına döndüğümde göz göze geldik, yanıma geldi bir anda beni öpmeye başladı. Öpüşmenin sonunda doğumgünü olduğunu söyledi. "İyiki doğdun" deyip arkadaşlarımın yanına döndüm. Coyote Ugly'nin çılgınlıkları bununla da sınırlı kalmadı tabiki. İçerideki kadın &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/ugly-1.jpg"&gt;müşteriler&lt;/a&gt; bir CU klasiği olarak barmaid ile birlikte bara çıkıp danslar ettiler. Müşteriler olmadığında barmaid sevdiği şarkılarda tek başına çıkıp dans etti. Bir ara herkesin ağzına Meksika acı sosu dökmeyi de ihmal etmedi. Barmaidin ne döktüğünü bilmiyordum ama ben de ağzımı açtım. Dilimin yanmasıyla acı sos olduğunu kelimenin tam anlamıyla acı bir şekilde  öğrendim. Hemen barmaidden su istedim. Eline hortumu alıp "Ağzını aç!" dedi. Fışkıran suyu içmeye çalıştım elimden geldiğince. Güzelce ıslanmayı da ihmal etmedim.&lt;br /&gt;Coyote Ugly'nin kapanmasının ardından hemen ilerisindeki Cheapshots isimli mekana gittik. Burada çok içki içmedik. Ama her halükarda çok eğlenceli bir mekandı. Air Hokey oynadık. Bir ara tuvalete gittim. Çıktıktan sonra kendimi üç kadının masasında Amerikan politikasını tartışırken buldum. Onu(10) aşkın shot'tan ve içilen biralardan sonra nasıl oldu da politika konuşmaya başladık hiçbir fikrim yoktu. Sarhoş politika muhabbetinin ardından(ki kadınlar da sarhoştu) eve gitmek için taksiye bindik. Çok sarhoş olacağımız için Videl'e bizi eve götürme görevi vermiş olmamıza rağmen, Videl'i eve biz götürdük.&lt;br /&gt;Sanırım en eğlendiğim gecelerden biri olmuştu. Vann tüm gece boyunca bana beş kuruş para ödetmedi. "Sen benim misafirimsin, bu gece senin gecen." cümlesini gece boyunca tekrar etti.&lt;br /&gt;Kendisine ne kadar teşekkür ettiysem de hala yeterli olduğunu hissetmiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5673996535753058017?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5673996535753058017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5673996535753058017&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5673996535753058017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5673996535753058017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/09/yaramazlk-diz-boyu.html' title='Yaramazlık Diz Boyu'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3639587516904622368</id><published>2009-08-29T08:05:00.004+03:00</published><updated>2009-08-29T09:56:29.634+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Six Flags: Bölüm 2</title><content type='html'>Washington'a yaptığım ziyarette tecrübe etme fırsatını bulduğum Six Flags'in New Jersey eyaletindeki şubesine gittik geçtiğimiz Çarşamba. Sanırım Amerika maceram boyunca en sevdiğim yerler içerisinde ilk ona rahatlıkla giriş yapabilecek yerler oldu her iki eğlence parkı da. Washington'daki parkı daha önce anlattığım için derhal New Jersey'dekini anlatmaya başlıyorum.&lt;br /&gt;Sabah kiraladığımız arabayla , işyerinden arkadaşlarımızla yola çıktık. Normalde bir saat sürmesi gereken yol, GPS'in saçmalaması yüzünden yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Güne kötü başlamıştık. Parka vardığımızda saat zaten öğlen olmuştu. Arabayı kapıya yakın bir yere koymak için boş bir alan ararken biz de parka göz gezdiriyorduk. Parkın en ucunda yemyeşil bir kule vardı. Gördüğüm anda gözlerimi alamadım. Parktaki hiçbir tren bu kadar yüksek değildi. Washington'daki Superman'den de daha yüksekti. Daha sonra adının &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/kingda.jpg"&gt;Kingda Ka &lt;/a&gt;olduğunu öğrendiğim bu kule resmen hipnoz altına almıştı beni. Herkese ilk ona bineceğimizi, en azından benim ona bineceğimi, kendilerinin istediğini yapabileceğini belirttim. Sanırım biraz fazla etkili konuşmuşum çünkü herkes zorla da olsa kabul etti ilk olarak bu trene binmeyi. Haftaiçi olmasına rağmen kalabalıktı park. Uzun bir bekleyişten sonra sonunda sıra bize gelmişti. Washington'dan tecrübeli olduğum için en arkaya oturdum. Tren yavaş yavaş düzüğe ilerleyip durdu. Uçak gemilerinde kullanılan hidrolik fırlatma kancası trenin altına girdi. Önce hafif bir geri gitti tren.&lt;br /&gt;Herkes çığlıklar atmaya başlamıştı. Fırlatma gerçekleşti. Tren 3.5 saniye içerisinde 206 km hızla &lt;a href="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/kingda2.jpg"&gt;kuleye&lt;/a&gt; tırmanmaya başladı. En uca ulaştığında çok ama çok kısa bir süreliğine 139m yükseklikten manzaraya göz attım. Daha sonra ön tarafın dalışa geçmesi ile hızla düşüşe geçtik. D.C.'de ellerimi havada tutmanın daha eğlenceli olduğunu anladığım tüm yol boyunca bu şekilde gitmeye karar vermiş olmama rağmen yine de ilk düşüşe geçtiği anda koltuğumu tuttum. Şaşkınlığı üzerimden atmam uzun sürmedi neyseki (yarım saniye sanırım). Yere doksan derece açıyla dalış hakikaten harika bir his uyandırıyordu içimde. Kule kısmından inişin hızıyla küçük bir tepecik daha aşıldıktan sonra durduk.  Herkse deliler gibi bağırıyordu. İndiğimizde herkes çıldırmış gibiydi. Kimisi bunu yaptığına inanamıyor, kimisi ağlıyor, kimisi(benim gibiler) deliler gibi gülüp bir daha binmeyi düşünüyordu. Kendi kendime tekrar binme sözü vererek ikinci durağımız olan El Toro'ya yöneldik. Küçük bir meksika kasabası süsü verilmiş bir yerde sıraya girdik. Yolculuk Kingda Ka'dan daha uzun sürdüğü için sıra da daha uzun sürede geldi. Tamamen tahtadan yapılmış olduğu için daha güvensiz olduğu hissini veriyordu. Buna bir de omuzlardan değil de sadece belinizden tutan emniyet kilitleri eklenince daha bir heyecan duyuyordu insan içinde. Tabi benim için "ne kadar güvensiz olursa o kadar eğlencelidir" düsturu geçerli olduğu için daha eğlenceli gözüküyordu. Tepe noktasını aştıktan sonra 110km hızla tahta iskeletin üzerinde yol almaya başladık. Daha uzun ve daha manevralı olduğu için üzerimdeki etkisi Kingda Ka'dan daha fazla oldu kesinlikle. El Toro'ya veda ettikten sonra parkın en yenisi olan Bizarro'ya yöneldik. 1958 yılında Bizarro World isimli bir çizgi roman serisinin baş kötü karakterinden esinlenilerek (bana kalırsa Superman'in yandan yemişi olarak tasarlanmış) tasarlanmış bir trendi Bizarro. Tren yolunu çizgi romandan fırlamış bina kartonlarıyla, tren yolunun üzerindeki soğuk su zerrecikleri püskürten, tren geçerken alev püskürten makinalar ile süslenmiş olduğu için eğlenceli bir yolculuk oldu. Beni El Toro veya Kingda Ka kadar etkilemedi ama parktaki herkesin, belki de yeni olduğu için, gözdesiydi Bizarro. Ardından yemek molası verildi. Güneş battığı için aceleyle kalan hız trenlerine doğru yola koyulduk. Nitro sanırım El Toro ile birlikte parkın en uzun süren hız treniydi. Karanlığın da etkisiyle yolculuk çok güzel geçti. En son Kingda Ka ve El Toro'ya tekrar binmek istediğim için sürüden ayrılıp aceleyle Batman'a koştum. Kısa ama çok sarsan bir yolculuğun ardından sersemlemiş bir şekilde Kingda Ka'ya koştum. Gene uzun bir bekleyiş sırasında arkamdaki üç genç kızdan korkmuş olanını daha da korkutarak zaman geçirdim. Sonunda sıra geldi ve gecenin karanlığında fırlatma düzlüğüne ilerledi tren. Tekrar bir hazırlık süreci sonunda aynı gün içerisinde ikinci defa 200km hıza ulaşmış oldum. Tepe noktasına ulaştığımda gündüz gördüğümden çok daha güzel bir manzara ile karşılaştım. Gece ışıklarla aydınlatılmış park harika gözüküyordu. Tabi bu manzaranın keyfini sadece bir saniye çıkarabildim ve tekrar dalışa geçtim. Six Flags macerasının ikinci bölümünü kapatmak için daha iyi bir hız treni olamaz diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Günün sonunda eve döndüğümüzde aklıma takılan düşünceler vardı. Bunlardan tabiki de ilki bu gibi parklara en fazla dört kişi gidilmeli düşüncesiydi. Beraber gittiğim arkadaşlardan zaten pek de hoşlanmadığım için hız trenleri dışındaki tüm süre bana işkence gibi geldi. Her yolculukta rahatlıyordum. Ayrıca fazla kişi olmanın kararsız kalma, hızlı hareket edememe gibi kötü yanları da var. D.C.'deki parkı iki kişi ziyaret etmiştik ve çok hızlı kararlar verip, tüm trenlere binmeyi başarmıştık. Hatta Superman'e ikisi ard arda olmak üzere üç kere binmiştik(kalabalık olmamasının bize kolaylık sağlamasını hesaba katmazsak). Eğer sürüden ayrılmasaydım kesinlikle Kingda Ka'ya ikinci defa binemezdim.&lt;br /&gt;Tüm bunlara rağmen gerçekten güzel bir deneyim oldu. Sanırım Amerikanın en çok özleyeceğim yanlarından biri bu parklar olacak. Benim gibi adrenalin bağımlıları için biçilmiş kaftan bu parklar. Umarım bir daha ziyaret etme fırsatını yakalayabilirim bu gibi parkları. Keşke İstanbul'da da olsa demekten kendimi alamıyorum&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3639587516904622368?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3639587516904622368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3639587516904622368&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3639587516904622368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3639587516904622368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/08/six-flags-bolum-2.html' title='Six Flags: Bölüm 2'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-7885660411836731534</id><published>2009-08-13T04:36:00.007+03:00</published><updated>2009-08-21T10:10:51.988+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Like a Rolling Stone</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nasıl bir his?&lt;/span&gt; diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevabım şaşırtıcı derecede olumlu oldu.&lt;br /&gt;Az veya çok, kendilerine karşı sorumluluğumun olduğu kişilerden binlerce kilometre uzakta, tanımadığım bir şehirde, tanımadığım insanların arasında dolaşmak...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Tamamen yalnızım&lt;/span&gt;..&lt;br /&gt;Kendimle başbaşayım. Hiçbir arkadaşım yok. Düşündüğüm tek şey, bir şey düşünmek zorunda olmadığım. Sevdiklerimi üzme kaygısı yok. Bencil olabilmenin hafifliğini sanırım ilk defa tadıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelgeçer tabiriyle&lt;span style="font-style: italic;"&gt; sığınacak bir ev yok&lt;/span&gt;..&lt;br /&gt;Binlerce kilometre uzaktayım. İstediğim an gidebileceğim, sevgiyle karşılanacağım bir ev yok. Sadece geceleri başımı sokup uyuduğum bir yerim var ev ismini yakıştıramadığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse sizi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tanımıyor&lt;/span&gt;..&lt;br /&gt;Milyonlarca insan var. Yanımdan geçen insanlara bakıyorum. Hiçbiri beni tanımıyor. Onlar için yanımdan geçtikleri süre boyunca gördükleri et ve kemikten oluşan bir bedenim sadece. Onlar da benim için farklı değiller. Kimse benim farkımda değil. Ben de onların farkında olmak zorunda değilim. Bir bulutun nasıl hissettiğini şimdi anlayabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Yuvarlanan bir taş&lt;/span&gt; misali...&lt;br /&gt;... dolaşıyorum sokakları. Keşfetmenin hafifliğini, eğlencesini tadıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nasıl bir his?&lt;/span&gt; diye sordu gene aynı adam. Bu sefer cevap verdim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harika bir his Bob.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-7885660411836731534?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/7885660411836731534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=7885660411836731534&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7885660411836731534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7885660411836731534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/08/like-rolling-stone.html' title='Like a Rolling Stone'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-647881928326594252</id><published>2009-08-10T10:51:00.009+03:00</published><updated>2009-11-17T04:16:30.963+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>D.C.</title><content type='html'>Gün 2:&lt;br /&gt;Erken yatıp nispeten geç kalkmanın rahatlığıyla uyandığımda saat ona geliyordu. Holly kapımda belirdi ve arkadaşı Kristen'in on dakika içerisinde evde olacağını söyledi. Hemen yataktan fırladım. Yüzümü yıkayıp aşağı indim. Çok geçmeden arkadaşı kapıda belirdi. Telefonda sevgilisiyle konuşuyordu. Holly kapıyı açtığında telefonu ona verdi ve bana hafifçe sessiz olmamı belirten tüm dünyaca bilinen o işareti yaptı. Sevgilisinin herhangi bir erkeğin yanına, arkadaşının arkadaşı da olsa, onu gezdirmek için gittiğini bilmesini istemiyordu. Odun diye tabir etmekten hoşlandığım bu tür erkeklerin tüm dünyaya yayılmış olduğunu görmek ülkem hakkında iyi hissettirmedi beni dersem yalan söylemiş olurum. Tanışma faslından sonra muhabbet eşliğinde Holly'nin yaptığı pancakeleri mideye indirdik. Daha sonra şehir merkezine gitmek üzere metroya doğru yola çıktık. Washington metrosunun çok hoşuma giden bir uygulamasını da öğrenmiş oldum. Şehrin dış kısımlarında, banliyölerde yaşayanlar için belirli metro istasyonlarının yanına otoparklar inşa edilmiş. Cüzi bir miktar karşılığında arabanızı bırakıyorsunuz ve metroyu kullanıyorsunuz. Böylelikle hem şehir içerisindeki trafik azalmış oluyor hem de çevre kirliliği en aza indirgenmiş oluyor. Metro istasyonuna girince tabiki ilk olarak New York metrosuyla kıyasladım. Washington metrosu daha yeni olması ve tabi ki de şehir nüfusunun da New York'a kıyasla çok daha az olması nedeniyle çok daha temiz, rahat ve ucuz bir Metro sistemi olduğunu gördüm. Metrodan indikten sonra bir giyim kuşam mağazasına girdik. Holly ve Kristen mağazayı gezerken onlara eşlik ettim. Öğlen yemeği için Holly'nin babasıyla buluşup çin yemeği yiyecektik.&lt;br /&gt;Mağazadan ayrılıp Bob(ya da Bay Lankford) ile buluştuk. Öğle saati olduğu için boş masa neredeyse yok gibiydi. Dört kişi olduğumuzu öğrenen garsonlardan biri, dört kişilik masada oturan, yemeğini bitirmiş çayını içen iki kadının masasını artık gitme vakitlerinin geldiğini açıkça belli eder bir şekilde topladı. Masaya oturup yemeklerimizi söyledik. Yemekleri getiren garsonun yüz ifadesindeki sertliğin nedeninin yoğunluktan olup olmadığını sordum Bay Lankford'a. Çin'in sıkı rejiminin sanırım bu restorantta olduğunu, ve galiba restorant sahibinin arada bir çalışanlarına şiddet uyguladığını söyledi. Bir kez daha baskıcı olan her şeyden nefret ettim. İlk defa çin yemeği yiyeceğim için yemekleri onların seçmelerini istedim. En sonunda dört çeşit yemek söyleyip paylaşmayı seçtiler. Böylelikle dört farklı yemeği deneme şansına erişecektim. Yakın zamanda kahvaltı etmiş olmamıza rağmen acıkmıştım. Buna rağmen önümdeki tabağı zor bitirdim. O kadar çok doymuştum ki sandalyede düz oturamıyordum. Yemek sonrasında Bay Lankford'a akşam görüşmek üzere veda ettik ve Beyaz Saray'a doğru yürümeye başladık. Yediğim yemeği eritebilmenin tek yolu yürümekti zaten. Uzun bir yürüyüş sonunda Meclis Binası ve Washington Anıtı arasındaki uzun ve yeşil park benzeri bir yere geldik. Çimlerde geçirilen bir on dakika sonunda yavaş yavaş Beyaz Saray'a doğru yürümeye başladık. Beyaz Saray'ın karşısındaki açık alanda bir kalabalık vardı. Ne olduğunu merak ediyorduk. Turist oldukları belliydi ama neden Beyaz Saray'ın parmaklıklarının oradan değil de yüz metre ilerisindeki açık alandan Saray'a baktıklarını anlamaya çalışıyorduk. Derken helikopter sesleri duyduk. Beş dakika içerisinde üzerimizden üç tane başkanlık helikopteri geçti ve biri Saray'ın önüne indi. Şansımıza son yılların en büyük olayı(ABD için büyük ve önemli bir olay aslında) olarak anılan başkan Obama biz oradayken Beyaz Saray'a gelmişti. Helikopterin ayrılmasının ardından Saray'ın bahçesinin yakınlarına geldik. Bir kaç fotoğraf çekildikten sonra, sıcaktan bayılacak olmanın etkisinin itici gücüyle yakınlardaki dondurmacıdan su ve dondurma alıp çimlere yayıldık. Dondurmalarımızı yerken yanımıza küçük serçeler kondu. Biz onlara küçük külah parçacıkları attıkça daha da yaklaştılar. Neredeyse ellerimizle besleyecek yakınlıktalardı. Bu güzel anın fotoğrafını çekmekte gecikmedim. Biraz ilerimizde ise evsiz birine benzeyen bir adam ise yediği ekmeğin bir parçasını ağaçtan inmiş etrafına bakınan sincaba verdi. Ekmeği kapan sincap hemen ağaca çıkıp yemeğine gömüldü. Sanırım Washington'ın en güzel yanlarından biri buydu. Muazzam bir yeşilliğe sahip bir şehirdi. Kaldırımda yürürken bile ağaçların gölgelerinde yürüyordunuz. Banliyö taraflarını hiç hesaba bile katmıyorum çünkü neredeyse Karadeniz kadar yeşilliğe sahipti.&lt;br /&gt;Donrudmalarımızı yedikten sonra eve döndük. Bayan Lankford bizi karşıladı. Yemek hazırlanana kadar biraz ben ve ailem hakkında konuştuk. Daha sonra bir reality şov hakkında konuşmaya başladılar. Onlar konuşup yorum yaptılar ben dinledim. Hakkında herhangi bir bilgim olmadığı ve sevmediğim bir konu olduğu için susmayı yeğledim. Bu sırada Bayan Lankford yemek yapmaya devam ediyordu. Fırında pişmesini beklediği sürede otobüs durağından eve doğru yürümekte olan Bay Lankford'u arabayla almaya gitti. Geldikten sonra hepberaber yemeğe oturduk. Bayan Lankford'un hazırladığı lezzetli yemeği mideye indirdikten sonra hepberaber Holly'nin okulunun bulunduğu Montana eyaleti ile dalga geçmeye başladık. Yemek masasında ettiğimiz muhabbetin sekiz buçuktaki otobüsüm için hazırlanmam gerektiğinden yarıda kalmış gibi hissettim. Her ne kadar bir sırt çantası ile gelmiş ve beş dakika içerisinde hazırlanmış olsam da o masada daha uzun süre muhabbet etmeyi istiyordum. Türkiye'den getirdiğim karışık çerezi Bay ve Bayan Lankford'ın sevmesi beni çok mutlu etti.&lt;br /&gt;Artık veda vakti gelmişti. Ne kadar minnettar kaldığımı kaç defa söyledim bilmiyorum. Israrla Türkiye'ye davet ettim hepsini. Gelmek istediklerini ama ne zaman olacağını bilemediklerini söylediler belki beni kırmamak için belki de gerçekten. Evden ayrıldık. Otobüsün beni getirdiği noktaya bu sefer geri götürmesi için gelmiştik. Son vedalar da orada edildi ve dört saatlik geri dönüş yolculuğuna başladım.&lt;br /&gt;Yol boyunca keşke daha uzun süre kalabilseydim, her ne kadar uzun süre kalsam yük oluyormuş hissine kapılacak olsam da, hepsini daha iyi tanıma fırsatı bulabilseydim diye düşünmekten kendimi alamadım. Tüm bunları burada uzun uzadıya yazmamın sebebi de bu güzel hatıranın hafızam dışında bir kaydının bulunmasını istememdir. İleride ayıp eder de unutursam buraya bakıp bu güzel günleri ve güzel insanları tekrar hatırlayabilmek. Gizli mekanımdan haberleri olmasa da, olsa bile bir işlerine yaramayacaksa da kendilerine bir kere de buradan teşekkür etmek istiyorum. Misafirperverliğiniz için teşekkür ediyorum Lankford ailesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-647881928326594252?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/647881928326594252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=647881928326594252&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/647881928326594252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/647881928326594252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/08/dc_10.html' title='D.C.'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-7303479194593857964</id><published>2009-08-08T08:43:00.012+03:00</published><updated>2009-08-10T10:56:34.802+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>D.C.</title><content type='html'>Dile kolay tam dört yıl olmuş görüşmeyeli. Ben hazırlık okuyordum. İstanbul'a geziye geldiklerinde tanışmıştık Holly ile. O gün abim gibi sevdiğim Metin Abi Amerika yolcusuydu. Gitmeden onu görmek için sabah ilk vapurla karşıya geçip havaalanına gitmiştim. On beş dakika görebilmiştim sadece gerçi ama önemli değildi. Onu geçirdikten sonra okula döndüm. Erken olduğu için aylak aylak yürüyordum okula doğru. Arkamdan o gün dersimiz olan Öznur Hoca ve Burcu geliyordu. Yaklaştılar ve konuşmaya başladık. Yabancı öğrencilerin geleceğini ve her sınıftan iki kişinin onlarla ilgileneceğini söylemişti. Burcu ve bana gitmek isteyip istemediğimizi sordu. Seve seve kabul ettik her ne kadar ben on dakika sonra pişman olmuş olsam da. "Aldın başına gene işi Uğur. İki dakika çeneni kapalı tutamıyorsun." diye söyleniyordum beni bekleyenden habersiz. Tanışma zamanının geldiğini kapıya vurarak sınıfa giren görevli iletti. Bizi başka bir sınıfa götürdüler. İçeride bir sınıf dolusu ülkeye, okula, bana ve arkadaşıma yabancı genç ve yaşlı öğrenci vardı. Gittim sınıfın orta kısmında en önde oturanların hemen arkasına oturdum. Holly, Rebecca ve Brooke ile orada tanıştım. Seminer sonrası İstanbul Üni. ana kampüsünü gezerken onlara eşlik ettim. Yemek sonrasındaki üç saatlik serbest gezi boyunca da onlarlaydım. Daha sonra Kapadokya ve Antalya'ya gitmek üzere yola çıktılar. On gün sonra gece ikide havaalanında onları bekliyordum. Üç saat daha görüşecektik. Havaalanındaki görüşmemizden sonra bir daha hiç yüzyüze görüşememiştik. Rebecca, Brooke ile iletişimim tamamen kopmuştu ama Holly ile kopmamıştı. Eposta, kart, mektup ve en son olarak facebook benzeri iletişim yollarını kullanarak yaklaşık üç sene boyunca iletişim halinde kaldık. Amerika macerasının en güzel yanlarından biri de kesinlikle Holly ile tekrar görüşebilmek olacaktı. Geldikten sonra yavaş yavaş planlar yapmaya başladık. Telefon görüşmeleri, facebook iletileri gibi bir çok yolla iletişim içerisindeydik. Sonunda doğumgünümde New York'ta olacağı şekilde bir plan yaptık. Şanssızlık işte; tam geleceği gün babası rahatsızlandı. Neyseki sadece küçük bir gripti. Planlarımız suya düştü. Ama umudumuz tükenmemişti tabiki. Tekrar ne zamana görüşebiliriz diye fikir alışverişine başladık. Ağustos'un ilk günlerini önerdim. Kabul etti. Hemen işyerinden çalışma saatlerimin Pazartesi akşamına yola çıkabilecek şekilde değiştirilmesini istedim. Pazartesi sabah çalışıp, akşamüstü yola çıkmayı, akşama doğru da Washington'da olmak istediğimi söyledim. Önce kabul ettiler. Daha sonra nasıl olduysa (tahminim var ama günah almak da istemiyorum) pazartesi çalışamayacağımı, onun yerine çarşambayı da tatil yaptıklarını söylediler. Zaten planlar yapıldığı ve otobüs biletim alındığı için kabul etmek durumundaydım. Pazartesi maaş çekimi alıp otobüsün kalkış noktasına gittim. Türkiye'de otobüslerin gar, veya garımsı yerlerden kalkmasına alışmış olduğum için belirlenmiş bir sokağın köşesinden kalkması ilk başta garibime gitti. Daha sonra yadırgamayı bırakıp yolculuğun keyfini sürmeye baktım.  Amerikanların klima sevdası yüzünden zatüre olmaktan belki de zar zor kurtulmuş olsam da otobüs çok rahattı, ve rahat bir yolculuk geçirdim. Dört saatin sonunda Amerika'nın başkentindeydim. Otobüsten indiğimde Holly ve babası Bob beni karşıladı. Şehir merkezinden on beş mil uzaklıktaki evlerine doğru ilerlerken yol boyunca muhabbet ettik. Evde annesi, köpekleri Sunny(çok cana yakın ve oyun delisi bir köpek), ve kardeşi Johnathan bizi karşıladı. Tanışma faslından sonra mutfakta yemek yenildi. Daha sonra bir pasta çıkardılar üzerinde yirmi dört mum olan. Doğumgünümde kek yemediğim için Holly'den bana kek yapmasının sözünü aldığımı çoktan unutmuştum. Teker teker mumlar yakıldı ve Mutlu Yıllar şarkısı eşliğinde hepsini söndürdüm. Ertesi gün erken kalkacakları için anne ve babası odalarına çekildiler. Dört yıl sonra görüşmenin heyecanıyla Holly benim iyi zaman geçirmem için fikirler ortaya atıyordu. En sonunda Six Flags adındaki, Amerika'nın bir çok noktasında şubeleri bulunan, eğlence parkına gitmekte karar kıldık. İnternetten biletlerin ve yol güzargahının haritasının temini yapıldı. Ertesi gün erken kalkmak için odalara çekilindi.&lt;br /&gt;Gün Bir:&lt;br /&gt;Sabah dokuz buçuk gibi kalkıp kahvaltımızı yaptık. Daha sonra maaş çekimi bozduracağım bankaya doğru yola koyulduk. Amerika'nın hızlı yaşam felsefesinin banka sektöründe de işlevsel olduğunu görmüş bulundum. Fast-Food restoranlarındaki "arabaya servis" hizmetinin bir benzeri banka işlemleri için veriliyordu. Pasaportumu ve çekimi bir tüpün içine koyup görevliye hava tüneli ile yolladım. Beş dakikalık bir bekleyiş ardından pasaportum ve param aynı tünelden bana ulaştırıldı. Arabaya benzin takviyesi de yaptıktan sonra  Six Flags'e gitmek üzere yola koyulduk. Elimde güzergahımızın bulunduğu bir harita ile sözde yardımcı pilotluk yapıyordum. Bu sırada Cennet Yolu adı verilen bir bulvarda ilerlediğimizi söyledi Holly. Neredeyse dünya üzerindeki tüm dinlerin ibadethanelerinin bulunduğu bir yol olduğu için bu ismi taktıklarını söyledi. Yarım saat süren yolculuğumuzun ardından Six Flag'e vardık. Daha önceden gelmiş olduğu için Holly'nin rehberliğinde sırayla rollercoaster'lara binmeye başladık. İlk olarak Superman adı verilen, düz tırmanış sonrası, dik ve uzun bir yokuş inen trene bindik. İndiğimde vücudumdaki adrenalin fazlalığından havada yürüyormuş gibi hissediyordum. Hemen sırayla diğer trenlere yöneldik. Salı günü olduğu ve erken gittiğimiz için hiç sıra beklemiyorduk. Öğlen saatlerinin gelmesiyle kavurucu güneşin eşliğinde her trende ellerimiz havada avazımız çıktığı kadar bağırıyorduk. Trenlerden tamirde olan bir tanesi dışında tümüne sırayla bindik. Hızımızı alamayıp Superman'e ikinci defa bindik. Daha sonrasında kavurucu güneşin de etkisiyle, trenlere kıyasla yüksek olmayan bir tepeye çıkıp, yer seviyesindeki su birikintisine hızla inen ve herkesi sırılsıklam etmekten başka bir özelliği olmayan küçük gemiciğe binmeye karar verdik. Tabi yolculuk sonunda ikimiz de sırıl sıklamdık. Bej rengi ince pantolonumu transparana dönüşmesi de ayrıca eğlence kaynağımız oldu. Bu ıslak halimizle tekrar Superman'e binmeye karar verdik. Tam giriş kulubesine giderken sanki trenyolunun iskeletinden bir şey düşmüş gibi bir ses duyuldu. Önümüzde yürüyen iki arkadaş duyunca bize ne olabileceğini sordular. Bilmediğimizi ama zaten pek de umrumuzda olmadığını esprili bir şekilde dile getirdik. Bekleme kulübesinde herhangi bir sorun olup olmadığını anlamak için boş trenle test sürüşü yapacaklarını öğrendik. "İsterseniz sizin için test edebilirim!" teklifimi de nazikçe geri çevirdiler. Herhangi bir sorun olmadığını anladıktan sonra son Superman seferimizi yaptık. Adrenalin salgısının mutluluk verici etkisi eşliğinde eve dönmek üzere yola koyulduk. Dönüş yolunda, sözde yardımcı pilotluğumun Holly'nin yön duygusunun, neredeyse her kadın gibi, yoksunluğuyla birleşinde küçük bir yoldan sapma yaşadık. Doğru yoldan, yanlış yönde ilerlediğimizi düşünerek, sapmamız ve tekrar aynı yola geri dönmemiz yaklaşık beş dakikamızı aldı. Holly'nin iki gün önce yıllardır kullandığı yolda kaybolduğunu söylemesiyle tam bir "körler ve sağırlar birbirini ağırlar" durumu yaşadığımızı anlamış oldum. Ama Holly'nin de dediği gibi; "Yanında biri varken kaybolmak her zaman daha eğlenceli oluyor."&lt;br /&gt;Eve geldiğimizde Holly'ninkileri bilmiyorum ama benim üstüm artık kurumuştu. Sırayla duş aldık ve akşam yemeğinden önce birazcık kestirmeye karar verdik. Akşam yemeği için Holly'nin bir arkadaşıyla buluşacaktık. Daha öncesinde Türk mutfağını özlediğimi söylediğim için beni Türk restoranına götüreceklerdi beni. Onbeş dakika sürmesi gereken, Holly ve ailesinin "Güç Uykusu" adını verdikleri kestirmemiz biraz daha uzun sürüğü için alelacele hazırlanmaya başladık. Gömleğimi giydiğimde, arkadaşımdan ödünç aldığım sırt çantasının düğme kısımına hafif siyah bir leke bıraktığını farkettim. Kelimenin tam anlamıyla kuru temizleme işlemi uyguladıktan sonra biraz da mecburiyetten gömleği giydim. Holly'nin arkadaşı Liz'i aldıktan sonra hoş muhabbet eşliğinde restorana geldik. Dönerin kalmamış olması nedeniyle iskender yeme düşüncemiz suya düştü. Farklı yemekler söylendi. Ortaya da bir soğuk meze tabağı. Sıcak pideler eşliğinde hepimiz meze tabağına saldırdık. Bu sırada bu güzel gece için küçük bir teşekkür amacı taşıması için Holly ve Liz'e çiçek almaya karar verdim. Nereden alabileceğimi restorant çalışanlarına sordum. Müsade isteyip koştura koştura yakınlardaki süper markete gittim. Çiçek görevlisi yerinde olmadığı için çiçekleri kağıda sarma işini kendim hallettim. Tekrar koştura koştura restoranta döndüm. Masamıza geldiğimde yemeklerin gelmiş olduğunu, hatta Holly ve Liz'in yemeklerini bitirmek üzere olduğunu gördüm. "Keşke daha önce gidip yemek sırasında onları yalnız bırakmasaydım, saygısız bir davranış oldu." diye düşündüm. Olan olmuştu artık, çiçekleri uzattım. Mutlu olduklarını görünce az önceki saygısızlığımı telafi ettiğimi düşündüm. En azından öyle olduğunu umut ediyorum. Yemek sonrası neredeyse bir asırlık olan dondurmacıdan dondurmalarımızı alıp, hemen karşısındaki bankta muhabbet ettik.&lt;br /&gt;Sonrasında Liz'i evine bıraktık ve biz de eve döndük. Uzun ve yorucu ama bir o kadar da güzel bir günün ardından, ertesi gün biraz daha geç kalkacak olmanın rahatlığıyla erkenden uyuduk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-7303479194593857964?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/7303479194593857964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=7303479194593857964&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7303479194593857964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/7303479194593857964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/08/dc.html' title='D.C.'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1825203036144710685</id><published>2009-08-04T07:53:00.010+03:00</published><updated>2009-08-08T08:43:02.292+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Tanrılarla Buluşma</title><content type='html'>&lt;div&gt;31 Temmuz Cuma'yı 3 hafta öncesinden takvimde işaretlemiştim. Tanrılar kendileriyle buluşmami söyleyen işareti New York sokaklarında gezerken iletmişti bana. "31 Temmuz'da" diyordu "Giants Stadyumu'nda ol Uğur." Tanrılara karşi gelmek kabul edilemez bir davranıştı tabiki. Zaten karşı gelmek gibi bir isteğim de yoktu. Seve seve kabul ettim davetlerini. Beklenen tarih geldiginde gece geç yatıp sabah erken kalkmanın aptallığıyla dışarı baktım. Yağmur yağıyordu. "Hadi ama, böyle bir günde bu hava?" diye düşündüm kendi kendime. Büyük buluşmadan önce tamamlamam gereken sekiz saatlik mesaim olduğu için işe gitmek üzere yola koyuldum. Az uyumuş olmanın etkisiyle eziyet gibi gelen gün geçirdim işyerinde. Mesaimin sonuna doğru, buluşmanın yaklaşmasının etkisiyle, eziyet yerini keyfe ve heyecana bıraktı. Üstümü değiştirip tanrıların huzuruna yaraşır kıyafetler giydim. Dışarıda yağmur son hızıyla devam ediyordu. "Hadi ama...huzurunuza sırılsıklam gelmemi mi istiyorsunuz?"  diye küçük bir serzenişte bulundum. Her ne olursa olsun buluşmaya gitmeyi kafama koyduğum için yağmura aldırış etmeden işyerinden ayrıldım. Metro istasyonuna doğru koşmaya başladım. Yolumun üzerinde şemsiyeleriyle yavaş yavaş yürüyen iki genç kadın gördüm. Şemsiyelerinin altından bana sempatik bir gülümseme ile baktılar. "Islanma, gel şemsiyenin altına gir. Gideceğin yere kadar seni bırakalım." der gibi bir bakışları vardı gözlerinden anlayabiliyordum. Yağmurdan ve ıslanmaktan kat kat daha önemli bir buluşmaya gittiğim için davetlerini küçük bir tebessümle geri çevirdim. Metrodan çıkıp tren istasyonuna yöneldiğimde, İstanbul'un yağmurlu havalarında ortaya çıkan "üç liracı" diye adlandırdığımız şemsiye satan adamlara benzettiğim bir durumla karşılaştım. Bir çok dükkan 3 dolara şemsiye satıyordu. Parayı verip dünyanın en adi şemsiyelerinden birini aldım. Tren istasyonuna giden yol boyunca, ve tren istasyonunun içinde, tıpkı benim gibi tanrıların çağrısına cevap verdiğini düşündüğüm ve bundan emin olduğum bir çok insan gördüm. Sonunda beni buluşma noktasına götürecek trene bindim. Tren ilerledikçe heyecanım daha da artıyordu. Başka bir trene aktarmanın ardından, kısa süren bir başka tren yolculuğu sonunda buluşma noktasına geldim. Saraya doğru ağır adımlarla ve heyecanla yürürken arkama baktım. Binlerce insan peşime takılmış, sanki onları tanrılara ulaştırmam için beni takip ediyordu. Saray'ın kapısından girdim. Üst katlara çıkmadan önce, belki de bir daha bu şansa sahip olamayacağım için, tıpkı gittikleri otellerin havlularını çalan müşteriler gibi, bir bez parçası aldım. Üst kata çıktığımda karnımın iyice acıkmış olduğunu farkettim. Sarayın mutfak kısmından pizza ve bira alıp harika manzarası olan balkona oturdum.&lt;br /&gt;Hafif hafif biramı yudumlayıp, tanrıların ziyaretçilerini eğlendirmesi için tuttuğu müzisyenlerin ezgileri eşliğinde manzarayı seyrederken, şuan ismini hatırlayamadığım bir İrlandalı yanıma oturdu. Gözlerinden kanındaki deliliği hissedebiliyordum. Kimilerine göre bu "delilik" kavramı kötü algılanabilecekken, bulunduğumuz saray içerisinde tam tersiydi. Tanrıların istediği şey bu deliliği içinizde barındırmanızdı. Kanımda aynı tür deliliği barındırdığım için on dakika sürecek olan muhabbetimize başladık. Nasıl tanrıları daha yakından tanıyabiliriz diye düşünüp tartıştık. Daha sonra arkadaşlarının yanına dönmek üzere yanımdan ayrıldı. Tekrar birama ve güzel ezgiler eşliğinde güzel manzaraya döndüm. Manzaraya fon müziği oluşturan müzisyenlerin ne kadar iyi olduklarını düşündüm. Zaten tanrıların saraylarında kötü müzik çalınmasına izin vereceği düşüncesi başlı başına bir saçmalıktı.&lt;br /&gt;Çok geçmeden bekleme sona erdi. Ufukta birden tren rayları ortaya çıktı. En uç noktasında ise bir lokomotif vardı. Biraz daha dikkatli baktığınızda tanrıların en yaramaz olanının, ortaokul kıyafetlerinin gayrı resmiyeti içerisinde, yanında iki tane güzel mi güzel kadınla lokomotifi kullandığını görebiliyordunuz. Lokomotif yaklaştıkça yavaşlayacağının aksine daha da hızlanıyordu. Herkes lokomotifin kendilerini ezeceğini düşünerek çığlık atmaya başlamıştı. Bense yüzümde hin bir gülümsemeyle gözümü kırpmadan lokomotife bakıyordum. Sonunda kulakları sağır etmeye yetecek yükseklikte bir patlama sesi duyuldu. Tren durmuştu. Kazanından yavaş yavaş beyaz duman yükseliyordu. Tanrılar hızlı bir şekilde trenden indiler. Herkesi selamlayıp trene davet ettiler. Ben ve ardımdaki kalabalık düşünmeye gerek bile duymadan teklifi kabl ettik ve trene bindik. Asıl yolculuk şimdi başlamıştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Rock N' Roll Train&lt;/span&gt;&lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(0);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Hell Ain't a Bad Place to Be&lt;/span&gt;&lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(1);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Back in Black&lt;/span&gt;   &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(2);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Big Jack&lt;/span&gt;&lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(3);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Dirty Deeds Done Dirt Cheap&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Shot Down in Flames&lt;/span&gt;   &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(5);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Thunderstruck&lt;/span&gt;   &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(6);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Black Ice&lt;/span&gt;   &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(7);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;The Jack&lt;/span&gt; &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(8);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Hells Bells&lt;/span&gt; &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(9);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Shoot to Thrill&lt;/span&gt;&lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(10);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;War Machine&lt;/span&gt;&lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(11);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Dog Eat Dog&lt;/span&gt; &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(12);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Anything Goes&lt;/span&gt;&lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(13);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;You Shook Me All Night Long&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class=""&gt;T.N.T.&lt;/span&gt; &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(15);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;Whole Lotta Rosie&lt;/span&gt;   &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(16);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class=""&gt;Let There Be Rock&lt;/span&gt; &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(17);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li class="encore"&gt;Encore:&lt;/li&gt;&lt;li value="19"&gt; &lt;span class=""&gt;Highway to Hell&lt;/span&gt; &lt;a title="Play Video" onclick="YouTubeSearch.playIndex(18);return false;" class="playVideo" rel="nofollow" href="javascript:void(0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt; &lt;span class=""&gt;For Those About to Rock (We Salute You)&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;Tanrıların huzurundan ayrılmak çok zor gelmişti. Trenden inerken herkesi tek tek, tekrar selamladılar. Saraydan ayrılmadan önce son kez balkondan o manzaraya baktım. Bu yolculuğu her düşündüğümde yüzümde farklı bir gülümsemenin oluştuğunu farkettim. Tanrıların hediyesiydi...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1825203036144710685?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1825203036144710685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1825203036144710685&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1825203036144710685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1825203036144710685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/08/tanrlarla-bulusma.html' title='Tanrılarla Buluşma'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3989479134095760573</id><published>2009-07-23T02:36:00.012+03:00</published><updated>2009-07-24T09:10:28.564+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Sermest</title><content type='html'>Gizli Mekanımı bilip de ziyaret edenlerinizin bildiği üzere 21 Temmuz doğum günümdü. Okyanusaşırı memlekette olduğum için malumunuz yaşgünümü internet yoluyla kutladım sevdiklerimle. Burada ise ben, Gizem ve Türker'in de aynı gün izin günümüz olduğu için New York City'de bara gitmeye karar verdik. Saat 8 gibi New York'taydık. İş arkadaşlarımızdan o gün çalışanlar olduğu için 10'a kadar onları beklememiz gerekiyordu. McDonalds'ta yemek yerken muhabbetler edildi. Telefon konuşmaları yapıldı. Gecenin en komik cümlelerini burada kurduk denebili. Yediği menüyle doymayan bendeniz, oturduğum yerden kasaya doğru bakıp "Bir pattes daha mı yesem ki?" diye kendi kendime soru sordum. "Pattes" lafını duyan Gizem "Pattes?!?!" dedi yüzündeki "ay egeliye bak kuzum benim" ifadesinin sevecenliğiyle. Hemen bu diyalogun ardından Türker "Benim pattesimden yisenize yav!" dedi. Ard arda gelen bu ege esintili sözcük öbekleri kahkahalara boğulmamıza neden oldu. Hala lafı geçiyor ve gülüyoruz bu duruma. Yemek sonrasında McDonalds'tan çıkıp daha sonra bize katılacak olan arkadaşlarımızı beklemek için yakındaki bir bara gittik. Şansımıza saat onda karaoke başlayacağını öğrendik. Doğum günüm olmasının gazıyla atladım ve ilk şarkıyı söyledim. Gecenin ilerleyen saatlerindeki durumumu düşününce, Born to Be Wild söyleyerek çok iyi yapmışım şimdi anladım.&lt;br /&gt;O bardan ayrıldıktan sonra Times Meydanı'nda diğer arkadaşlarımızı beklemeye başladık. Tabi yeni fotoğraf makinemizi de almışken fotoğraflarımızı da çekildik.&lt;br /&gt;Arkadaşlarımız gelince, gideceğimiz bara doğru yola çıktık. McSorley's adlı çok eski bir bara gittik. Atmosfer olsun diye mi yoksa gerçekten mi öyle bırakmışlar bilmiyorum ama çok eski yuvarlak masalar, tahta zemin, her yerde yıllanmış resimler ile çok hoş bir bardı burası. Ayrıca açık ve koyu olmak üzere iki çeşit bira üretiyorlarmış. Bira istediğinizde, normal bira bardağından biraz daha küçük olanından iki bardakla servis ediliyor. Tabi bardaklar küçük olup, bizde de doğum günü gazında olunca tekila içer gibi fondip yaptık. Bu barın kapanması üzerine yakınlardaki başka bara 10 dolara 5 tekila içmeye gittik. Bu bar da kapanana kadar tekilalar içildi. Daha sonrasında başka bar arayışına girildi. Zaten içilmiş biralar ve tekilaların etkisiyle kafam çok iyi hale gelmişti. En sonunda kapalı bir bar son içkileri bize vermeyi kabul etti ve orada da bira tekila ikilisine başvuruldu. İşte bu noktadan sonrasını hatırlamıyorum. En son hatırladığım şey bardan çıkarken güvenlik görevlisine bizi bara aldığı için teşekkür ettiğim.&lt;br /&gt;Daha sonra Daniel'ın evine gitmişiz. Yol boyunca yaptığımız hareketlerin, deliliklerin (metroda demirlerden başaşağı sarkmak vs.) hiçbirini hatırlamıyorum(iyi ki Daniel'ın evine kusmamışım, mahçup olmadım).Ama ne mutlu bana ki fotoğraf ve videolarla bu halimi belgelemişler. İçinizde vardır tabi ki "Bu kadar içilir mi?" diyenleriniz(hatta birinizi çok iyi biliyorum hehe değil mi Çağlacan). Hatta Gizem veya Türker de böyle düşünüyor olabilir, videolardaki yüz ifadelerinden anladığım kadarıyla. Burada markette Türklerden kime anlatsam bu durumu "hiç canını sıkma, yapacaksın böyle şeyler" gibi cevaplar verdi bana sanki kötü bir şey yapmışım gibi.&lt;br /&gt;Dünyanın bir ucuna, uyumayan şehre, New York'a gelmişim. Üstelik de doğum günüm, sarhoş olup Manhattan sokaklarında delilik yapmak gibi bir macera yaşıyorum. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Ama bir nokta var haklı oldukları. Yanımda güvenilebilecek biri yokken yapılmaması gereken bir şey. Benim de yanımda Benjamin, Türker ve Gizem olduğu için bu kadar rahat davrandım.  Hayatım boyunca hiç bir şeyleri hatırlamayacak kadar içmemiştim. Onu da yapmış oldum New York sokaklarında. Daha ne...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3989479134095760573?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3989479134095760573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3989479134095760573&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3989479134095760573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3989479134095760573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/07/sermest.html' title='Sermest'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1361267032693560408</id><published>2009-07-14T23:43:00.007+03:00</published><updated>2009-07-15T00:52:45.839+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Yağmur yağıyor kaç kaç kaç</title><content type='html'>Çok şanslıyım ben demiştim değil mi?&lt;br /&gt;Ama hiç bu şansın iyi mi kötü mü olduğunu belirtme gereği duymamışım. Gene bir şanslı günümde iş çıkışı, iş yerinden bir arkadaşımızla, çalıştığımız marketin yakınlarındaki bir bara gittik. Herkes birer bira söyledi. Kısıtlı zamanımız olduğu için pek muhabbeti koyulaştıramadık denebilir. Gerçi Gizem ve Fiorella bir ara oturdular erkekleri çekiştirmeye başladılar. Normalde savunmaya geçebilecekken karnımın açlığı nedeniyle enerjimi eve dönüş yoluna saklamaya karar verdim. Bardan çıktığımızda yağmur başlamıştı hafiften. Metro yakın olduğu için pek ıslanmadık. Otobüs yolculuğumuz boyunca muhabbetimize "ne yesek?" başlığı damga vurdu. Burada şunu belirtme gereği duyuyorum. Amerika'ya geldikten sonra Türk mutfağına olan sevgi ve saygım on kat arttı denebilir. Bir mutfak kültürü bu kadara domuza bağlı, ve bu kadar yağlı olabilir. Bizim tam yağlı peynirlerimiz burada sanırım "az yağlı peynir" kategorisine girebilir.&lt;br /&gt;Otobüs yolculuğumuzun sonunda indiğimiz yerin çok yakınındaki pizzacıya uğrayıp pizza yaptırmaya karar verdik. İndiğimizde sağanak yağmura yakalandık. Koştura koştura pizzacıya girdik. İçeride çalışan bir kadın vardı. Biraz dikkatli inceledikten sonra Gizem'e "Bu kadın Türk." dedim. Tam bu sırada siparişimizi alan adam fırından ekmeğe benzer bir şey çıkardı ve o kadına "Ekmek yandı, ekmek yandı" dedi yarım Türkçesiyle. Gizem de ben de çok şaşırmıştık. Daha sonra yanımıza geldiğinde, Türkçe bilip bilmediğini sorduk ve "biraz" cevabını aldık. Daha sonra daha önce Türk olduğunu söylediğim kadını gösterip, "o Türk" dedi. Daha sonra adının Fikriye olduğunu öğrendiğimiz kadın da bize katıldı. Pizzamız olana kadar muhabbet ettik. Ama bizi en çok şaşırtan Amerikan adamın çok iyi Türkçe biliyor oluşuydu. Fikriye'ye sorduğumuzda, daha öne dört sene Türklerle çalıştığını, orada öğrettiklerini söyledi. Pizzamız olduktan sonra veda ettik ve dışarı çıktık. Sağanak yağmur altında elimizde pizza kutusuyla eve doğru koşmaya başladık. Evimiz durağa 10 dakika yürüme mesafesi olmasına rağmen, yağmurun da etkisiyle çok daha uzunmuş gibi geldi. Sırılsıklam olmuş halde eve geldik. Açlıktan kurumuş dala döndüğümüz için ıslanmış olmamız umrumuzda değildi. Hemen üstümüzü değiştirip yemeğe oturduk. Erkesi gün kalktığımda ise boğazlarım davul gibi şişmiş, vücudumun heryeri ağrıyordu. Bir senedir hasta olmamak için direnen bendeniz(ki olmadım bir sene iki ay boyunca) bir pizza ve New Jersey yağmuruna yenik düştüm. İki gündür izin günüm olduğu için dinlenme fırsatı buldum ve şimdi ilk güne göre çok daha iyiyim boğazlarım hala şiş olsa da.&lt;br /&gt;Kesin übersonik saçlarımın güzelliğini kıskanan amerikalıların kem gözlerine kurban gittim ben kesin...&lt;br /&gt;Hasta halimle eve gelip internetten AC/DC konserinin biletini de aldım. Rock'n'Roll hastalık dinlemez...(Türkiye'ye döndüğümde kıçımda patlayacak olan kredi kartı borcu da hastalık dinlemez tabi)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1361267032693560408?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1361267032693560408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1361267032693560408&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1361267032693560408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1361267032693560408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/07/yagmur-yagyor-kac-kac-kac.html' title='Yağmur yağıyor kaç kaç kaç'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-256619812008672315</id><published>2009-07-10T00:19:00.015+03:00</published><updated>2009-07-15T00:13:33.501+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Gerçekleşen Hayal No.1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/Slgq5RfdP5I/AAAAAAAAACQ/v8ywmxVyW9U/s1600-h/DSC00872.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/Slgq5RfdP5I/AAAAAAAAACQ/v8ywmxVyW9U/s320/DSC00872.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357078920193458066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çok şanslıyım ben demiştim değil mi? Evet demiştim.&lt;br /&gt;Umarım bu şekilde söylenmeye de devam ederim.&lt;br /&gt;Bir önceki yazının sonlarına doğru bahsetmiştim The Offspring konserine gideceğimi. Ve gittim...&lt;br /&gt;Ama önce günün erken saatlerine dönelim...&lt;br /&gt;Saat 10'da iş yerimizden arkadaşlarımız Hatice, Fatma ve Denise(Deniğs diye okuyun) ile buluştuk metro istasyonunda. Denise Bronx'ta oturduğu için bizi Bronx Hayvanat Bahçesi'ne götürmek istediğini söylemişti. Biz de davetini geri çevirmedik. Hatta bize sandviç hazırlama (veya hazırlatma) zahmetine bile girmiş. Kendisi  hayvanat bahçesini daha önce çok gezdiği için  tüm gezi boyunca bizim rehberimiz oldu. Hayvanat bahçesini avucunun içi gibi bilecek hale geldiği için rehber sıfatını ziyadesiyle hakediyordu. Bu kadar iyi geziye rağmen beş Türk, aramızda Türkçe konuşma'nın dozunu arttırınca Denise'i ortama yabancı bıraktık. Fatma ve Hatice 3 yıldır burada oldukları için ve sanırım pek Türk yaşıtları sayılabilecek, beraber gezebilecekleri kişiler bulamadıkları için durmadan Türkçe konuşuldu ortamda. Tabi bu Denise'i sıktı. Kendisi de günün ilk başlarında hiç telefonuna bakmazken, ilerleyen saatlerde durmadan telefonda WLM'den yazışmaya, annesiyle telefonda konuşmaya başlayarak bu duruma tepkisini gösterdi bir nevi. Bunun farkına vardığımda biraz geç kalmıştım.  Bizi ağırlayan evsahibemize büyük saygısızlık oldu. Ama bunu elbet telafi edeceğiz ilerleyen haftalarda.&lt;br /&gt;Bronx'tan dönüşte Denise bizden ayrıldı. Beş Türk olarak Times Meydanı yakınlarındaki McDonalds'da oturup bir şeyler yerken muhabbet ettik bolca, sanki tüm gün boyunca etmemişiz gibi. Yazış tarzımdan çok kötüymüş gibi gözükse de, aksine çok eğlenceliydi bu sohbetler. Gün sonuna doğru herkes gülmekten karnına ağrımış bir şekildeydi. (dipnot: koskoca mcdonalds'a tek kişilik tuvalet koymayı akıl eden insanı selamlıyorum.)&lt;br /&gt;Saat 7:00'da konser kapıları açılacağı için, bu saate yakın bir zamanda kalktık McDonalds'dan. Hatice ve Fatma'dan ayrılıp konser salonunun yolunu tuttuk. Salona yaklaştığımızda uzunca bir sıra gördük ve sonuna doğru ilerledik.  Konser salonunu girişine tam "U" çizdik. Uzun bir kuyruktu. Buna rağmen kapılar açıldığında hızlıca ilerledi sıra ve on dakika geçmeden içeriye girmiştik. Konser salonu aslında bir Ball Room balo salonuydu. Parkeden bir dans pisti vardı.  Biralarımızı alıp beklemeye başladık. Konserde dikkatimi çeken bir nokta ise yaş ortalamasıydı. Bir punk konseri olarak düşündüğünüzde tahmin edeceğinizden çok daha yüksekti yaş ortalaması(The Offspring'in uzun soluklu bir grup olmasının bunda etkisi büyüktür herhalde). Etrafta her yaştan insan vardı. Hatta yanımızdaki bir ailenin erkek ferdiyle muhabbet etmiştim ve o adam en az 40 yaşında biriydi. Bunun dışında konsere gelenlerin yüzde 80inin herhangi bir punk tipinde olmadığını görmek sevindiriciydi. Punk ruhunu yaşatacağım diye kendine işkence eden gençleri görmemek mutlu etti beni.Bu sırada sahneye bir adam çıktı. Ses denetimi yapacağını düşünürken gitarıyla beraber mikrofona yaklaştı ve seyirciyi selamladı. İki alt gruptan birinin kendisi olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Elinde bir klasik gitar ile başka bir enstrüman olmadan şarkılarını söylemeye başladı. Tam bu sırada ABD'nin en güzel yanlarından birini daha anladım. Burada insanlar altgruplara saygı gösteriyordu. Her şarkı bitiminde tüm salon alkışlıyor, beğendikleri bir şarkı olmuşsa da ıslıklıyorlardı. Yaklaşık yarım saatlik bir icradan sonra seyirciye veda etti şuan ismini hatırlayamadığım şarkıcı. Çok geçmeden ses denetimi başladı. Sıra Sum 41'deydi. Şanslı olduğumu söylemiştim değil mi? The Offspring için bilet almaya gittiğimde alt grup olarak Sum 41'in çıktığını öğrenince çok sevindim. Kendilerini de çok sevdiğim için bir taşla iki kuş(The Offspring'i daha büyük ele alırsak bir buçuk kuş) vurmanın tatmini yaşadım Manhattan sokaklarında.&lt;br /&gt;Sum 41 de harika bir icra ortaya koydu. Özellikle solistlerinin seyirciyle etkileşimi had safhadaydı. Ya seyirciyle konuşuyordu ya da şarkıyı yavaşlatıp, seyirciyi de şarkıya dahil edip öyle devam ediyorlardı. Davulcuları dışında tüm grubun enerjisi rahatça görünüyordu. Grubun en enerjik ve sempatik elemanı olan davulcularının o gün neyi vardı bilemiyorum tabi ki. Yine de çok iyi bir konser icra ettiler. Bu konser sırasında pogo yapanlardan rahatsız olan Gizem ve Türker arka taraflara doğru gittiler. Ben de onlarla çıkıp daha sonra kalabalığa geri karıştım. Geri döndüğüm noktada önümde otuzlarında olduğuna inandığım bir kadın vardı. İçindeki punk ruhunun ölmediğini görünce çok sevinmiştim tabi ki. Fakat konser boyunca önümde zıplaya zıplaya bana baya bir yaklaştı. Bu yakınlaşma gittikçe bir önceki yazıda bahsettiğim club ortamındakine dönmeye başladı. Ben uzaklaşmaya çalıştıkça(ki bu zordu, arkamdaki insanları ittiremiyordum sonuçta) kadın da bana doğru geliyordu. Tekrar bir kaçma eylemi sırasında arkama baktım. Arkamdaki adamla gözgöze geldik. Bir bana, bir kadına baktı ve bir anda durumu anlayıp gülmeye başladı. Böylelikle Punk'ın da dirty dance'e kayabileceğini tecrübe etmiş oldum.&lt;br /&gt;Daha sonra gecenin en büyük ismine geldi sıra. Işıklar kapandı, Stuff is Messed Up davul ritmi başladı. Bir anda sahnenin sağ tarafından Noodles fırladı. Gitarının sesini açmayı unuttuğu için ilk vurduğu riff ıska geçti. Hemen düzeltip devam etti. Bir anda sakin duran kalabalık deli gibi öne ve arkaya sallanmaya başladı. Gizem ve Türker gene arkalara kaçtılar hal böyle olunca. Ben ise konserin ilk yarısını sahneye daha yakın bir yerde yarnımdaki tanımadığı insanlarla zıplayarak, bağıra çağıra şarkı söyleyerek geçirdim. Ara verildiğinde tam da The Offspring'den beklenecek bir şey oldu sahnede. Birden sahne görevlileri kafalarında meksikan meşhur büyük şapkaları giyip çıktılar. Arkadaki dev led ekranda "intermission" yazısı ve Ixnay on the Hombre albümündeki intermission parçasının biraz daha uzun hali çalmaya başladı. (merak edenler için şarkı : http://www.youtube.com/watch?v=DxtmQDCyLE8 ) Bu sırada bir görevli seyirciye el sallatırken, bir diğeri elinde baloncuk yapan aletle sahnede oradan oraya zıplıyordu. Daha sonra bir başkası da gelip top çevirmeye başladı. The Offspring'den başka bir şey de bekleyemezdim tabiki. Sonuna kadar harika bir konser icra ettiler ilerlemiş yaşlarına rağmen. Dexter'ın birazcık şişmanlaması dışında hiçbir olumsuz yön bulamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSC00871.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img style="width: 493px; height: 656px;" src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSC00871.jpg" alt="Photobucket" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi düşünüyorum da, hala hayal gibi geliyor. Küçüklüğümden beri dinlediğim, belki de beni rock müziğe alıştıran grubu sonunda canlı olarak izledim. Rüyanın gerçekleşmesinin nasıl bir şey olduğunu şimdi anlıyorum. Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmuş muydum bilemiyorum. Hala bu büyülü olayın etkisi altındayım. Konser bittikten sonra bu büyülü andan bir anı daha istediğimi farkettim. Gündüz hayvanat bahçesini gezerken fotoğraf makinesinin şarjını bitirdiğimiz için doğru düzgün resim çekememiş olmanın burukluğunun bunda etkisi büyüktü elbet. Cebimde beş kuruş para olmamasına rağmen arkadaşımdan borç alıp bir The Offspring tişörtü aldım. Şuan kendisini hiç giymemeyi planlıyorum. İleride fikrim değişir mi bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vay be Zımbılik... The Offspring'i de izledin ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Darısı AC/DC konserinin başına. Onu da izlersem zaten ölsem de gam yemem bu dünyada.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-256619812008672315?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/256619812008672315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=256619812008672315&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/256619812008672315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/256619812008672315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/07/gerceklesen-hayal-no1.html' title='Gerçekleşen Hayal No.1'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/Slgq5RfdP5I/AAAAAAAAACQ/v8ywmxVyW9U/s72-c/DSC00872.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3783758625915422364</id><published>2009-07-07T17:58:00.005+03:00</published><updated>2009-07-07T19:08:21.846+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Dirty Keramet</title><content type='html'>Çok şanslıyım ben. Ya da sadece Amerika toprakları içerisinde şansım yaver gidiyor. En son bıraktığım yerde işveren ile görüşmeye gitmiştik hatırlarsınız. İşverenimiz ile görüşmemiz çok güzel geçti. Daha sonra markette görev dağılımı yapıldı. Gizem ve ben kasiyer olarak, Türker reyon görevlisi olarak işe başlayacaktık. "Ne zaman başlayabilirsiniz?" dediler. "Ne zaman isterseniz." cevabını alınca ertesi gün gelmemizi söylediler. WAT konusunda tecrübeli olan Gizem çok şanslı olduğumuzu, genelde öğrencilerin 1 hafta sonra işe başlayabildiklerini söyledi(Şans+1). O günün akşamına Tolga adlı arkadaş bizi club'a götürdü. İçeri girdiğimizde ortam çok güzel gözüküyordu. Herkes dans ediyor, içkilerini içiyordu. Barın en güzel tarafı ise müziğin sesini sonlayıp insanların kulaklarına tecavüz etmeyişi sanırım. Ses herhalükarda yeterince fazla ama Türkiye'de kulaklara çok daha fazla zarar veren sistemler kullanılıyor. Buraya kadar her şey normal. Dans pistini dikkatlice incelemeye başladığımda çok ilginç bir şey farkettim. Dirty dance denilen tür zaten had safhada ona değinmiyorum, ama Türkiye'deki apaçilerden tiksinen kadınlarımız, buraya gelseler ne yaparlar tahmin bile edemiyorum.  Şöyle bir sane düşünün. Ortada dans eden iki kadın var. Etrafında ise kendini hafif ritme vermiş dört veya beş erkek. Daha sonra bu erkeklerden ikisi ortada dans eden kadınlara yavaş yavaş yaklaşıyor. Elini beline koyup adını kendine çekiyor ve dans etmeye(dirty) başlıyorlar. Kadın belli bir süre dans ediyor adamla ve sonra yavaş yavaş kaçıyor adamdan. Daha sonra başka adamlar geliyor kadınların arkalarına. Bu sahne o kadar çok tekrarlandı gözlerime inanamadım. Tolga bu duruma alışmış hatta bu olaya "girmek" demeye bile başlamış. Türker'e "3 deyince giriyoruz." gibi ilginç cümleler bile söylüyordu. Tabi onlar dans ederken Gizem ile ben beraber takıldık. Onu yalnız bıraksam kim bilir kaç apaçi gelirdi yanına. Hatta tuvalete gittiğim sırada yanına birileri gelmiş "dans edelim" gibi laflar geveliyordu. Çektim yanından hemen. Bana çok garip gelen bu durum aslında buradakilerin hiç de umrunda değil. Türkiye'de olsa kadınlar direk erkeği güvenliğe söylerken burada önce biraz dans ediyorlar sonra yavaşça reddediyorlar yanlarından ayrılarak. Reddetmenin en az moral bozan yolu gibi bir şey sanırım. Bu ilginç gecenin ardından ertesi gün işe gittik. İşe gitmek için ne kadar yol gideceğimizi en son yazıyı yazdığımda kestirememiştik. Ama artık en fazla 40 dakikada işte olduğumuzu biliyoruz. Evin yakınlarındaki duraktan otobüse biniyoruz , üç durak sonra Port Authority denilen otobüs garında oluyoruz. Oradan metroya geçip üç durak daha gidiyoruz. İşte bu yüzden 3 sayısının kerametine inanmaya başladık.&lt;br /&gt;İşteki ilk günümüz çok yorucu geçti. Ayakta bu kadar uzun süre durmaya alışmamış olduğu için bünyemiz "kara sular" ile tanıştık ayağa inen. Cidden çok şanslıyım ben. Marketin muhasebesinde çalışan Berrin Hanım, insan kaynakları müdürüne "bu gençler öğrenci paraya ihtiyaçları var, haftada 40 saate çıkar mesailerini" diyerek bizleri çok sevindirdi. Burası cidden pahalı olduğu için zaten paraya ihtiyacımız vardı.  O yorgunlukla işten çıktıktan sonra nasıl bir fantazi ise 4 Temmuz kutlamalarını izlemeye gidelim dedik. Ama nereye ve nasıl gideceğimizi bilmiyorduk. Dolayısıyla akın akın giden kalabalığı takip etmeye başladık. Uzun bir yürüyüşten sonra yorgunluktan bitap düşüp yere oturdum. Nereye gittiğimizi bilmediğimiz için sormaya karar verdik. Ama kime sorduysak kalabalığı takip ettiğini söyledi. Neyse ki çok fazla gitmeden havai fişekleri izleyebileceğimiz yeri bulduk. Havai fişek gösterisini kesinlikle bu zamana kadar izlediklerimin en güzeliydi. Keşke İstanbul'daki 29 Ekim Kutlamaları da bu kadar güzel yapılsa. Ama hakkını yemeyelim bizimkiler de çok iyi iş çıkardı geçen sene. Otobüs garına dönüşümüz ise daha bir eğlenceliydi. Binlerce insan yolları kapayıp trafiğe izin vermedi. Korna çalan arabalara bağırarak(direk arabaya değil, rastgele) cevap verdiler. Biz de bağırdık tabi. Özellikle bir alt geçide benzeyen yerde yankı da yaptığı için ses çok güzel oldu. Eve geldiğimizde ayaklarımız beter haldeydi. Ama yavaş yavaş alışmaya başlıyoruz bu duruma.&lt;br /&gt;Bunların dışında benim için en heyecan verici şey tabi ki de The Offspring konseri oldu. Yarın gerçekleşecek olan bu konsere biletimi bugün aldım. Çocuklar gibi mutluyum. Hayatımda en sevdiğim gruplardan biri olan The Offspring'i canlı izlemeden ölmeyeceğim için(inşzeus) çok mutluyum. Bir diğer heyecan verici olay ise gene The Offspring sayesinde oldu. Konserin gerçekleşeceği yeri ararken koskoca reklam panosunda 31 Temmuz AC/DC konserini görünce kendimi kaybettim. Ona henüz bileti alamadım ama en kısa sürede alacağım. Kaçırmamam gerek, bir daha böyle bir şansım olacağını düşünmüyorum. Türkiye'ye gelmeye niyetleri yok çünkü.&lt;br /&gt;Gerçekten şanslıyım ben. Belki de o yüzden bana Lucky demeye başladılar markette. Tamam, bu ismimin ingilizcede "luck" anlamına geldiğini söylememden  sonra olan bir şey. Ama çok uygun değil mi sizce de?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3783758625915422364?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3783758625915422364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3783758625915422364&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3783758625915422364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3783758625915422364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/07/dirty-keramet.html' title='Dirty Keramet'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-1562816051350551566</id><published>2009-07-04T10:30:00.002+03:00</published><updated>2009-07-04T10:33:59.040+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sergüzeşt'/><title type='text'>Macera Başlasın</title><content type='html'>Gene uzun süre oldu buraya yazmayalı. Daha önce hakkında yazdığım final dönemi çok zamanımı aldı. Daha sonra da Amerika hazırlıkları ve veda seremonileri başladı. Elimden geldiğince tüm arkadaşlarımla görüşmeye çalıştım. Şimdi ise bu satırları size New Jersey'deki evimizden yazıyorum.&lt;br /&gt;İlginç bir yolculuk oldu. Sabaha 6.15 uçağı olduğu için geceden havaalanında olduk. Tabi bu yolculuğa uykusuz başlamak demekti. Çok da önemli değildi tabi. İlk defa yurtdışına çıkıyoruz biraz uykusuzluk mu bizi etkileyecek. Uçağa 1 saat kala pasaport kontrolünden geçip kendimizi FreeShop'un engin denizine bıraktık. Tam rakıları almış giderken kasada aktarmalı uçuş olduğumuz için içkileri elimizden alacaklarını söylediler. Hüzne boğulmuş bir şekilde uçağa bindik. 2 saat sonra Roma'ya iniş yaptık. Hayatımda içinde bulunduğum en soğuk havaalanı olmayı başardı kendisi, tabi hayatında 3 tane havaalanında bulunmuş olmam konumuz değil. İstanbul Atatürk Havalimanındaki FreeShop'ta hayal kırıklığına uğrayan bizler koştura koştura rakı aramaya başladık. Bulabildik mi? Hayır. Yine bir hüzünle gezinmeye başladık. Ayrıca Roma havaalanında hayatımda içtiğim en güzel sallama poşet çayı içtim. Gizem de Türker de çay konusunda benimle hemfikirlerdi.&lt;br /&gt;2 saatlik Roma maceramız da son buldu(havaalanı ne kadar Roma sayılırsa). Uçağa doğru yollandık. İkinci uçuşumuz başladı. Bu sırada ilk saptamamı yaptım. Alitali hava yolunun hostesleri çirkin! Hostları da aksine yakışıklı sayılır. Gizem'den geçer not aldılar mesela. Tek güzel hostesler havaalanında yer hostesleriydi. Gençliğimiz boyunca fantazilerimizi süsleyen hostesleri çirkin görmek tabi hayalkırıklığı, tıpkı tüm hemşireleri macera(!) filmlerindeki gibi sanıp sonra hastaneye gidip gerçekleşme yüzleşmek gibi bir şey. Ama ne yapalım umudumuzu kaybetmeyi sevmiyoruz fantazi konusunda.&lt;br /&gt;8 Saatlik uçuş sonrasında Amerikan topraklarına iniş yaptık. Tabi bu anı görüntülemek isteyen bendeniz, göçmenlik işlerinin yakınlarına geldiğimde bir görevli tarafından kamerayı kapatmam gerektiği yoksa tutuklanacağımı belirten uyarıyı aldım. Daha destur demeden tutuklanmam cidden ilginç olurdu.&lt;br /&gt;Göçmenlik işlemlerini de hallettikten sonra Gizem'in buradaki arkadaşı bizi aldı ve biraz gezdirerek evimize getirdi. Şuan bu satırları önümüzdeki iki buçuk ay boyunca oturacağım evden yazıyorum sizlere. The Sims serisindeki mahallelerden birinde gerçekten yaşayacağımı hiç düşünmemiştim. İstanbul gibi kaotik bir şehirden sonra bu kadar düzenli şehre gelince insan afallıyor. Bu düzenin dışında bizi belki de en çok şaşırtan ise, arabaların yayalara yol vermesi oldu. Yaya geçidinden karşıya geçmek için duran bizi gören araçlar 100m.den yavaşlayıp duruyorlar. Hatta ilk seferinde, yolda sadece bir araç vardı. O geçsin, öyle karşıya geçeriz diye düşünürken adam durdu ve bize yol verdi. O şaşkınlıkla Türkiye'de yaptığım gibi "yol verdiğin için sağol"&lt;br /&gt;anlamına gelen hareketi yaptım kafamı hafifçe öne doğru eğiğ selam vererek. Adam da bu duruma şaşırdı büyük ihtimalle ki bana garip garip baktı. Alışmamız zor olmaz herhalde bu duruma. Her yol veren araca selam verirsem deli sanabilirler.&lt;br /&gt;Bugün Türkiye'deki şirketin görevlisiyle buluşup çalışacağımız yere gideceğiz. Onun dışında evin yakınlarındaki süpermarketlere de başvuracağız. Aynı parayı kazanacak olduktan sonra 1 saat yol gitmek gerekmez diye düşünüyoruz.&lt;br /&gt;Yeni bir macera başlıyor sevgili Zımbılik. Yeni tecrübeler seni bekliyor. Belki Seviye bile atlarsın. O yüzden sana "Hayda Breh" diyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-1562816051350551566?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/1562816051350551566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=1562816051350551566&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1562816051350551566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/1562816051350551566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/07/macera-baslasn.html' title='Macera Başlasın'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-525268928489674548</id><published>2009-06-26T22:41:00.004+03:00</published><updated>2009-06-26T23:03:35.620+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='(art) of the Muses'/><title type='text'>Vay be üstad...</title><content type='html'>&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=87_02_00_smooth_criminal_54.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img style="width: 531px; height: 407px;" src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/87_02_00_smooth_criminal_54.jpg" alt="Photobucket" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Vay be üstad! Sen de göçtün bu diyardan. Yaşıtlarım ve +-5 yaşlardaki bir neslin hayatına damga vurmuş büyük bir insandın sen. Sadece ülkem değil tabi ki. Tüm dünyayı bu derece sarsmış kaç kişi var ki acaba. Müziğiyle, danslarıyla... Hangimiz moonwalk yapmak için uğraşmadı  ya da Smooth Criminal videosundaki öne eğilme hareketinin nasıl yapıldığı hakkında fikir yürütmedik ki?Her Seinfeld jeneriği başladığında seni andık, dans ettik. Hakkında çıkan bir sürü habere, suçlamalara rağmen sen hep harika işler çıkardın. Takdir edilesi bir yetenek bu. Hatta on dakika önce senin ameliyatla derini beyazlattığına inanan bir kişiyi daha doğru yola döndürdüm.&lt;br /&gt;Tüm harika müzisyenlerin, harika insanların saygısını kazandın. Bir değil belki de iki neslin hayatını etkiledin be üstad. Ama birliktelik bu kadarmış. Gerçek Neverland'e yelken açtın. Arkandan milyonlarca seven ise elinde mendilleri seni uğurladı. İyi yolculuklar üstad.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-525268928489674548?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/525268928489674548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=525268928489674548&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/525268928489674548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/525268928489674548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/06/vay-be-ustad.html' title='Vay be üstad...'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-4551988353317487461</id><published>2009-06-14T02:01:00.003+03:00</published><updated>2009-06-14T02:26:57.527+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Defter'/><title type='text'>Arızayı Seven Adam</title><content type='html'>Bu sabah 9.30 civarı İstanbul'a ayak basmış bulunmaktayım. Ümraniye'ye kadar otobüs şirketinin servisi ile gittim oradan da taksiye binip eve gidecektim. İndiğim yerden biraz yürüyüp taksinin rahatça durabileceği bir noktaya geldim. Bir taksi durdurup, bindim. On metre gittikten sonra kırmızı ışığa yakalanınca taksi şoföründen okkalı bir küfür geldi. Başladı "istanbul, trafik, istanbulda taksicilik" konulu yakınmalara. Derken "memleket neresi?" sorusunu yöneltti bana. "Muğla." diyerek cevap verdim. "Muğlada taksicilik nasıl?" sorusuyla muhabbetimiz devam etti. Tabi ben başladım "Muğla'nın sosyo-ekonomik ve fiziki durumu ile taksicilik mesleğinin ilişkisi" konulu seminer konuşmama. Konuşmamın henüz başlarında iken şoför birden "Aha memelerini gördüm." dedi. Ne olduğu konusunda hiçbir fikri olmayan bendeniz, adamın da işaret etmesiyle camdan dışarı baktım ve ortalamanın biraz üstünde dekolte giyinmiş sarışın bir kadın gördüm. İşin komik yanı bu sırada hala "taksicilik ve muğla" seminerime devam ediyordum. Taksi şoförü birden konuşmanın gidişatını farklı bir yöne çekti beni susturarak:&lt;br /&gt;"Bak şimdi ya, ayıp be kızım ya, eğildin gördüm bak. İnsan içine bir şey giyer. Bak eğildin gördüm günaha girdim. Hayır yani bir anda gözüme takıldı yani, ikinci defa bakmadım, baksaydım daha günah, ama insanlık hali bir an takıldı işte gözüme eğilince. İçine bir şey giysene, böyle bir şeyler var giyiyorlar(eliyle göstererek), tutuyor, gözükmüyor falan. Hayır şimdi ikimiz de günaha girdik be kızım. Gördüm ben memelerini yani olmadı şimdi."&lt;br /&gt;Gülmemek için kendimi zor tutarak sadece "Bir şey olmaz ya." diyebildim. Hayır adamın bir anda konuyu cinsellik ve din'e getirmesine mi yoksa, kadınların giysileri hakkında ne denli tecrübeli olduğuna mı gülsem bilemedim. Kendi kendime; "ulen İstanbul, gene yaptın şakanı adım atar atmaz" dedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-4551988353317487461?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/4551988353317487461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=4551988353317487461&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/4551988353317487461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/4551988353317487461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/06/arzay-seven-adam.html' title='Arızayı Seven Adam'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-3234357529084405365</id><published>2009-06-08T15:02:00.004+03:00</published><updated>2009-06-08T17:51:18.418+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Defter'/><title type='text'>Hoşgeldin Defter</title><content type='html'>Yeni bir bölüm açmanın zamanı gelmişti şu gizli saklı mekana. Yeni bölümde biraz da olsa ciddiyetimi kırıp bu günceye bir günlük gibi davranacağım. İsminin defter olmasının sebebi de bu yüzdendir. Yaşadığım kayda değer günleri, anları buraya yazıp, ileride okuduğumda zamanın yükü altında ezilip kaybettiği o canlı görüntüsünü tekrar kazandırmaya çalışacağım. Başlangıcı da çok güzel bir İzmir macerasıyla yapacağım.&lt;br /&gt;Finaller öncesi tüm senenin iş ve diğer meşgaleler yorgunluğunu atmak için Yatağan'a geldim. Facebook'tan yaptığımız muhabbetlerde Aslı durmadan "hediye yaptım sana, ama nasıl vereceğim bilmiyorum" diyordu. Velhasıl cuma günü "hayda breh" ses efektiyle kendisine "yarın geliyorum" dedim ve ertesi gün İzmire yollandım. Aslı'yla buluşup kahvaltı yapacak bir yer aramaya başladık. Bu sırada Aslı bana yaptığı hediyeyi koyduğu kutuyu sıkı sıkı tutuyordu. Hileye başvurup çalma girişimlerimi de başarıyla savuşturdu. Muhabbet ede ede rastgele bir kafe arayışına girdik ve güzel bir yer bulup oturduk. Bir gün öncesinden hediyenin sunumunu bile hazırlamış olan Aslı, kendisini aramamı söyledi. Aradım. Bir anda tüyleri diken diken eden Ederlezi çalmaya başladı. Aslı kutuyu açtı ve içerisinden harika bir minyatür dilek ağacı çıkardı. Elleriyle hazırlamış (Gökhan'ın da burada yardımlarını es geçmeyelim kendisine buradan kocaman teşekkürlerimizi iletelim). Böyle bir hediye hazırlayıp da hala neden günler boyunca "ya beğenmezse"  endişesi taşıdığını anlamış değilim. Aldığım en anlamlı ve güzel hediyelerden biriydi. Hatta benim dışımda tüm kafe çalışanları, müşterileri de çok sevdi ve birer ip bağladılar minyatür dilek ağacına.&lt;br /&gt;Tabi hediye odaklı değildi tüm gezintimiz. Ettiğimiz muhabbetlerin içerisinden bir düzine "süper epik" kategorisine sokulabilecek konuşmalar çıktı. Din konusunda Aslı'nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Ilımlı Müslüman&lt;/span&gt;" söz öbeğini kısaltarak ortaya çıkarttığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"isliman"&lt;/span&gt; kelimesi bunun en güzel örneklerinden biridir. Daha sonra sahil kenarında bir yere oturma amacıyla başladığımız hicret de ayrı bir güzeldi. Hicret diyorum çünkü "şu bayrak direklerinin oraya gideceğiz" diyerek beni kandıran Aslı Mavişehir'e kadar yürüttü. İstanbul'da, Haliç boyunca yaptığım yürüyüşü kilometre bazında geçmiş bulunmaktayım artık. Aslı sayesinde 5.11 km yürümüşüm(Haliç 3.08 km imiş), google earth'den yaptığım hesaplamalar doğruysa. Yürümeye değildi tabiki itirazım. Denizden gelen o koku eşliğinde yürümekti. Garibim de "ya önceden kokmuyordu buralar, sana denk geldi" diyerek, misafirliğe gittiklerinde hiç yapmadığı şeyleri yaparak ailesini hafiften rezil eden küçük çocuk rolündeki İzmir'e sitemlerini sundu. Akşam 8'e kadar muhabbet, gırgır, şamata olarak adlandırdığımız üçlü devam etti. 8.30 gibi otogara gitmek üzere servise bindim. Ama sanırım doğru düzgün teşekkür edemedim. Çok teşekkürler Aslıcım.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=DSC00849-1.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/DSC00849-1.jpg" alt="dileka&amp;amp;#287;ac&amp;amp;#305;2" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-3234357529084405365?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/3234357529084405365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=3234357529084405365&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3234357529084405365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/3234357529084405365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/06/hosgeldin-defter.html' title='Hoşgeldin Defter'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-8158403651080375449</id><published>2009-06-05T01:30:00.006+03:00</published><updated>2009-06-05T02:39:04.138+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir'/><title type='text'>Tensión</title><content type='html'>7 aylık zorlu maratonun sonunda kendimi küçük bir tatile attım ve Yatağan'a geldim. Hiçbir şey yapmamanın o hafifliğini özlemişim demek isterdim ama diyemiyorum. Biraz sancılı geçecek sanırım bu süre. 2 Temmuz Amerika yolcusu olmamız kesinleşti. Sevgili okulum bir kıyak yaptı, 23-24-25 haziran tarhilerine de tüm sınavlarımızı sıkıştırdı. Aslında bölüm derslerimi pek düşünmüyorum çünkü alttan almaya razıyım. Ama İspanyolca sınavını kesinlikle vermeliyim. Sırf bunun için arkadaşıma derste işlenen konuları fotokopi çektirip kargo ile bana yollamasını bile istedim. Seneye Ek-dil İspanyolca dersinin verilip verilmeyeceği hala muamma olduğu için, işi riske atmayıp bu sene vermeliyim. Bütünleme sınavına bile girecek vaktim olmayacak çünkü. Üstüne bir de son katılabildiğim derste hocanın "Zaten sınıf 30 kişi, Uğur çok istedi kırmadık onu da kattık 31 oldu, ama o da derslere gelmedi." diyerek laf sokması da ayrı bir güzellik oldu benim için. Ders çıkışı konuştuğumda "sınavda iyi yaparsan ve ödevi de hazırlarsan devamsızlığın sorun olmaması için elimizden geleni yaparız." sözünü aldığım için bu tatilde kendimi İspanyolcaya vermem gerekiyor. Tüm bu düşünceler zihnimde uçuşurken, bir yenisi ve biraz da büyükçesi ekleniyor. İş ve okulu neden sürdüremedim? Çok rahat ders çalışma fırsatım olduğu halde kaç defa doğru düzgün çalıştım? Tamam belki ikinci dönem proje ayağına çok daha zorlu bir iş hayatı geçirdim ama nice insanlar benimkinden çok daha zorlu bir işte çalışıp, okulda da çok iyi işler çıkaran insanları duydukça bu rahata düşkün halime lanet okuyorum. Arkadaşlarımla zaman geçirmek, oyun oynamak için bir sürü bahane uydurabilirken bu süre boyunca ders çalışmak için hiç mi bahane uydurmazsın ey akıl? Ama işte simya kuralları; eşit değerde bir şey vermeden, istediğin şeyi elde edemezsin. Şuan bu stresin üzerimde oluşunun sebebi tabi ki de benim. "Keşke" demeden yaptığımı kabullenip telafi etme zamanı geldi. Bu tatilde iyi bir çalışma ile üstesinden gelirim çoğu şeyin. Zor olacak ama başarmalıyım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-8158403651080375449?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/8158403651080375449/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=8158403651080375449&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8158403651080375449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/8158403651080375449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/06/tension.html' title='Tensión'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-806116771203514653</id><published>2009-05-31T01:50:00.010+03:00</published><updated>2009-05-31T03:12:25.323+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Show must go on...</title><content type='html'>Ekim ortasından beri çalıştığım işyerimdeki son vardiyamı geçiriyorum bu gece. Çok farklı bir sene oldu benim için. Bir o kadar da zordu. Bu iş sayesinde ekonomik olarak çok rahatlarken, ilişkiler bazında da bir o kadar yıprandım. Arkadaşlarımla ve sevdiklerimle eskisi kadar vakit geçiremez oldum 7 ay boyunca. Her ne kadar onlar bana çoğunlukla anlayışlı davransalar da üzülmekten kendimi alamıyordum. Bir plan yapılırken benim işim yüzünden dahil olamamam hem onları hem beni üzüyordu. Diğer yandan ise 4 yıldır kendimi yük olarak hissettiğim ananem ve dedeme ekonomik olarak katkı yapmanın huzuru da ayrı bir tattı. Belki çok değildi katkım ama kış boyunca neredeyse tüm elektriği ben harcadığım için en azından onu ödemek benim için huzur vericiydi. Aileme de sene boyunca hiç yük olmamam bir başka artı idi.&lt;br /&gt;İş tecrübesi olarak da paha biçilemezdi tabi ki. Türkiye'de çalışanlarına bu kadar değer veren başka bir firma var mı bilmiyorum. Asgari ücretin iki katı maaş, yol, yemek(multinet'in kıyağı da güzeldi hani), sigorta, özel sağlık sigortası( ki bundan iki tane), bireysel emeklilik gibi belki de kimsenin sağlamayacağı imkanları önüne sunuyor ve bunu da çalışan ayırt etmeksizin yapıyorlar. Tabi sınırsız 4MB internet sayesinde edindiğim arşiv de cabası. Yetmezmiş gibi cuma günü iki tane pasta almışlar bana küçük bir veda partisi düzenlemişler. Herkes bahçede toplandı, pastayı kestik, tatlı yeyip tatlı uğurladılar beni. İstifamı vermeden önce çok düşündüm "acaba işi bırakmaktan vaz mı geçsem?" diye.&lt;br /&gt;Ama ideallerim daha ağır bastı herzamanki gibi. İstifaya imzamı attım. Yarın(bugün) sabah 10'dan sonra burayla hiçbir resmi bağım kalmayacak.Yirmi yıldır burada çalışıyormuş gibi bir hava yarattım farkındayım. Farklı bir his benim için. Sanırım daha önce 3 sene çalıştığım yere resmi bir bağım olmadığından ve işi zerre kadar sevmediğimden, ayrılırken bu hissi vermemişti. Bu işi çok olmasa da sevmiştim. Bu nedenle mazur görünüz dramamı.&lt;br /&gt;Şimdi geçireceğim ve eğlenceli olacağını düşündüğüm yaza bakıyorum. Malum WAT ile Amerika'ya gidiyoruz. Bu maceranın en büyük katkısı, elbette kazandıracağı tecrübe puanları dışında, istediğim davulu almak ve canlı izlemek istediğim sanatçıların konserlerine gidebilmek olacak sanırım. Zaten bu pencereden takip edeceksiniz siz de.&lt;br /&gt;Sanırım işim gibi yazıyı da noktalamanın vakti geldi. İşte bu noktada &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gösterinin devam ettiğini&lt;/span&gt; çok güzel anlatan bir sözcük öbeğini yazmak istiyorum; "Hayda Bre!"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-806116771203514653?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/806116771203514653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=806116771203514653&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/806116771203514653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/806116771203514653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/05/show-must-go-on.html' title='Show must go on...'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5306679729817732983</id><published>2009-05-19T11:31:00.001+03:00</published><updated>2009-05-19T11:34:28.201+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='(art) of the Muses'/><title type='text'>Through music...</title><content type='html'>&lt;embed src="http://www.playingforchange.com/player/widget.swf?episode=4" allowfullscreen="true" wmode="transparent" width="460" height="360"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.playingforchange.com/player/widget.swf?episode=3" allowfullscreen="true" wmode="transparent" width="460" height="360"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.playingforchange.com/player/widget.swf?episode=8" allowfullscreen="true" wmode="transparent" width="460" height="360"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...we can get enlightment.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5306679729817732983?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5306679729817732983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5306679729817732983&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5306679729817732983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5306679729817732983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/05/through-music.html' title='Through music...'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-6048478640649379190</id><published>2009-05-10T01:07:00.004+03:00</published><updated>2009-05-10T01:28:06.052+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='(art) of the Muses'/><title type='text'>Ahırkapı Hıdrellez Festivali</title><content type='html'>Bir önceki yazıda yerdiğim İstanbul'a yerleşeli dört sene oldu. Bu dört sene içerisinde hakkında herhangi bir şey bilmediğim ve bundan çok utandığım bir festivale katıldım 5 Mayıs Salı günü. 5 Yıl sonra nasıl haberim oldu diye hafızamı karıştırıyorum ama çok muğlak herşey. Sadece Ezgi ile festival hakkında konuştuğumu ve kendisinin gideceğini benim de onlarla gidebileceğimi söylediğini hatırlıyorum. Bir ay kadar önce Beneath the Ground'a gönderdiğim ve yakında burada da yayınlanacak olan bir yazı için Aslı'yı aradığımda ise aklıma geldi onu İstanbul'a ve festivale davet etmek o da sağolsun kırmadı beni. Ama kişisel olayları bırakıp daha çok festivale odalanmalıyım sanırım&lt;br /&gt; Salı günü Festival öncesi Beyazıt yarımadasını epeyce bir dolaştık. Sirkeci'de tatlılar ve taze sıkılmış meyvesuları ile festival boyunca gerekli olacak enerji ihtiyacı da karşılandı. Sirkeci Garı'ndan banliyö trenine bindik ve festival alanına doğru bir durak süren kısa yolculuğu da geride bıraktık. Bu noktada festival organizasyonu bir takdiri hakediyor zira yol boyunca etrafı afişlerle süsleyerek, yolda hıdrellez el ilanı(Türkçe ve ingilizce açıklama ve harita) dağıtan görevliler ile kaybolmanıza mahal vermemişler. Festival alanı ise tahmin ettiğimizden çok daha büyüktü. Her yerde yiyecek ve içecek standları ve tabiki de dilek ağaçları. Oganizatörler de sanırım beş senenin tecrübesiyle iki üç tane küçük sahnecik hazırlamış, ana sahnenin dışında. Bu kısımdan sonra klasik anlatımı bırakıp sadece eğlence kısmına odaklanıyorum izninizle.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=P5052132Custom.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/P5052132Custom.jpg" border="0" alt="Photobucket" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; Bilindiği ya da bilmeyeniniz varsa ben burada söyleyeyim Ahırkapı romanlarla özdeşleşmiş bir semttir. Doğal olarak festivale damgasını vuranlar da romanlar ve roman müzikleri idi. Tüm eğlence onlara bağlıydı ve herkes orada romandı. Öyle bir alan düşünün ki belki de her 20-30 metrede bir orkestra olsun hepsinin etrafında bir güruh deliler gibi dans etsin. Yukarıda bahsi geçen küçük sahnecikler dışında her kafanızı çevirdiğiniz yerde bir orkestra ve dans eden bir güruh olsun. Nasıl bir eğlence kargaşası zihninizde canlandı mı? Öyle güzeldi ki çoğu zaman insanlar dayanamayıp bu küçük sahneciklere çıkıp yanlarında oynadılar( Aslı ve Suzanna da bunlardan sadece ikisi). Bu insanları sahneciklerden indirmek için bile müzik kullanıldı. Az önce belirttiğim gibi bu küçük sahnecikler dışında festivalin her noktasında müzik fokurtuları vardı.Festival alanına girdiğiniz anda vücudunuzun göbek kısımlarını hafiften harekete iten ritmi duyuyordunuz. Alanda gezinirken adım başı vücudunuza enerji yükleyen müzikler ve o müziklerin etrafında dans eden insanları görüyor daha da bir hareketleniyordunuz. En sonunda zaten siz de dayanamayıp her adım başı içinizdeki şoparı ortaya çıkarıyordunuz. Dans etmem diyenleri bile dans ettiriyordu bu rüya mekan (bakınız.Damla,Gökçe, Can). Ortamın büyüsüne ve müziğe öyle bir kendinizi kaptırıyorsunuz ki normal bir festivalde yapacağınızın aksine ana sahnede çıkanları önemsemiyorsunuz. Çünkü bir bakıyorsunuz az önce yanlarında dans ettiğiniz adamlar şimdi ana sahnedeler. Evet en çok dikkatimi çeken de bu oldu. Son çıkan iki grup dışında, ve sadece alanda çalan müzisyenler dışında, tüm müzisyenler önce alanda insanları eğlence sarhoşu etti, daha sonra ana sahneye çıkarak bir hancı edasıyla insanların ellerindeki müzik içkisini tazeledi. Bunu sadece dikkat ederseniz görebiliyordunuz tabi o dakikaya kadar eğlence sarhoşu olmadıysanız. Öyle coşkulu bir güruh vardı ki ana sahnede Buzuki Orhan varken, sahnenin taş çatlasa 40 metre yanında, farklı bir orkestra etrafına topladığı onlarca kişiyi dans ettirdiğini görüyordunuz.&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=IMG_0923.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/IMG_0923.jpg" border="0" alt="orkest" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=P5051990Custom.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/P5051990Custom.jpg" border="0" alt="ritm" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Festivalin sona erdiği saat olan 00:00'a kadar(bir 15 dakika uzasa da bu süre) müzik ve eğlence hiç susmadı. İnsanlar kah dans etti kah şarkı söyledi kah muhabbet etti çimlere yayılarak. Festival alanından çıktığımızda Aslı'da “iyi ki gelmişim!” demişti.  Belki de uzun süredir modern düzenimizde yapamadığını yaptı bir çoğumuz ve tekar doğaya deydi vücutlarımız mühtiş ezgiler eşliğinde. Her yönüyle doğayı ve müziği kutladı oradaki insanlar. Saf eğlence vardı oksijen yerine ciğerlere çekilen. Benim gibi İstanbul'un bu baskın, kirli, stresli, hüzünlü havasından bunalan herkes orada kana kana, derin derin nefes aldı.&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=nergiz-arifoglu.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/nergiz-arifoglu.jpg" border="0" alt="alan" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;       Seneye için şimdiden planlar yapıldı. Takvimler işaretlendi. Şimdi izninizle bir sayfadır uzun ve güzel anlatmak için çabaladığım ama aslında bir kelimeyle açıklığa kavuşturabileceğim düşüncemi belirtmek istiyorum:&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;amp;current=P5052109Custom.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/P5052109Custom.jpg" border="0" alt="dilekagaci2" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;MUHTEŞEMDİ!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-6048478640649379190?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/6048478640649379190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=6048478640649379190&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6048478640649379190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/6048478640649379190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/05/ahrkap-hdrellez-festivali.html' title='Ahırkapı Hıdrellez Festivali'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5120670952619982851</id><published>2009-05-07T23:55:00.007+03:00</published><updated>2009-05-08T00:34:18.593+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir'/><title type='text'>Dinlemiyorum</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Önce hafiften bir rüzgar esiyor;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Yavaş yavaş sallanıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Yapraklar ağaçlarda;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Uzaklarda, çok uzaklarda,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Sucuların hiç durmayan çıngırakları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Nice medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu şehire yazılmış nice şiirlerden sadece biri. Çarşamba günü sevimli misafirimiz Aslı'nın valizlerini almak için eve geldik. Üstümü değiştirip gece vardiyası için yanıma alacakları ayarlarken, iki yıldır yol arkadaşım olan telefonumun kulaklığını evde unutmuşum. Havaalanından işyerine giderken bu güzel şehrin harika otobüslerinden olan ikarus ile tam bir saat yolculuk yaptım. Kulaklıklarım olmadığı ve müzik dinleyemediğim için kulaklarımın tecavüze uğramasına engel olamadım ikarus'un muazzam gürültüsü tarafından. Otobüsten indiğimde sersemlemiştim hafif de uykusuzluğun etkisiyle. İşyerine gitmeden önce halletmem gerekenleri halledip, akşam okumak için aldığım Penguen'e göz ata ata yola koyuldum. Bir trafik ışığının orada aniden ve uzunca çalan korna sesi ile irkildim. Bana çalınmamıştı. Kırmızı ışıkta bekleyen sürücüsünün hafiften yaşlıca olduğu bir kamyonete çalınmıştı biraz daha ilerlesin diye. Kornayı adama "ne yapıyorsun?" bakışı atıp devam ettim yoluma.&lt;br /&gt;Vardiya bitti gene yola döküldüm müziksiz. Gene bir kısa süreli ikarus işkencesi. Metrobüs denen meretin durağından eve yürürken gene hafif ve ağır taşıtların gürültüleri... Hepsi kulaklığı unuttuğum için. Lise sondan beri yolları, durumları, olayları müziksiz geçiremeyen biri için nasıl bir işkence siz düşünün.  Şimdi izninizle Orhan Veli'nin izni olmadan şiirini biraz değiştirmek istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İstanbul'u izliyorum, kulaklarım tıkalı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;  Önce hafiften bir rüzgar esiyor;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;  Yavaş yavaş süzülüyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;  Egzos dumanı havada;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;  Uzaklarda, çok uzaklarda,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;  Trafikte bekleyen sabırsızların kornaları,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İstanbul'u izliyorum, kulaklarım tıkalı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kusuruma bakma İstanbul, bu halinle seni ancak izleyebilirim, sessiz film edasıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5120670952619982851?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5120670952619982851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5120670952619982851&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5120670952619982851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5120670952619982851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/05/dinlemiyorum.html' title='Dinlemiyorum'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5663733451127555986</id><published>2009-04-25T21:03:00.002+03:00</published><updated>2009-04-25T21:05:49.418+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Yaşam</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;object width="420" height="339"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x5iwcq"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x5iwcq" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/swf/x5iwcq"&gt;Fallen&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;by &lt;a href="http://www.dailymotion.com/mikropikol"&gt;mikropikol&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5663733451127555986?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5663733451127555986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5663733451127555986&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5663733451127555986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5663733451127555986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/04/yasam.html' title='Yaşam'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-267525533575407850</id><published>2009-04-19T02:30:00.008+03:00</published><updated>2009-04-23T16:21:58.393+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir'/><title type='text'>Bugün Bayram</title><content type='html'>Bugün 23 Nisan, Neşe dolamıyor insan. Politikadan bu zamana kadar hep uzak durmaya çalışmıştım ama büyüdükçe uzak duramayacağımı acı bir şekilde anladım. Özellikle son 5 yılda ülkede dönen dolaplar, sosyal yapının ağırdan ağırdan değiştirilmesi, çağdaş yaşamı desteklemenin suç sayılması, insanın içindeki bayram sevgisini de köreltir oldu. Dünya üzerinde çocuklar için bayram kutlayan tek ülke biziz ama yakında kutlamalar için gelecek yabancı kız çocuklarını türban,çarşaf gibi terimlerle tanıştıracağımızdan endişe duyuyorum. Burada ne yazsam boş aslında. O yüzden işin ehline bırakıyorum söyleyeceklerimi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Akrep gibisin kardeşim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Serçe gibisin kardeşim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;serçenin telaşı içindesin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Midye gibisin kardeşim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;midye gibi kapalı, rahat.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir değil,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;           beş değil,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                      yüz milyonlarlasın maalesef.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Koyun gibisin kardeşim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gocuklu celep kaldırınca sopasını&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sürüye katılıverirsin hemen&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hani şu derya içre olup&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                       deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ve bu dünyada, bu zulüm&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                      senin sayende.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                      kabahat senin,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                                      demeğe de dilim varmıyor ama &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                      kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;                                                     &lt;br /&gt;Nazım Hikmet&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-267525533575407850?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/267525533575407850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=267525533575407850&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/267525533575407850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/267525533575407850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/04/bugun-bayram.html' title='Bugün Bayram'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-5171105588520525678</id><published>2009-04-05T21:23:00.005+03:00</published><updated>2009-04-05T22:50:01.969+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Know Thyself'/><title type='text'>Oku(ma)</title><content type='html'>&lt;a href="http://s427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/?action=view&amp;current=bookshelf.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i427.photobucket.com/albums/pp357/DarkTemplar21/bookshelf.jpg" border="0" alt="Photobucket"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendim bir yolunu bulup da beceremediğimden düzenli bir şekilde kitap okuyan tanıdıklarıma hep gıpta etmişimdir. Her ne kadar sanal ortamda ve mecmua bakımından okuma alışkanlığı kazanmış bir bünye sayılsam da kitap konusunda kesinlikle sınıfta kalıyorum. Milletimin magma seviyesinde sürünen o kitap okuma oranına katkıda bulunmaktan utanıyorum. Sanırım şu kadarcık hayatımda en düzenli kitap serüvenimi lisede yaşadım sanırım.Christian Jacq'ın Ramses serisi ile başlayıp, Yüzüklerin Efendisi serisine geçen ve kapanışı Harry Potter serisi ile yapan en faal okuma dönemimdi.Daha sonraki bir sene boşta gezme ve üniversite yılları bu dönem kadar verimli geçemedi malesef. Üniversitede hazırlık sınıfında ders olarak işlediğimiz kitapları değerlendirme dışı bırakıyorum çünkü her ne kadar bazılarını beğenmiş olsam da mecburiyetten okudum(bazılarını yarım yamalak). En son okuduğum kitap da gene okul nedeniyle, sınavda bir kısımından sorumlu olduğumuz için(3 sayfalık bir kısım) başladığım ama daha sonra etkisinden kurtulamayıp tüm kitabı ve kitap üzerine yazılan makaleleri oluduğum Thomas More'un Utopia'sı.  Tüm buralara nereden mi geldim? Bugün bir arkadaşımla,kadıköydeki Alkım kitapevini dolaşırken, gene o her kitapevine girdiğimde, Mango mağazasına girmiş aptal sarışın tiki misali, ortaya çıkan alışveriş dürtüm nüksetti. Ne zaman bir kitap evine girsem ne kadar az kitap okuduğum gerçeği sanki bir korku filminin inkar sahnesinde olacağı gibi kitaplar tarafından yüzüme vuruluyor. Kendimi paramın yettiğince kitap almaktan zor alıkoyuyorum. Neden diye sorabilirsiniz tabi ne zararı var? Tek zararı evde okunmayı bekleyen bir dizi kitabın okunmasını daha da geciktirme ihtimali. Aslında geciktirme ihtimali değil sanırım sorun. Sorun kitaplıkta duran okunmayı bekleyen bu kitapların vicdanım üzerinde yaptığı etki aslında. İstanbul'a geldim geleli atletik yaşam tarzına ayak uydurma sürecinde sanırım hayatımdaki yangında ilk kurtarılamayan eşya oldu kitaplar. Halbuki yukarıda asılı duran resimdeki gibi bir kitaplığım olmasını istiyorum ileride. Hepsi okduğum kitaplardan oluşsun. Kağıt diyarlardan öğrendiklerimi hayatımda uygulayabileyim istiyorum. Hayatımın durulmasını ve kendimi, kendime ait şeylere bırakmayı çok fazla arzular hale geldim sanırım. Ama bu isteğimi gerçekleştirmek için adımlarımı atıyorum artık. Engin denizlerde "Rastgele" diyorum kendime..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-5171105588520525678?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/5171105588520525678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=5171105588520525678&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5171105588520525678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3590894713803762782/posts/default/5171105588520525678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zimbilik.blogspot.com/2009/04/okuma.html' title='Oku(ma)'/><author><name>Zımbılik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00981040712172953423</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_IsIB40pw4FQ/SwKwrXmzn8I/AAAAAAAAADM/n7kv0gqMaG4/S220/Untitled.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3590894713803762782.post-4993907200190695330</id><published>2009-03-16T23:19:00.002+02:00</published><updated>2009-03-17T00:00:05.044+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoban Fikir'/><title type='text'>Film Yanığı</title><content type='html'>Bu günceyi ilk açtığımda yazdığım hoşgeldin yazısından hemen sonra ülkemin dvd sektörünün ne kadar kıt olduğundan şikayet etmiştim &lt;a href="http://zimbilik.blogspot.com/2008/10/mavi-boncuk.html"&gt;Mavi Boncuk&lt;/a&gt; yazısında. Sanırım beni duyanlar olmuş bir yerlerde. Bugün özel derse gitmeden önce zaman geçirmek için girdiğim d&amp;r'ın dvd kısmına geldiğimde farkettim bunu. Eski, siyah beyaz filmler dvd formatında piyasaya sürülmüştü. Ayhan Işık, Türkan Şoray gibi sanatçıların eski filmleri sıra sıra dizilmişti karşıma. Fiyatı da 2.90 gibi komik bir rakamdı. Kapağından "beklentilerinizi yüksek tutmayın" diye bas bas bağıran "Bir Yeşilçam Hatırası" serisi. Aldım iki tanesini( Türkan Şoray&amp;Sadri Alışık'tan  "Komşunun Tavuğu" ve Öztürk Serengil&amp;Türkan Şoray'dan "Adanalı Tayfur Kardeşler") denemek amaçlı. Merak ediyordum acaba yurtdışındaki gibi görüntü iyileştirme teknikleri kullanılmışmıydı her ne kadar kapağı ve fiyatından bana kibarca "hadi len oradan" dese de. Eve geldim ve az da olsa umutla açtım dvdyi. Menüye dair bir şey olmadığı için direk "filmi başlat" dedim. &lt;br /&gt;Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Bildiğiniz o eski tipte film makarası tadında görüntü. Bir yandan çok hoşuma gitti bu durum bir yandan da üzüldüm. Ülkemin güzel sektörü gene bir gelişme gösterememişti sanki. Yurtdışında görüntü iyileştirme teknikleri muazzam boyutlara ulaşmışken (Elimdeki Bachelor Party-1986- dvdsi en güzel örnek)ülkemde hala doğrudüzgün bir çalışmanın yapılamaması üzücü. Ama bir yandan da çok hoş tadı var bu durumun. O ilk izlediğiniz zamanki etkiyi aynen yapabiliyor. O eski duyguyu hala içinde barındırıyor bu hali. Sizi bilemem ama ben bu yeni Yeşilçam hatıralarını pek bir sevdim. Dört gözle Cingöz Recai'yi beklemekteyim hala.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3590894713803762782-4993907200190695330?l=zimbilik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zimbilik.blogspot.com/feeds/4993907200190695330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3590894713803762782&amp;postID=4993907200190695330&amp;
